Astroloji Kader'in Yorumlanmasıdır!

Vizyonunuz Açık Olsun... astrolojistik@gmail.com

free counters

avatarhayatın esmer kıyılarından,sarışın hüzünler çalan,kızıl hasretlere gebe,siyahın matemini geceye eş ederek gökyüzüyle olan yoldaşlığını kutsayan öylesine biri...'' dinim insan, kıblem yürek, felsefem Edep Ya Hu '' iletişim: astrolojistik@gmail.com

Son Yorumlar
Bağlantılarım
    Takipçilerim (7)
    Blogcu'da takip et!
    ayceozbelleesmeraldamoda plazaİlker ÇelikbuuluAYŞE GÜLvilmansur
    Tümü (7)

    24 Ağustos 2010 Balık Burcunda Ay Tutulumu-Full Moon in Pisces

    24 ağustos'u 25 'ine bağlayan yani bu gece an itibariyle Balık Burcunun 01°derecesinde Ay tutulması gerçekleşecek.her din ve öğreti tutulumlara önem vermiştir,tartışmaya girmeden nedir ne değildir gibi ispat etme kaygım olmadan,yaşadıklarımdan öğrendiklerimle, gözlemlerimle demem şu ki,bu gece ve önümüzdeki 8 ay boyunca gerek toplumun üst kademesinde olanlar gerekse halklar herkes vicdanıyla başbabaşadır KIYAM-ET öncesi İsa Bilincine yönelik sondan bir önceki uyanış anıdır bu. kör olmayalım içimizdeki gökyüzüne lütfen nolur.(isa bilinci, amentü esasında vardır, amentüye bağlanan, dinlere ,kitaplara ve peygamberlerin hepsine iman etmiştir. yani heyecanlanmayın hristiyan mı misyoner mi şu mu bu mu diye ben melamiyim kendime göreyim)

     

     

    ‎"balık-başak aksı dolunay etkisi, cehennemde gönüllü olarak hizmetçiliği simgeliyor,kişi inmek zorunda kendi karanlığına ve orada eline alıp süpürgeyi, temizlemeli beynini kemiren kurtlardan.12.ev ve 6.ev psikolojisine inin emi."

     

     

    bireysel bazda hangi ev alanımızla ilgili ise, o evleri karma yapın ,örnek 4.evimde tutulmakta ve 12.ev alanıyla karma yapmalıyım, neyi, ailemle ilgili sorunlarım olabilir, ya da bana öğretilen ailemden gelen kavramlarla ilgili sorunlar,yine en dip bilincimle ilgili rahatsız eden karanlıkta kalmış itirafımı bekleyen birikmiş konular, ve birikmiştir artık acı veriyordur soyut halindedir mazoşist bir hal almıştır, nereye kadar bu yüzleşmeden kaçmak değil mi...

    ve göstermem gereken yön ağrım 6.ev alanında 10.evde tr.güneş benim yönüm bu olacaktır dolunayı deneyimlememle ilgili gibi....eğer ki tam 1 derecede balık ve ya başak ta bir planet söz konusu ise işte bu tamamlama sürecinin ne yönde olacağını anlayabiliriz. ve nasıl davranmalıyız.negatifi nasıl pozitife çevirmeliyiz gibi. yıldızlar şer getirmiyor onları şer ya da hayra döndüren İNSANIN KENDİ BİLİNCİDİR.

    ‎"şiron(chiron ) ve lilith'in ortasında tutuluyor ay, birisi kişinin id benliği içindeki sadist dürtüleri, diğeri ise gelişmiş benlik,olgunluk ve mazoşist yönleri. acı ve ağrı ayrı şey, ağrı somut acı soyut,bu dönem günahlarımızla yüzleşme zamanımız yani hata var ise kabul etmeli.affetme odaklı bir nevi helallik almakla ilgili.

    balık burcunun 1 derecesindeki pegasus takım yıldızına ait "pegasususn burnu" olarak bilinen ENİF (al-anf) ile kavuşumda şuan ve etkisi maksimum 8 aylık bir tutulum bu.uranüs ve jüpiter'de scheat sabit yıldızı ile kavuşumda bireyselden ziyade toplum için önemli bir tutulum bu."

    "balık ve başak aksı içimizde olanın dışa tezahürüdür,içindeki dünya ne kadar sağlıklı ve güçlü ise dışındaki dünya ile de o oranda barışık olursun, insan hayvan değildir, insanı hayvandan ayıran nitelik, akıl ve fikir yani idraktir iradedir, hırsın fazlalığı,egonun taşımı gel geç illüzyonlara neden olur.kişi iç aleminde yalancı bir saltanat kurar ve dış dünyadan gelen bir rüzgar ile savrulur yıkılır. iç dünyanıza bakın harcınızda hile var ise 8 aylık dilimde saltanatınız yıkılacaktır son bir umut telafi yasasına gidin.şiron etkilerinizi inceleyin "

    "timsah gözyaşı gibi de olabilir mi acaba.yani istemeyerek ama acı vermeye güdümlenmiş bir şekilde ya kendimizi ya da diğerini acıtmak gibi. ve ardından etki geçtikten sonra günah çıkartmak için vicdani muhasebe sonrası daha da durumun vahimleşmesi gibi.bir yönüylede gelişmiş bir insan ise bu süreçte 12.evin sularında yüzerek karaya çıkması gibi, kendi cehenneminden yine kendisini çıkartması gibi. ve yine kendini adadığı ve hatta feda ettiği durumlar var ise artık dur demesi gibi, çok acı deneyimlere girmesi ve gözünün açılması gibi. uzar gider sanırım .. her halükarda bu tutulum ve son merkür retrosu 6.ev ve 12.ev bilincini ortaya döküyor ya hani, 6.ev sağlıktan ziyade kişisel gelişim ya hani ve 12.ev alanıda gelişmek isteyen önce yüzleşmeli ya kendisiyle hani, iyi olacak iyi iyi olacağıZ gibi:=) Yıldızlar şer getirmiyor insana ne yaparsa kendi bilinci yaptırıyor.ah bir, gelen her şeyi kendi bilincimizle yönetmeyi ama iyi yönde bir becerebilsek ah keşke.ne güzel, yıldızlar rehber oluyor ışık oluyor ama göz kör..."

     

    Sevgimle Kalın Emi

    ELİF HECE ÖZTÜRK (ESMERALDA)

     

    NOT: Yoğunluğumdan dolayı eskisi gibi uzun uzadıya teknik terimler ve bilimsel verilerle hazırladığım tutulum makaleleri gibi hazırlayamadım çok özür dilerim. fakat bilinçlenmemiz açısından facebookda yer alan baki dostlarımla yazıştığım notlarımdan derledim. zaten nasip iledir, birine yüz sayfa anlatırsın bir satır ya alır ya alamaz ,kimine ise bir satır kafidir alemi içine alır .ilmi hazmetmek dileğiyle emi.

    12 Eylül Referandum-Neye Evet Neye Hayır,Niye Evet Niye Hayır

     

     

    Türk siyasi tarihi son zamanlarda epey bir renklendi, adeta  komedi filmi izler gibi seyreyliyoruz, hepimizde bir relakslık hakim, onlar çocuk, küçük yaramazlar bizler halk ebeveynleri, oyun arkadaşlarıyla eğlenmelerini izliyor,kah tempo tutuyoruz (eller havaya), kah kıza kıza, söve söve...

    Bu referandum gerekli miydi? Anayasa Değişimi ne getirecek, kimlere göre iyi kimlere göre kötü, kimin isteği, yasayı hazırlayanlar kimler ve  ne kadar yeterli, birileri için mi yoksa bu ülke için mi?  Bir sürü sorular yumağı, değişen maddeler nelerdir , pek te bilinçli olduğumuzu söyleyemem, Bu ülkenin tümünü ilgilendiren bir reformdan ziyade adeta ,muhalafet ve iktidar arasında gelecek seçimin ön provası gibi oldu,

    Evetçiler körü körüne iman etmişler ile, hayırcılar sözde aydın geçinen salt hükümet karşıtı olup hayır diyelime odaklı olanlar cidden tuhaflaştık. Halk ikiye bölündü yine,evetçiler sağcı iktidar yanlısı, hayırcılar solcu iktidar karşıtı gibi bir hava hakim. işin aslı bu. ve kim neye evet neye hayır dediğini ve niye evet niye hayır olduğunu pek te idrak etmiş durumda değil. değiliz...

    Maddeleri incelediğimde, aslında sağduyu ile bakarsak duruma onaylanması gereken yeniliklerle dolu, sözde aydın ilerici olanlar  hayıra kilitlendi, e suç iktidarda, soğutursan halkını kendinden, ve hatta dininden olacağı bu idi. Bu ülke için onaylanması gereken bir anayasa olsa da hayır derler ne bekliyordun ki ..

    Astrolojik olarak daha önceki, tutulum, retro ve hatta 2008 yılında yazdığım makalelerde böyle bir şeyin olacağını zaten belirtmiştim, Uranüs ile gelen bir iktidar, uranüsün etkisinde bir iktidar (jüpiterle alakamız yok), mutlaka bir çok şeyi gerçekleştirecekti. öyle ya kolay kolay balık-uranüs geçişi amacını ortaya koymadan reformunu yapmadan gitmez hele ki bu etki bir ülkenin 10.ev alanında ise. 9.evinden gelmiş ise.

     

    12 eylül 1982 anayasasında Türkiye'nin natal haritasında, 7.evde güney ay düğümü lilith kavuşumu,4.evde satürn-merkür kavuşumu,5.ev alanında transit pluto'nun natal satürn-merkür kavuşumunun üzerindeki baskısını görüyoruz.82 anayasası Türkiye Cumhuriyetinin 5.ev alanı natal satürn-merkür pozisyonuyla aynı konumda.

    12 eylül 2010 tarihine baktığımızda (belirteçler bir ay öncesi ve sonrasıda dahildir),güney ay düğümü yine başrolde,natal pluto ile kavuşumda, Türkiye'nin haritasında güney ay düğümü ile uranüs kavuşumda balık burcunda, yani yenilik konusunda her zaman sıkıntılı olacağımız anlamını taşımakta, güney ay düğümü geçmişimiz, geleneklerimiz, belleğimizde kalıplaşmış her hangi bir değişime gerek duymadığımız kabullendiklerimiz ve uranüs ile kavuşumu türk siyasi tarihinde  alıştığımız modellerin dışına çıkmamızın her zaman kaos yaratcağını simgelemekte. yani öyle kolay kolay alışkanlıklarımızın dışına çıkmayı kabullenemeyiz, gerçi elzem olanlar , pluto baskısıyla satürn korkusuyla  istisna.

    82 anayasasında 1.ev alanımızda yer alan kuzey ay düğümü üzerinden, transit güney ay düğümü geçişini görmekteyiz, ve natal plutomuz da bu etkiye dahil,1.ev alanı "halk,halkın genel davranışları,bilinci,birlik olarak birarada gösterdiği reaksiyonlar,seçim,milli kişisel özellikler ve alışkanlıklarını"temsil etmekte,Pluto 82 anayasasında ölüm sonrası gelen doğumdu. ve amacına uygun olarak baskıcı ve tek taraflı idi. transit güney ay düğümü,natal pluto üzerinden geçişle , geçmişin hatalarını telafi etme yoluna itti, ve pluto ile oluşmuş 82 anayasasını yeniden gündeme taşıdı (yeni değil öncesi var) bir nevi 10.ev de yer alan jüpiter-uranüs etkisinide yanına alarak yeniliğe,iyimserliğe  herkesi memnun edecek kararlar alınmasını gündeme taşıdı, Transit lilith (kadın ve çocuk hakları, hukuki yaptırımlar,suçlular ve cezalandırma,karanlıkta kalan ,gizli pazarlıklar, oyunlar,korkutan ama belirsiz olan obesesif durumlar,karşı çıkış, ayaklanma ) 9.ev alanında natal güney ay düğümüyle kavuşum yaparak, geçmiş anayasadaki ,kadın ve çocuk hakları, aile kurumları, suçlu görülenler, cezayı hak edenler (kime göre neye göre, neyse ne ...!)gibi konuları yeniden gündeme taşıdı ve değişime eklendi, 9.ev politik (mundane) astrolojide,kanun ve yargı sistemini temsil etmekte, güney ay düğümü üzerinden geçişi, lilithin burada daha güçlü bir etki olması nedeniyle geçmişin yıkılmasını akidlerin bozulmasını göstermekte.

    82 anayasasında 7.ev alanında yer alan lilith üzerinden ,transit kuzey ay düğümü geçişi ise 7.ev alanının yine adaleti, dış ülke ve ilişkilerimizi, serbest kalan suçluları af yasasını,hükümete açık olan düşmanları temsil etmesi nedeniyle, açıkcası kuzey ay düğümünün varlığıyla umduklarını bulamayacaklarını göstermekte. yani hükümet karşıtı olanların hayal kırıklığına uğramaları gibi.

     

    retro merkür halinde iken bu referandumun yapılması ise, sonucun kısa süreli olacağını,çeşitli sorunlara yol açacağını 3.ev alanımızda olması nedeniyle işi artık oyuna dökeceklerini, siyasilerin showmanlikten sonra birde çelik çomak alıp oynar gibi bir aşağı bir yukarı pek çok değişim yapılacağını artık anayasamızın dikiş tutmayacağını göstermekte.

    sonuç itibariyle astrolojik verilere dayanarak ya legal ya illegal, ya seve seve ya da ... ... Evet çıkacaktır sandıktan. evet ya da hayır çıkması değil, asıl sorun TÜRK SİYASETİNİN önce askeri alanda prestijini kaybetmesi, ve şimdi de Yüksek Yargı alanında prestijini kaybetmesine doğru gitmekteyiz. Gelecek günler gösteriyor ki, 11.ev alanına Uranüs geçiş yaptığı sırada bu ülke ciddi kaoslara gebedir. Umarım önlem alınabilir, umarım halk yatıştırılır ve halka hak ettiği gibi davranan yöneticiler gelir. Şimdiki siyasetçilerin hiç biri bu vasıflara sahip değildir. Takım tutar gibi parti tutmayı bırakıp, belediyeciden başbakan olmaz, tüccardan cumhurbaşkanı olmaz,bunun ayrımına varır ve bizleri dış siyasi arenada Türkiye'li  kimliğimizle yönetecek idarecileri seçebiliriz umarım.

     

    Siz yine de sevgimle kalın emi

     

    Elif Hece

    Astrolojide Kentlerin Doğası - İZMİR

    Astrolojide İzmir Etkisi (Kişisel)

    Astrolojide her bir yıldızın, insan doğasıyla özdeşleşen bir karakteri kendine özgü bir dünyası mevcuttur, Mars denildiği vakit, aklıma, öfkeli, sabırsız, heyecanlı, risk almayı seven e biraz da kontrolsüz bir enerjiyle yarı panik atak yarı düşünmeyi eylem sonrasına bırakan yaramaz bir erkek çocuğu gelir, Neptün denildiği vakit, dünyadan kaçmış, korkmuş hatta bir köşeye çekilmiş, insandan değil, insanın vahşi id'lerinden uzaklaşmış, somut alanlara karnı tok, soyut alanlarda şuursuz bir halde hiç olma erdemiyle, kendine özgü dünyasıyla, bir insan gelir.

    Ve sonra yaşadığımız kentlerde, yıldızların doğasına benzer, Ankara denildiği zaman, içime bir kasvet çöker, yaşlı, yorgun ama tecrübeli, muhafazakâr bir yapısı olan, kısıtlı dar alanlara hapsolmuş, soğuk bir yüzü ve iklimi ile asla bir İzmir olamayacak olan, kendine bile kapalı, insanını yoran, köleleştiren, korkutan sürekli kontrol altında tutan, zaman mevhumunun çok önemli olduğu, sıradan insan ilişkilerinde bile politik samimiyetsizliğin en uçlarda olduğu, herkesin bir tepeye talip olduğu, tepedekilerin ise aşağıdakilere kalın bir duvar ördüğü, maddenin putlaştırıldığı bir Satürn aklıma gelir.

    İzmir, benim İzmir’im ve ben İzmir denildiği vakit, asiliği eşit haklar adına olan, kölelik ruhuna karşı çıkan, asla bir boyunduruk altına girmeye müsaade etmeyecek olan, kendine özgü ani şaşırtan pek çok sürprizleriyle her çağa uygun hümanist yaklaşımları olan, bir İstanbul gibi, hayatın harcadığı hayatlar değil, hayatı harcayan dolu dolu yaşayan insanlarıyla, hayatın yalnızlaştırdığı değil bilakis kalabalıklaştırdığı insani niteliklerle donatılmış grupları olan, ruhların özgür olduğu, beden esaretinin aşıldığı, büyülü, tuhaf bir enerjisi olan, bilinçaltında var olmuş, her bir düşüncenin, zihnin en üst seviyesinde, rahatlıkla son tasarımları yapılan, hayallerin vücut bulmada zorlanmadığı, düşüncelerin, hayallerin bir bir insanın gerçeği olduğu, bir Uranüs gelir aklıma.

    Satürn’ün aslında bu dünya yaşamı için oldukça gereksiz olan katılığından sonra, Uranüs ile aslı rüya olan bu uykuda, güzel rüyalarımın ve mucizelerin kentidir İzmir. Minik bir taş attım, körfezin lacivert sularına, kocaman bir halkayla, yaralarımı sarıp sarmalayan kenttir İzmir. İnsanlığa bitmiş olan inancı, ayakta tutan kenttir İzmir. Benim rüyam güzel başladı güzel devam ediyor, bunda elbet kendime olan özgüvenimin ve saygımın da temeli vardır, lakin günün birinde aşırı uçlarda bir marjinallik yaparsam şayet, "insandır hatasız kul olmaz" deyip, yine beni bağrına basacak olan kenttir İzmir.

    Sevgimle Kalın emi…

    Elif Hece

    Bornova/ İzmir

    (22 Temmuz 2004 -22 Temmuz 2010)

     

    Ek Not: Benim İzmir'im aynen yazıma görsellik katmış bu resimdeki gibi, derin bir lacivert ve üç yıldızın kesişim yapıp, orta noktasında ki "Ziya" halinde... Hades-Ziya-Elif Hece

     

    Güncelleme

    bugün aldığım bir ileti üzerine, daha önce ekşi sözlükte yayınladığım bir yazımı cevaben sunmak isterim, hem ismini bilmediğim arkadaşım için hem de BENİM İZMİR'im neden Ben İzmir anlaşılması bağlamında.

    görüşlerine saygı duyuyorum zira herkes için aynı anlamı ifade etmeyebilir.

    ve meçhul arkadaşıma gösterdiği ilgi ve yazısında ki, nezaket ve samimiyet adına teşekkürlerimi arz ediyorum.

     

    iZMİR BENİM, BEN İZMİR

    cennetin dünyadaki tezahürü... kırgınsan, incinmişsen, aykırı bulunup her defasında yerilmişsen, acımazsızca yargılanıp başka kentlerde, ruhunla asılmışsan, işte minik cennet...

    doğma büyüme, köken olarak ankara' lı olan, ve yaşamının bir bölümünü işe bağlı olarak zaman zaman istanbul' da geçirmiş, ankara' yı ve istanbul' u herşeyiyle a' dan z' ye en yücesi ve en dibine kadar yaşamış , görmüş ve ardından izmir' e yerleşmiş biri olarak, bu kent kadar, asude, huzurlu, düzenli, insanının sevgi çiçeği, çiçeklerinin insan olduğu, sosyal yardımlaşmanın, din, ırk, köken vb. kültürel ayrımlar yapılmaksızın eşit ve adil bir şekilde dağıtıldığı, ölüye saygılı, diriye sahip çıkan, her cuma sonrası herhangi bir semtinde cami önlerinde lokma dökülüp dağıtılan, ekmek yapılıp dağıtılan, kutlu doğum haftası diye bilinen hz. muhammed' in doğum gününün coşkuyla kutlandığı, yaşam standartları yüksek olanların mutevazi olduğu, ve insanlar arasında en aza indirgenmiş sosyal yaşam olanaklarının eşit olduğu, insanlarının inanılmaz yardımsever ve sahiplenici olduğu, paylaşıma ama her türden paylaşıma açık olduğu, insanlarının, kentin yerli halkının, yalnızları, bu kente aşık olanları, yabancıları sıcak sımsıcak şefkatle sardıkları, yüreği olan bir kent, ruhu olan bir kent ve o ruhun gözle görüldüğü bir kent.
    yaşadığı kentten, dahası yaşadığı evrenden soğuyan, bir intiharın düşsel yolculuğunda gezinirken, tam kendinizi araf' a bırakacağınız zaman, uzatılan eldir izmir. yaşamın ağır yüklerinin en aza indirgendiği bir kenttir izmir.
    dünyevi hırslara sahip olanların uzak durması gereken bir kenttir izmir, kişisel gelişim yolculuğunda tarihi ile, coğrafyası ile, denizi, kokusu, insanları, havası ve birbirinden değerli eski yapıtlarıyla, dünden bugüne yaşama sahip çıkmaktır izmir, yeniden doğumun ilk kapısıdır izmir, enerjisi en yüksek seviyede olan, yaşayan ölüye can verendir izmir. aşkları da, flörtleri de en az can yakan kenttir izmir, yaraları sarmaya, acıları dindirmeye hevesli , menfaatsiz dostları barındıran kenttir izmir,
    dünya sırrınız olsa korkmadan anlatabileceğiniz bir kenttir izmir, sırtınızdan vurmayan kenttir izmir,
    sokak kedilerinin bile evcil olduğu bir kenttir izmir. kaçmazlar insandan sokuluverirler yanınıza kırk yıllık ahbap gibi...
    yoktur bu kentte, çaresizlik, ümitsizlik, açlık ve yoksulluk yoktur bu kentte, insanlarının hırsları azdır,
    paraya değil maddeye değil, bir kere gelinecek olan bu dünyada bir mevlana hoşgörüsü, bir yunus emre' m aşkı olan, önce insan diyen kenttir izmir.
    sürgün olunan en güzel kenttir izmir, öyle ki bu sürgünlük hiç bitmesin diye dua edilen kenttir izmir...
    izmir ben' im ve ben izmir...

     

    29.01.2010- ELİF HECE- bella esmeralda ekşi sözlük'te ki yazar adım

     

     

    Yazan: gerek yok | Tarih: 2010-07-31 00:48:53
    Konu: izmir ve ankara kıyaslaması
    bence ankaraya ve izmire bakış açımız çok farklı sizinle ece hanım..ankara bence türkiyenin en güzel ve düzenli kentidir..en azından saturyen özellikler taşıdıgı konusunda hemfikiriz sizinle..ama bu saturn gibi sıkıcı ve baskıcı değildir ankara..ben izmirde de uzun yıllar yaşadım ve asla izmiri sevemedim..çünkü izmirin kalabalıklığı,düzensizliği beni çok rahatsız etti her zman..her taraf gecekondu dolu ve çarpık yapılaşmalar..sıvası,boyası olmayan tuğlaları açıkta duran binalar,bitirilmemiş köprüler yollar,boğucu insan kalabalığı,aşırı gürültü ve tabi körfezin kokusu..bütün bunlar bana marsiyen ve neptünyen esintileri çağrıştırıyor..zaten izmir diğer kentlere göre biraz daha duygusal bir kent olduğunu tecrubelerimden biliyorum..insanları eylenceye daha düşkün, manevi değerlere önem verilmeyen,insanlarının kendine hiçbir sınır koymadığı bir yer izmir benim kanaatimce, izmirde güzel olan tek yer karşıyakanın küçük bir kısmı sadece ama o bile ankaranın kızılayının yanında çok sönük kalır..içinde alışveriş yapabileceğimiz,gezebileceğimiz bir metrosu bile yok..ve tabi izmirin dondurucu kışını ve yakıcı yazından bahsetmeye gerk bile yok bence..sanırım izmiri sevmeniz oraya alışmış olmanızdan kaynaklanıyor çünkü bence izmirin sevilecek bir yanı yok..saygılar...

    Okumak,Bilmek, Anlamak Bir AŞK' tı...Astrolojiyle Tanışmam

    Okumayı ve yazmayı 3 yaşımda öğrendim, benden büyük olan abime annem derslerinde yardımcı olurken abimden daha çok dikkatle takip eder, harfleri, heceleri, kelimeleri abimden önce yazardım. okumak ,bilmek, öğrenmek, kainata ait her ne var ise yüreğimdeki kitaba almak ve kendime özgü sentezlemek orjinalini yakalamak en sağlıklı olanını tebliğ etmek gibi bir saplantım oluştu yıllar içinde. Benim için Okumak bir Aşktı.abimde bende zaten ilkokula çok erken başladık, valilik izni ile yanılmıyorsam  bir yerlere gitmiştik ve oradan izin alınmış yeterliliğimiz görülmüş ve okula başlamıştım.

    Müsbet ve menfi ilimler ama ne olursa olsun her şeyden bir parça bilmeliydim, almalıydım belleğime, okuma aşkım ciddi bir boyutta idi.bunu ilk fark eden babamdı, o yıllarda evimize  sürekli gazete ve dergi alırdı, 2.el kitaplar dergiler ama her alanda ve hatta yunan mezzalimi, barut ve ateş gibi 1940 larda kaleme alınmış ağır roman ve tarihsel araştırma kitapları bile olurdu arasında, onları dahi okurdum :) hiç sıkılmadan, kitaplar ve yazmak benim oyuncaklarımdı,oyun arkadaşlarımdı, ki iş hayatına atılana kadar hiç oyuncak bebeği olmamış, ancak kendisi iş alanına atılınca her ay aldığı maaşla porselen uzun saçlı oyuncak bebek alan biri için ...(TAKINTIM ZAAFIM ACILARIM)

    Kutsal kitabımızdaki harfleri bile kendim çözmüş sonradan büyükbabam ve mahallemizdeki yazları açılan  camilerde verilen kurslara giderek aynı dönem elif cüzü denmekte bilenler bilir hemen Kuran-ı Ker'im e geçmiştim ; yaşım 7:) o da ayrı bir konu, okumakla kalmayıp ezberime almıştım 3 senede Kutsal Kitabımızı.Mealini ne demek istiyor tefsirini öğrenmeye çalışmıştım. Okumak,Bilmek, Anlamak  Bir AŞK' tı...

    Ne bir çocuk ne bir yetişkin,yaş statüsü olmayan biriydim öylesine yalnız biri...

    Tüm yaşamım 20 yıl önce bugün,(çocukluğumdan bu yana , ilk kitapları elime aldığımda ,tarih atma ve adımı yazma gibi bir alışkanlığım mevcut) babamın yine yaz tatilinde okumam için getirdiği bir sürü kitabın arasında, Diana Erkut ve Nezihe Rona'nın kaleme aldığı Astroloji adlı bir kitapla tanışmamla değişime uğradı. Yaşam yönümü, misyonumu biliyordum artık, Astroloji kocaman bir şato idi, binlerce ,hatta sayısız odaları olan, ve her odada Kainata, Allah'ın sistemine ve Sırlarına , Var edilmiş her zerrenin Kainattaki yerine varıncaya dek , pek çok bilginin olduğu bir şato. bilmenin sonu yoktu. Hayatını bir ilime adamak gerekir ve seçim yapman istenirse ,benim cevabım astroloji olacaktır yine.

    Pek çok yerde anlatmışımdır Astrolojinin yaşamımdaki yerini,nelerden vazgeçtiğimi, kendimi nasıl törpülediğimi, nefsimin bazı isteklerine nasıl rest çektiğimi, reddettiğimi, bu ilim için bu yolda nelerle karşılaştığımı, ne kadar incitildiğimi, ve nihai susmayı tercih edip burada bu  sıcak benim için sıcacık olan gizli mabedimde kendimi yazmaya verdiğimi, Aşkımı anlatmışımdır. Velhasılıkelam ASTROLOJİ İLMİ benim yaşam yönümdür,yolumdur, dünyevi olarak başka bir işle ilgilenemem ruhuma zulumdür bu, özel yaşamım yoktur ne de özelimde olan yanımda olan hiç bir kimsem yoktur. günüm yetmiyor 24 saat yetmiyor, Her anım bu ilimle doludur,oyun arkadaşım Yıldızlar oldu artık.


    Bana biçilmiş, sonu belli olan ,son nefesimi verinceye dek bu dünyadaki konukluğumda, her şeye ve herkese rağmen, evlen, çocuk yap, mesleğine geri dön, bugünlerin yaşlılığıda var, sana kim bakacak ilerde , astroloji mi bakacak diyen dillere rağmen ,ASTROLOJİ İlmiyle sonsuzluğa giden yolumda bohçamı Kainatın bilgisiyle , Güzeller Güzelinin sistemindeki nice hayran olunacak sırlarıyla doldurmaya devam edeceğim inşallah.

     

    20.Yılımda son 4 senede tanıştığım , kalbime eklim olan tüm baki dostlarıma selam olsun.


    Okumak, Bilmek ve Anlamak Bir Aşk' tı... (dünyevi aşklara tutunamayan,alışamayan biri olarak)

    1- Yaratan Rabbinin adiyla oku! 3-5 Oku! Insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayi) ögreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir..

    Sevgimle Kalın emi...

    Elif Hece (Esmeralda)

     

     

     


     

    Hülya Koçak-Pozitif Işıklar Ve İyiliğin Gücü Sizinle Olsun

     

    " 26 haziran 1996 tarihi idi, minik bir kız çocuğu idim, ben ankara ' da siz istanbul' da, babamın aldığı bir astroloji kitabı sayesinde telefon numaranıza ulaşmıştım, o günden başlayıp 2007 ocak ayına kadar hayatımın her alanında siz oldunuz, bana yüreğinizi değil, evinizi ofisinizi ,ilminizi de açtınız, ankara' dan istanbul' a her gelişimde gülen gözlerinizle tatlı sohbetinizle ve ilminizden kana kana içirdiniz... o minik kız şlmdi büyüdü, sizden aldığı ilham ile, pozitif enerji ve iyiliğin gücü ile büyüdü.. bana yolladığınız ses kayıdı hala durmakta, istanbul' da beraber çektirdiğimiz fotoğraflar sararmadı hala, gittiğine inanmıyorum, sen yoksun diye düşünmüyorum... yaşıyorsun bizlerle bizlerin seni sevenlerinin yüreğinde... seni seviyorum güzel kadın, güzel anne...Dünya yaşamını terk edeli 3.yıl olmuş,ölümsüzlük,dünyayı terk ettikten sonra da hatırlanmak ya hani,güzel hatırlanıyorsun ve hatırlanacaksın daima,mekanın cennet olsun"

    G-20 Liderler Zirvesine Astrolojik Kısa Bir Bakış

     

    Dünyanın önde gelen, sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerinin toplandığı G-20 LİDERLER ZİRVESİ , Kanada'nın Toronto kentinde protestolar eşliğinde 26 Haziran itibariyle başladı. Son ay tutulmasıyla aynı anda başlayan zirve, Dünyanın sözde sahibi olan şahsiyetin,astrolojiyle de bağıntısı olabileceğini akıllara getirmiyor değil.(yükselen akrep şüphesi), eğer var ise böyle bir bağıntı ki, gölge şahsiyetin, okült-maji dünyasıyla yakından alakalı olduğu bir gerçek, özellikle daha da depresyona sokmak istiyor sanırım.(yükselen akrep sistemli paranoya) Tutulum Kanada üzerinden başlamıştı.

    Bu zirveler, birlik adı altında benlikten oluşan pek çok zirvelerden (zırva)sadece birisi, şimdiden ekonomisini düzeltme adımlarında bir parça başarı sağlayan ABD. , ekonomi ve birlik anlamında can çekişen yakın bir gelecekte fesh edilecek olan Avrupa Birliğine üye ülkelerin durumuyla ilgili," ben kendimi kurtardım siz ne halt ederseniz edin" gibilerinden demeçlere başladı bile. Özellikle Yunanistan tarihinin en zor ekonomik krizini yaşamakta, koç hakimiyetinde bir ülke ve Uranüs' ün büyülü, parçalayan, ayıran, yok eden, şaşırtan,gerilimi yüksek,reformları getiren, dönemine girdi, pluto'nun 90'lık kriziyle.Umarım ve dilerim bu kriz ve depresyonda Yunanistan,Türkiye'ye saldırmaz, ceviz kabuğunu doldurmayan bahanelerle karşı karşıya getirmez ülkeleri.


    G-20 Zirvesinin Kanada oturumunda,"küresel ekonominin durumu, ekonomik krize karşı alınan ve gelecek dönemde alınabilecek önlemler, mali sektör ve uluslararası finans kuruluşlarının reformu, ticaret ve yatırımlarda izlenen politikalar, mali iyileştirme, sürdürülebilir büyüme ve kalkınma konuları ele alınacak." tam bir oğlak pluto ,koç uranüs-satürn terazi girişimi de girişim olmasına, kirli girişimlere benziyor, bakalım yine hangi ülke insanına Büyük Güç, sözde  demokrasi götürmeye kalkışacak (!)


    Bu zirvede ilk kez (pek emin olmamakla beraber),liderler bire bir özel görüşme yapacak. Başbakan ile Obama ,yüzyüze görüşecek kapalı kapılar ardında. (çekeceksen restini çek ve arkasında dur,sonuçlarına biz halk olarak katlanırız ama iyi bir şeyler olacaksa, haybeye ölümlerle yüzleştirme bizleri, halkını emi),tutulum 6.7.evlerimizi kapsamıştı, natal 7.evde yer alan  natal pallas ve  transit kuzey ay düğümü kavuşumda, natal 5.evde yer alan transit pallasta yine,natal güneşle kavuşumda olup fırsat açısı şans açısı vermişti. korunan bir açı. 5.ev ülkeller astrolojisinde, borsa,speülasyonlar, halkın morali,ve ülkenin sahnesidir, rol yeteneğidir, zekasını yaratıcılıkla birleştirdiği yerdir,7.ev ise dış ülkeler,uluslararası anlaşmalar ve anlaşmazlıklar, açık düşmanlıklar,uluslararası ticaret, pazarlık gibi konuları içerir. Güneş o ülkenin liderini simgeler, pallas ise zeka,strateji, savaş,mücadele ve bu şiddetle değil, sözeldir,adı üstünde zeka ve strateji, bunu 5.evde kavuşumla sağlamışız,(sahne ve rol kabiliyeti, ama bizlere yapma show,yapacaklarına yap ki dur ardında) ve 7.evde uluslarası ilşkilerde, bu zekanın yanına kuzey ay düğümünü, geleceğin kadersel yönünü birleştirmişiz,almanın, artmanın,şansın ve yaşam içinde kolay seyredecek olayların etkisini almışız önümüze, bu durumda kopacaksa kıyamet kopsun, şans Türkiye'den yana, kadersel gidişatında kimin ve kimlerle aynı safda olacağımızı bilelim, bizim hiç bir ülkenin herhangi bir şeyine ihtiyacımız yok ki buna bilim de dahil, bu ülkenin insanı dış dünyada bilim adamı olarak başka ülkelere hizmet vermekte ve onlara da sahip çık (yeri gelmişken),bizim sorunumuz dış ülkelerce beslenen TERÖR' dür, bu halk için, işsizlikmiş, yoksullukmuş o kadar da önemli değil, gerekirse aç yatar bu halk , ama yeter artık verdiğimiz can kayıpları, dışa bağımlı bir Türkiye istemiyoruz,biz kimseye bağımlı değiliz.Avrupa Birliği çökmeye mahkum ,görünürde uluslararası ticaret oluşumu ama arka planda gizli bir tarikattır. Avrupa Birliği sevdamızdan da vazgeçelim. Gelecekte ki çok uzun değil en azından benim ömrüm görecek, Türkiye Lider Ülke konumuna geçecektir. Pluto yer altı kaynaklarını madenleri yönetir.ve uzunca bir süre, bizlerin, çalışma iş, hizmet ve gelişim alanında seyredecek, güneş'ten aldığı enerjiyle böylesi bir potansiyel var ve dış kumandalı olmayalım,halka çevirin gözünüzü,kulağınızı, bizleri birbirimize düşürecek olan , din, türban gibi oyuncaklar sunmayın, sunmalarına izin vermeyin.Ekonomiden Önce Terör' ü bitirin...!!!

     

    Sevgimle Kalın Emi...

    Elif Hece (Esmeralda)


     

     

    26 Haziran Parçalı Ay Tutulması-TÜRKİYE Natal Ve Transit Harita

     

     

     

     

     

     

    Not: Dün Gece 00:38'de bu kareyi görünteleyen Arkadaşım Nuri Aykurt'a teşekkürlerimle.

    26 Haziran Parçalı Ay Tutulması (Lunar Eclipse in Capricorn)

     

    26 Haziran’da Türkiye saatiyle 14.30 da, Oğlak-Yengeç aksının 4 ° 50 derecesinde gerçekleşecek olan Parçalı Ay tutulmasıyla ilgili olarak, bireysel ve dünya üzerindeki etkilerine kısa bir bakış yapalım, astroloji penceresiyle.

    Ay tutulmaları artık hepimizin bildiği üzere, içsel doğamızla ilgilidir, bizlerin başlatacağı olayları yönetir, dış tesirleri burada bizzat bizler başlatırız başlatmalıyızdır. Dolunay zamanları tamamlama, kesip atma, gereksizlerin artık su yüzüne çıkması ve direndiğimiz sıkı sıkıya bağlandığımız ne var ise üzerimizden atmamamızın iyi olacağını bizlere gösteren etkiler taşır. Oğlak öncü işarettir, sosyal toplumu, toplumun üst kademesinde olan insanları, finans dünyasını ve yapılanmayı simgeler, burada güç savaşları vardır, inatçılık hakimdir, herkes tepeye çıkmak ister kimse aşağıya dönüp bakmaz, ezilen mi var üzülen mi var diye.

    Gökyüzünde şekillenen karmaşık bir düzene giriyoruz bu aşikâr, öncü burçlarda olan tutulumlar temsil ettikleri alanlardaki konuları uzun süreliğine başlatırlar, düğmeye basmak gibi.

    Global Tutulum Etkisi

    Ay-pluto ile birleşim orbunda ve güneş-Merkür ile birleşmiş karşı durmakta, duygularda ve içgüdüsel davranışlarımızda yoğunlaşma, ego yükselimi, güç kullanarak kontrol kurma ve yine oğlak-yengeç’in muhafazakâr yapısında, eskiye ait değerlerde sosyal olarak bir uyanış ve devrimleri getirecektir. Merkür ve güneş enerjisiyle bunu içe atma değil daha çok görünür kılma, eyleme geçme etkisini verecektir. Dişil enerji ile eril enerjinin birleşimi ve ikisinin birlikte, eril enerjiye karşı çıkması, liderler ve yaşam kaynaklarını düzenleyen isimler arasında çatışmaları getirebilir Sözde görünen güçlüler ve aslında görünmeyen, gölgeleriyle dünyayı yönetenler arasında derin ve yoğun çatışmalar, Merkür’ün arabuluculuk, habercilik ve anlaşmaları yönetmesiyle, daha önceden yapılmış olan anlaşmaların fese edilmesi, hile ile yapılan işlerin açığa çıkması ve dünya sahnesinde ciddi anlamda mide bulandıracak pek çok olayın artık tamamlanma noktasına gelmesiyle son kez kusup bir daha ağzını açamaz duruma düşecek olan pek çok olaya şahit olacağız.

    Plutonun tutulumdaki etkin rollerinden biri de, zor kullanarak güç elde etme ve yine suikastları de yönetmesi yer alır.

    Başak burcunda seyreden Satürn ‘ün, yine öncü burçlardan olan Koç burcunda yer alan, Uranüs ve Jüpiter kavuşumuna, zorlayan etki vermesi, koç’un savaşçı yönlerini, Satürn’ün disipline etmeye çalışması, Uranüs ve jüpiterin her ülke ve her birimize göre yabancıları temsil etmesiyle, yabancısı olduğumuz konu ve topluluklarla gerilimleri artırabilir.

    Satürn burada kilit noktada aslında, başak burcu, coğrafi tabloda, Anadolu topraklarını, Mezopotamya ve Basra körfezinin sınırları içine alır. Ve Koç Avrupa 'yı yönetir, bir yerde kendini korumak isteyen, dış dünyaya kapalı, kısıtlamaların yoğun olduğu ve acil güvenliğe ihtiyaç duyan Satürn, diğer tarafta Jüpiter desteğiyle güçlenmiş, yenilik yapmak isteyen, devrimleri ve kargaşayı yöneten Uranüs gücü. Hangi ülkeler bunlar biliyorsunuz zaten!

    Uranüs ve jüpiterin, ay –pluto kavuşumuna kare açısı, dünya sahnesindeki bu gerilime muhatabı olmayanlarında müdahalelerde bulunacağının göstergesidir. Oğlak maddeseldir somut olanla ilgilenir, bir bakıma para dünyası ve yine pluto nun yer altını madenleri ve servet sahibi olan insanları yönetmesiyle, koç ta ki bu gerilim 2011 Mart ayına kadar etkin bir şekilde dünya sahnesinde, artık Uranüs ve Jüpiter’le, aleni bir şekilde abartılarak, kirli hesaplar ve oyunlar aleni bir şekilde gözler önüne serilecektir. Evet, bunları yazmak için astrolojiye gerek yok zaten meydanda olan şeyler, astroloji penceresinden de bakınca bu ilmin ne kadar muazzam bir dünya olduğunu ve yaratıcının dünya yaşamı üzerinde kurduğu sistemin yıldızlar aracılığıyla cereyan ettiğinin bir şekilde yine ispatıdır. Özellikle burç ve yıldızların anlamlarını yazdım irdeleyebilirsiniz. Bazı şeyleri ise yazamıyoruz maalesef, zaten gerginlik had safhada…

     

    Türkiye için Tutulum Etkileri

    İlk başta şunu söylemek istiyorum, Türkiye bu girmiş olduğumuz zorlu süreçte, tüm dünyayı etkisi altına alacak olayların başlangıç noktası olacak, , şuana değin dış politikada olan siyasi anlaşmalar ve topluluk, birlik gibi oluşumlara resti çekmenin zamanı geldiğini anlayacağımız bir bilinç hali canlanacak. Bu tutulumda transit palas(strateji, akıl oyunları, aklın en üst hali, zekâ, kurnazlık, savaş) ülkemizin güneşiyle kavuşumda ve tutulumda trine açı yapmakta ve natal pallasımızın üzerinde kavuşum yapmış bir kuzey ay düğümü desteğini de yanına alarak. Bu tutulum en çok ülkemiz adına iyi olacaktır. Geleceğin mimarı bir bakıma Türkiye’dir. Eğer bu etkiyi iyi değerlendirirsek, palaslın desteğiyle akıllı davranır, artık işgüzarlık yapmayı bırakır ve kendi başımıza karar verme yetisini kazanırsak Türkiye dediğim gibi yenidünya düzeninde geleceğin mimarı olacak. Yapı taşları Türkiye’den dağılacak yenidünya düzeninde. Bu bir ütopya değil. Birlikte göreceğiz. Elbette her doğum sancılıdır, elbette güneş doğmak için geceye muhtaçtır.

    Tutulum ülkemizin 6.ev sonunda 7.evin kapısına 3 orb ile yaklaşımda ve güneş te 12.ev sonu aynı şekilde 3 orb ile 1.ev yükselenimize kavuşumda, 12.ev ülkelerin gizli düşmanlarını yönetir, baskılanmış bilincini, ülke aleyhine olan faktörleri, perde araksında dönen olayları, gizli planları yönetir. Ve 1.evde gözle görülür hale dönüşür, aynı şekilde 7.ev ise açık düşmanlar, ortaklık, dış ülkelerle olan anlaşmalar vb yönetir. Şimdi bu durumda yukarıda değindiğim konuları da ekleyince bir ortaklık, bir masaya yatırılacak acil durum, dış ülkelerle olan anlaşmazlıklar ve uzlaşmaya yanaşmamak gibi… Neticelerini göreceğiz birlikte.

    Ülkemizin natal haritasında 10.evde yer alan admetos bu tutulumda i,kinci kilit noktasıdır. Kare zorlayan açı kalıbı içinde, pluto ve ay bileşkesine, admetos, katı, sabit, istikrarlı, dayanıklılık, askıya alınana işlerde hızlandırma, işlenmemiş hammaddelerimiz, kökenimiz, bilinçaltımızın en dibinin uyanışı gibi anlamları olan admetos karşı çıkacaktır, gerilimi tırmandıracaktır. Olması gerektiği şekliyle, uzmanlaşmayı da yönetir aynı zamanda ve 10.ev alanından 7.ev ve 1.ev alanına etkisiyle, sert olaylar demeçler ve kendini gösterme şeklinde vuku bulacaktır. admetos, ölüm halini yönetir şöyle ki, ölü gibi hareketsiz ölü gibi durağanlık ve en dipten gelerek yukarı doğru canlılığın simgesidir! Ani ve şaşırtan girişimler…

    Ülkemiz tutulum yayında değil, doğal felaketler olması gerektiği gibi olacaktır bu çokta şaşırtan bir durum değildir, özellikle tutulum güzergâhını takip eden alanlarda olacaktır. Kanada’dan başlayıp, Amerika, pasifik okyanusu, Japonya, Avustralya ve yeni Zelanda ya kadar uzanacaktır. Bu bölgelerde doğa olaylarını tetikleyecektir yine liderler dünyasında, ekonomide, finans alanında zorlayan şaşırtan çöküşleri de gündeme taşıyacaktır. Bir nokta var ki ay-pluto kavuşum, koç Jüpiter-Uranüs kavuşumuna kare akla devrimi getirmiyor değil. Bir ülke içinde anlı bir devrim söz konusu, yönetim değişikliği söz konusu, suikast vb. durumlara açığız. Zaman olarak temmuz sonu-25 Eylül- 2011 başlangıcı…

     

     “"coelum non animum mutant qui trans mare currunt"”

    “denizi aşan insanlar ruhlarını değil, gökyüzünü değiştirirler" yani denizi aşıyoruz birlikte ve sadece değişen dış dünyamız olmasın, o denizi aşarken görüp yaşadıklarımızla ruhlarımızı da değiştirelim mi ne dersiniz? Fırtınanın içinde değişmeyen bilinç başka hiç bir şekilde değişmez. E bu fırtınalarda bizlere haybeye mi gelmekte oluşmakta, yooo hayır, yüce yaratıcı atraksiyon olsun diye mi bu tür olaylara göz yummakta hayır, e bizim için tüm bunlar, insan dünyanın halifesi değil mi, evet halifesi, e bizim durumumuz nedir * eşref-i mahlûkattan, ş.mahlûkat olma yolundayız hepimiz. Bir kişinin bilinci değişse kurtulsa idrak etse, başka bilinçlerde nasiplenmez mi, nasiplenir, her birimiz kendimiz için olacaklara odaklanmış durumdayız, biz iyi olduk diyelim, ne fayda dış dünya değişmemişse...”

    Bireysel Ay Tutulması Etkileri

    Öncelikle Facebook’ ta ki aileme sevgilerimle,

     

    Bireysel olarak ay tutulması, içsel ve bizim artık tamamlamamız gereken olayların habercisidir, son noktaya gelen işlerimizi gözümüzün önüne getirecektir. Bu açılarına göre menfi de olabilir müspette, örneğin bir işyeriniz var, ortak diyelim, kardan ziyade zarardasınız ve bu sizi zorlamakta, siz ise inatla devam ettirme gayretindesiniz, zararın neresinden dönülse kar, tutulum 6.7.10.evinize denk geliyor (tamamen örnektir) ve Satürn ile haritanızda sert açıları var, siz hala direnmektesiniz peki bu tutulumda bu olayı noktalamazsanız ne olur? Bir kere zararınız olacaktır olmuştur da ve devamı niteliğinde elinizde bireysel olarak size ait olan değerlerde bu işe gidecektir ve sonuçta bu huzursuz eden iş durumu yine iyiye gitmeyecek ve olan kendinize ait olan değerlere de olacaktır. Midyat’a pirince giderken evdeki bulgur misali.

    Bu tutulum özellikle oğlak, yengeç, koç, terazi burçlarının ilk onluğunda doğanlarda etkin olacaktır, ardından bu burçlardan birinde ilk onluğunda kişisel planetleri olanlar ve yine transitte bu noktaya temas eden planetlere sahip olanları ilgili olduğu ev ile alakalı konularda artık tamam deme durumuna getirecektir. Bir söz geldi aklıma şimdi, Şems Tebriz-i’ye  ait idi yanılmıyorsam,

    Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın.”düzenim bozulur hayatımın altı üstüne gelir “diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını...??”

    Oğlak-Yengeç aksındaki bu tutulum,, bireysel bazda, aile yapımızı,ebeveynlerimizi, gelecek garantimizi, finans dünyamızı etkilemekte.herkesin ebeveyni , ailesinden biri,yakını ölecek diye bir kaide yok, eğer ki bu tutulum üzerine sizin natal haritanızdaki diğer enstrümanlarla etkileşimi var ise ortaya hüzün bestesi çıkacaktır.yoksa her tutulum her kişiyi etkilemez emi.kimi bu tutulum sayesinde uzun zamandır düşlediği uzatmalı olan bir ilişkisini evlilikle sonuçlandırır belirteçler oturmuştur, kimi de artık aile yuvasının kendisine zarar verdiğini ve diğerlerinin de sağlığını bozduğunu idrak edip yoluna yalnız devam etme kararı alabilir.

    Özet: her şey bilincimizle başladı ve yine bilincimizle devam etti, geldiğimiz ve getirdiğimiz dünya işte budur! Bundan sonrasında ise üstüne basa basa yinelemek istiyorum lütfen kendimiz değil ben değil, biz olarak bütünleşelim, gruplaşalım ama iyi için güzle için, ruhumuza bilincimize yakın olanlarla irtibatta kalalım ve bol bol dua edelim, bilinçlerimizi temizlemeye çalışalım, temiz bilinçlerle yücelir insanlık ve dünya bizlerin bilinci sayesinde durmakta ayakta ilave edeceğim daha pek çok terim ve açıklayacağım daha pek çok nokt var,lakin bu kadarını şimdilik yeterli görmekteyim emi. bu tutulumu daha iyi kavramak açısından lütfen sizler için faydalı olacaktır,zira sizleirn okumasının bana herhangi bir getirisi yok okumanızı talep ettim diye,lütfen daha önceki tutulum makalelerini ve yeni dünya düzeniyle ilgili yazılaırmı yeniden okuyunuz emi. Bilincini ben'e değil, bize açık edenlerle buluşmak ümidiyle.

     

    SEVGİMLE KALIN emi

    Elif Hece (Esmeralda)

     

    YENGEÇ ERKEĞİ- BALIK KADINI (SONSUZ AŞK)

    BALIK KADINI (Esmeralda)

    en münzevi halimde, yakışmayan bir kostümle,
    sevdaların sıtkından sıyrılarak
    Bizans' la dalaşmış Roma ile çarpışmış, en tarihi acılardan geçerek yanına geldiğimde, Madrid' den yediğim son ihanetle
    sevda sancağını yaktığımda, ve ardımda bırakıp zaferlerimi, yenilgilerime teslim olduğumda,

    ''hiç bir şey için geç değil''
    dediğin de ve seni duyduğumda, korkaklığımdan sıyrılıp yanına geldiğimde, ben varım artık üzülme dediğinde
    omzumun hiç eksilmeyen yükünü hafiflettiğinde, mutsuzluğumu şakrabanlıklara vurup gülümserken, gözlerimden damlayan yaşları, sigara dumanından deyip geçiştirirken,
    fasıllardan dem vurup, şiirlerden medet umarken
    karnım acıktı derken, fal bakan yok mu deyip
    karşılığında tam adresi bulmuşken,
    beni sorular ve sorunlarla yüzleştirirken...

    verdiklerinden çok veremediklerin için,
    çok isteyip yapamadıkların için,
    kırgınlıkların ve kendine olan kızgınlığın için,
    ağlama üzülme derken sana
    karşında duran o boynu bükük fotoğrafım için,
    gel dedin geldim,
    git dedin kaldım,
    sus dedin sustum,
    ve yine sensizliğinde, sessizliğinde
    içimde çoğalarak,
    aşk mı, sevgi mi, yoksa alışkanlık mı,
    çözemediğim her şey için
    içimde...
    doğum günlerimizde, (5 mart- 22 haziran- 22 temmuz)
    onca yoksulluğun ve yoksunluğun arasında
    aldığın hatıralarla,
    ve tanıdıkça insanları,
    ve gördükçe aşkın ilkel yüzlerini devleşerek
    içimde...

    göç ettiğim arkama bile bakmadan terk ettiğim Ankara adına,
    kariyerimi, etiketimi ve statümü bırakıp
    böylesi münzevi bir hayatı seçtiğim için,
    arkamdan deli diyenler adına.
    bayram sabahlarında ki burukluklarım adına,
    yaşadığım senle dolu ama çoğu sensiz geçen,

    mevsimler aylar adına ve bu günde böylesi bir günde
    yine yalnızlığım adına...

    tam da sorgularken hayatı,
    tam da kayarken ellerinden,
    tam da düşerken gözünden,
    aklımı başıma getirerek,
    bunca yılları hiç etmeyerek,
    NARÇİÇEĞİM dediğin günlerin,
    benden gizlediğin şeylerin,
    ve mahcup ve utangaç tavırlarınla,
    evet hep başkaydın sen zaten...

    ve her nedense akşamları gelirdin aklıma,
    oysa demiştim '' beni bir gece dahi olsa yalnız bırakma''
    bıraktın!
    bir gece değil, bazen aylar süren gecelerce...

    aşkın ilkel yüzüyle karşılaşınca,
    vur-kaç deplasmanlarıyla karşılaşınca,
    üreten değil tüketenlerle karşılaşınca,
    gönül frekansı kapalı, kendine bile bencillerle karşılaşınca,

    herşeyin lay loy lom olduğunu düşünenlerle karşılaşınca,

    ve leyle ile mecnun' a inat,
    ve hangi zamandan kalmışsak ikimiz
    LALE DEVRİ zamanlarında kalınca...

    açıklama zamanı gelmişken,
    susarak,
    içime kusarak,
    yutkunarak,
    ve masayı yumruklayarak,
    içimde devrilen kadehler gibi,
    gözümde tüten hasretim gibi,
    koynumda uyuttuğum sen gibi,
    tam zamanı geldi derken,
    tekrar içime dönmem gibi,
    evet sen!

     

    artık susmak yok konuşma sırası bizde,
    bildiklerinden çok bilmediklerinle,
    yaşadiklarindan çok yaşamadiklarinla,
    ve yaşamak istemediklerinle,
    tutamadiklarinla,
    veremediklerinle...

    evetlerden çok, hayirlari duymak güzeldi,
    yaşananlardan çok, yaşanmayacaklari ümit etmek güzeldi,
    olanlardan çok, olmayanlari bilmek güzeldi,
    seninle her türlü olumsuzluk yine de güzeldi....

    biz bu dünyaya ait değiliz,
    başka dünyaların çocuklarıyız,
    eş ruhuz, acılarımız bile aynı zamanlı derken,
    herkese inat parmağımda taşıdığım yüzükle,
    senin için verdiğim mücadelelerle,
    asla pişman olmadan,
    ve asla yılmadan
    ve
    şimdi
    geldiğim
    noktada
    en başarılı olmuşken
    yine yeniden
    senin için yıkarım derken,
    ve senin
    için yaparım bunları derken,
    çipildek güzel gözlü çocuk gözlerinde ki
    yalansız riyasız
    aşkınla teşekkür ederken,
    orda burda birileri
    böyle aşk olur mu derken,
    ve bizim öykümüzü yazacak
    yürekli bir yazar yokken,
    bir mucizeyi gerçek yapmak adına
    çıktığımız bu yolda,
    hala her şeye herkese inat ayakta sapasağlam dururken,
    sen içimde
    git gide
    aşkın ilkel yüzünü gördükçe
    devleşirken,

    ve
    artık
    söz
    sende
    yaz hadi yaz
    benim aşkımı yaz...
    belki ibret olur belki örnek
    ama kim olursa olsun yok bizden başkasında böyle yürek
    sen ne kadar bana melek desende
    melekliğin suç olduğu bu çağda
    inadına bin kere melek...
    NİCE NİCE YILLARA…

    Esmeralda

    YENGEÇ ERKEĞİ ( Hades)

     

    Ben seni hangi satıra hangi notaya hangi dizeye hangi besteye sığdırayım... Hangi şair yazabilir gözlerinin derinlerini... Hangi şarkı anlatır sözlerinin değerini... Necip Fazıl geçtiğin ateşten çemberleri anlatır, Nazım o yere göğe sığmayan küçücük özgür ama tutsak yüreğini, Ümit Yaşar'a o el yakan göz bulandıran sevda türkülerini bırakırdım, Attila ilhan'a gri izmir günlerini, Ahmed Arif hasretten eskittiğimiz (Ankara) prangaları... Hepsinin diyecek bir sözü vardır senin benim bizim için... Hangisi görse bizi dayanamaz söz ister... Birinden vazgeçsem eksik kalır bu acıların bin yıllık destanı... Ahmet tutunduğumuz acıların isyanını, feryadını, bedellerini, kaybettiğimiz gençliğimizi, tellere takılan mavi uçurtmalarımızı, kanayan yüreklerimizi, tenimizden bir türlü gitmek bilmeyen hasretliğimizi, Sezen uzak diyarlarda birbirini seven iki çocuğu, ezelden ebede birbirimize helal edilmiş hakkımızı ve artık Lale Devri'nde kalışımızı, Neşet kuraklıktan çatlamış topraklarımızın suya hasretini, ve daha niceleri neleri anlatır demiştim sığmaz hiçbir yere... Uzun zamandır anladım ki bizim gizlimiz saklımız yok. Hepsi hep bin ağızdan haykırıyor yaşadıklarımızı, acılarımızı, hasretimizi, sevgimizi... Ömrüm de sensin ölümüm de sen... Yüreğimin dinmeyen sızısı her zaman 18'lik narçiçeğim...

     

    Hades

     

    Yükseleni Akrep, özü Yengeç, Ay burcu Yengeç , kaderimin pusulası,

    Ruhumun eşi, arkadaşı, sırdaşı, yoldaşı, eş zamanlı acılarımızın ve sevinçlerimizin diğer yarısı, eksik olan diğer yarım, yarınım…

    7. yılımızda ve yeni yaşında,

    İyi ki doğdun, iyi ki biziz, doğum günün kutlu olsun…

     

    Nice Nice Yıllara…

     

     

    hAdE(s)MeRaLdA

    Yeni Dünya Düzeninde Türkiye'nin Rolü- 1.Perde

    Ve bugünlere, astroloji ilmi penceresinden, kısa bir bakış yapalım birlikte;

     

    Transit Hades, ülkemizin natal haritasında 12.evde (Hükümetin gizli düşmanları, casuslar, sabotajcılar, tahrip ediciler, göstericiler, şantajcılar, suç, suçlular, hapishaneler, yardım kurumları, kızıl haç, fakirlere yardım edenler, hayırseverler, gizli düşmanlar, Gizli servis ( gizli dedektifler, polisler, MIT vb ),esirler-rehine, büyük hayvanlar, hayvanat bahçeleri, vahşi hayvan, okült, yasaklamalar, suç koşulları, )ikizler burcunda yer alan 29 derecede ki ay ile kavuşumda. Ve bu daha uzun zamanı kapsıyor. natal ay üzerinde bir hades 12.ev alanında. Transit Satürn 4.evimizde ve bu noktaya 90 lık kare açı yapıyor. Sadece 9 ay evet sadece 9 aylık bir süreç. Olan biten, olmuş olacak her şey için bir 9 aylık süreç. İnsanın elinde olan irade-i cüzi mekanizması, seçimleri, düşünceleriyle attığı adımlar, eylemleri, aklını kullanması, birlik olması, çaba takdiri güzelleştirir. Takdir yeniden düzenlenebilir. Bekleyelim, baş tol oyuncularımızın oyunlarını izleyelim figüranlar olarak.2011 yılı bahar aylarına doğru ya şerre devam ya hayra selam.

    Ülkemiz, tepe noktasında 0 derecede, koç burcunda, mars karakterinde, ihtişamlı bir hades’e sahip, malefik olaylarda dünya sahnesinde hep lider konumunda, bu liderlik pek öyle hoş girişimler için değil, olayların başlangıç noktası dünya için hep bizim ülkemiz, keza pluto 1.evimizde ve değişimlerle dönüşümlerle dolu tarihimiz, kendimizi değiştirdiğimiz gibi çevremizi de değiştiren bir etkiyle.

    Oğlak burcunda yer alan, Transit kuzey ay düğümü, natal 1.ev pluto ile zıt açıda ve kuruluşumuzdan gelen, pluto-pallas zıt açısı, pallas stratejileri, zekâyı, diplomasiyi, en üst seviyede ise savaş ortamlarında yetenekleri, ülkelerin politikalarını vb. buna paralel olayların söz sahibi bir astreoid. pallas transit k.ay düğümü ile kavuşumda 7.ev alanında (Evlenme ve boşanma oranları, dış ilişkiler, dış ülkeler, yabancı ülkeler, uluslararası ilişkiler, uluslararası ticaret, uluslararası anlaşmazlıklar, savaş, anlaşmalar, mitingler, serbest kalan suçlular, kaçaklar, Adalet, hükümetin düşmanları).

    9.ev alanımızda (Din, gezici vaizler, camiler, imamlar, kiliseler, rahipler ve rahibeler, papazlar, dini düşünce, yüksekokullar ve üniversiteler, öğretmenler, felsefi düşünce, yüksekokul profesörleri, yüksekokul ve üniversite öğrencileri, uzak mesafelerle yapılan iletişim ( telefon, uydu, televizyon, telsiz, kısa dalga radyosu vb.),göç, uzun mesafe yolculuklar

    Kanun, avukatlar, mahkemeler, yargı. Gemicilik, başka ülkelerden satın alınan mal ve hizmetler, ihracat, uzun mesafeli nakliyat. Sömürgeler ve sömürgeler ile ilişkiler. Açıkça ilan edilen görüşler, reklam ve halkla ilişkiler.)

    Yer alan Hygeia( yaşam veren enerjileri simgeler, ömürde söz sahibidir, sağlıklı yaşam koşullarını simgeler) üzerinde, transit şiron ve lilith(black moon) kavuşumu başlamış durumda. Burnumuzun dibinde ve uzağımızda pek çok kayıp, yaralar yine yaralar. Masumlar, kadınlar, çocuklar. Kirli oyunlar. Yaşamı tehdit eden her türlü çirkinlikler. Ve önümüzde 26 Haziran ve 11 Temmuzda gerçekleşecek tutulumlar, etkilerini her tutulum çoğu zaman 1 ay öncesinden göstermeye başlar ve bir önceki tutulumda başlayan olaylar diğer tutulumla hayr ya da şer, imzasını atar ve geçer.

    Yengeç-oğlak aksında tutulumlar, önce 12.ev ile 6.evimizde ay tutulacak ve ardından 11 Temmuzda 1.ev alanımızda güneş tutulması gerçekleşecek. Bir yandan Uranüs-Scheat-Jüpiter kavuşumu, pluto karesi, satürn karşıt açısı, sembolik gezegen hades’in cehennemden başını çıkarıp yeryüzüne saçtığı kötü enerji, astreoidlerin bu tabloda kilit yerlerde anahtar vazifesi.

    Savaşın içindeyiz zaten, terör her şeyin bahanesi ve tam zamanı, anlayacağınız dilde yazıyorum, ASIN ARTIK O MAHLÛKU ASIN… O insan değil ki, kökeni kökü olsun, o da bir piyon zaten. laf zamanı değil, icraat zamanı. Ve ülkem uyuma ve halkım uyuma n’olur. 2.kurtuluş savaşımızdır bu. Bırakın artık varlık zannettiğiniz yoklukları, oyuncaklarınızı ve bizden sonrası için, çabalayalım, bir şey değişsin ya da değişmesin, beklemeden beklentisizce çabalayalım, çaba varsa takdirde var, takdir elbet şimdi değil ama zaman döngüsünde bizden sonraları için iyi olsun.

    Bilinçlerimizi temizleyelim, Kürt-Türk, Alevi-Sünni-başörtüsü, ermeni sorunu vs bunlar hepsi oyalama taktiği, gelmeyelim galeyana gelmeyelim! Biz kardeşiz hepimiz aynı toprağın ürünüyüz. Birlik olalım, büyükler küçüklere söz versin, küçükler büyüklerle yol alsın, anayasa değişimi, açılımdı, şu idi bu idi bunlar değil sorun, sorun bilinçlerimizde, kopukluğumuzda, kapımıza gelen tehlikeleri göz ardı etmemizde, Ülkemi seviyorum, toprağımı seviyorum, kurutmayın, kurutmayalım… İnsanı kurutmayın…

    "Burnuma yanık et kokusu geliyor ve daha bu sabah rüyamda her yere dökülmüş saçılmış minik çocukların kanlarını gördüm,taptaze, ateş içinde uyandım. Neden böyleyim, dağıtmaya çalışıyorum, deli deli şeyler yapıyorum, eğleniyorum güya, neden bu kadar etkileniyorum. Neden normal değilim ben neden... Midem bulanıyor. Gidenleri gitmeyin diye tutuyorum, oysa kendimde istiyorum gitmeyi, nereye kadar bu nereye kadar... Ben kendimden memnun değilim, alışamadım dünyaya ne yapsam alışamadım, dünyadan da değilim, olamıyorum dünyalı olamıyorum işte...!!! relaks diyorum hep relaks nereye relaks içimi ve dışımı bir ben biliyorum nereye relaks Ya Hu..."

     

    Herşeye rağmen sevgimle kalın emi

     

    Elif Hece (Esmeralda)

    Yeni Dünya Düzeninde Türkiye'nin Rolü


     

    Önceki makalelerimde de belirttiğim üzere, beklenen an geldi, dünya üzerindeki her olay 2012 ve sonrası aydınlanma öncesi, en dip karanlıkta. Tohumları önceden atılan kötülükler artık büyüdü, el birliğiyle, toplumun en küçük biriminden başlayıp, en yüksek tepesine kadar, istisnalar hariç bu tohumları bizler ekmiştik. Uzlaşma yok, anlaşmalara sadakat yok, egolar tavan yapmış, kırmızın efendisi insanın beynini ele geçirmiş, materyalist bir dünya içinde, duygularımız da mekanikleşmiş. İyi, iyiliğinden nefret eder olmuş, kötü, kötülüğüne doyumsuz olmuş, her çağda buna benzer döngüler yaşanmıştır lakin hiçbir çağ bu çağ kadar, insanlık adına kara olmamıştı. İlkel id benliklerimiz üst kimliğimiz olmuş, asıl özümüz olan, yaratılmışların en şereflisi olan eşref-i mahlûkat olan insan ise en şerefsiz olma yolunda. İnsanın kendi yarattığı, kendi koyduğu kurallar, kendi oluşturduğu töreler gelenekler, kendisine en büyük düşman olmuş. İnsan kendini ilahlaştırmış, kendisine putlar yapmış. Bir Abım (Altan Altın) şöyle diyordu;

     

    "NASIL DÜZELTECEĞİNİZİ BİLMİYORSANIZ ALLAHAŞKINA DÜNYANIN DÜZENİNİ BOZMAYI BIRAKIN..."

    düzeltme adına her şeyi arapsaçı yaptık, her türden sistem çöktü, eğitim, sağlık, hepsinden önemlisi, şair Nurullah Genç’in Yağmur adlı şiirinde geçtiği gibi” adaletin kılıcı kırıldı”

    Bir savaşın içindeyiz, zahiri olanı gizlenmekte ki nereye kadar başka kılıflarla yansıtılacak! Ya batini olan savaşlar, savaşlarımız, hepimiz bir an önce gitmek istiyoruz, en küçüğümüzden en büyüğümüze kadar, ihtarlar, intiharlar. (gitmene son anıma kadar engel olacağım bil bunu, yaşamak için vesile gerek ise o ben olacağım bil bunu, sol yanım).bugünlerin tablosunu 2 yıl önce izah etmiştim ve artık fazla yazmak istemiyorum bu alanda. Hepimiz biliyoruz hepimiz göz göre göre ateş çemberinde yana yana yaşıyoruz. Ateş bir kıvılcımdı önce ve artık yanardağ oldu, lavlar saçılıyor her yere, etlerimiz yanıyor, her yer yanık et kokusu her yer, dökülmüş taze kan renginde.

    Dünya sahnesinde başrol oyuncuları olanlar, etikete statüye sahip olanlar, biz figüranları oyalıyor işte, ne ile din ile para ile politika ile futbol ile çokluk olarak gördükleri, yokluklarla, hayal suretleriyle oyalıyorlar ki kendileri de oyalanıyor işte.

     

     

    *Bir büyük gözaltı hayatımız
    Ölü çocuklar coğrafyasında
    Kayıplar destanı hikâyemiz
    Melekler anaların dilsiz yasında *

     

    *sezen aksu-Tanrı'nın Gözyaşları*

    devamı...

    http://astrolojistik.blogcu.com/yeni-dunya-duzeninde-turkiye-nin-rolu-1-perde/8221503

    İNSANDAKİ ZİHİNSEL FONKSİYONLAR VE GEZEGEN ETKİLERİ

     

    İnsan dediğimiz varlıktaki bazı zihinsel fonksiyonları sayalım:

    Nefs (ben kavramı), akıl fikir, hayâl, idrak (kavrayış), vehim (varsayım), himmet, ve hâfıza (yani bellek).

    Bu saydığımız zihinsel fonksiyonlar esas itibarı ile iki ana kuvvetin etkisi altındadır... Yani, fikir, hayâl, duygu, nefs, himmet daima iki ana kuvvetin birinin tesiri altına girer. Ya, vehmin hükmü altına girerek çalışır, ya aklın hükmü altına girerek çalışır.

    Fikir; çeşitli konularda aklımıza gelen yeni yeni düşüncelerdir. Bize herhangi bir konuyu düşünmemizi sağlayan ana materyaldir. Kökeni ya beynin üretimi ya da dış etkilerdir; ilham, astrolojik etkiler vs...

    Sonrasında hayâl gelir. Yani, o fikirleri kafamızda hayâl ederiz.. Anlayıp kavramak için bir suret haline sokarız. Bu hayâl edişe aynı zamanda "musavvire gücü" denilir. Yani, tasvir etme şekillendirme. Beyinde şekillendirme olayı vardır. O fikirler otomatikman şekillenerek anlaşılır. O da nasıl anlaşılır? Müdrike yani idrak gücü ile, idrak edilir.

    Bu idrakın hemen sonrasında, o idrakı hükmü altına alan vehim vardır.

    Vehim özetle şudur:

    Var olmayan şeyi varsanmak!. Var olan şeyi de yoksaymaktır. "Varsayım" dediğimiz cevherdir.

    Bunlardan, "Nefs" dediğimiz yapıyı da Dünyanın ruhâniyeti meydana getirir.

    Fikir, Merkürün ruhâniyetinden;

    Hayâl, musavvire Venüsün ruhâniyetinden meydana gelir.

    İdrak, müdrike Güneşin ruhâniyetinden gelir.

    Vehim, Marsın ruhâniyetinden gelir.

    Himmet, Jüpiterin ruhâniyetinden gelir.

    Akıl, Satürn`ün ruhâniyetinden gelir. Fakat Satürn`ün ruhâniyetinden meydana gelen akıl maddi bir akıldır. Dünyaya ve maddeye dönüktür.

    Uranüs`ten gelen akıl ise "aklı kül"den yansımadır!. Çok geniş boyutlu, madde ötesine dönük düşünceleri meydana getirir. Madde ötesine dönük düşünceler Şiron`un uygun açıyla beslemesi hâlinde “hidayet” dediğimiz "ALLAH"a ve özüne yönelme" tesirlerini meydana getirir.

    Neptün, yüksek sezgi gücünü meydana getirir.

    Pluton, "ALLAH"`a ait "var etme ve yok etme" gücünün yeryüzünde zâhire çıkmasına vesile olur.

    Eğer bir kişide Merkür`ün tesirleri güçlü ise, onda çeşitli fikirler meydana gelir. Merkür`ün güçlü tesirini almış, ruhaniyetinden feyz almış insan, zeki insandır. Zekâ, Merkür`ün ruhaniyetine bağlıdır.

    Cinlerin büyük çoğunluğu, Merkür`ün güçlü tesirlerinden feyz aldıkları için hemen hepsinde zekâ güçlüdür. Dolayısı ile şeytan da çok zekidir. Buna karşın cinler, akıl yönünden zayıftırlar!.

    Bir insan zekî olabilir; fakat yeterince akıllı olmayabilir!... Akıllı olabilir; zekî olmayabilir!. Hem zekâsı hem de aklı kıt olabilir!. Hem zekî ve hem de akıllı olabilir!.. Çünkü zekâ Merkür`ün ruhâniyetinden kaynaklanır, akıl ise Satürn ve Uranüs tesirleri ile meydana gelir.

    İdrak (kavrama) gücünü Güneşin ruhâniyeti verir.

    Hayâl gücü Venüsün ruhaniyetinden hasıl olur. Buna Musavvire, şekillendirme gücü de denebilir.

    Kişinin himmeti (azmi) jüpiter`in ve Şiron`un tesirleri iledir.

    Güçlü olarak Jüpiter`in ruhaniyetini almışsa o kişi, maddeye dönük bir şekilde şanslı hayat sürer. Maddi sıkıntıları az, refahı fazla olur.. Şiron`un tesirini güçlü almışsa kişi, mâneviyata yönelir ve mâneviyatta büyük derecelere ulaşma imkanını elde eder.

    Satürn tamamen maddeye dönük bir akıl verir; yani bu kişi maddeyi ne yönde nasıl değerlendireceğini iyi bilir.

    Uranüs`ün ruhâniyetinden feyz alan kişi maddi nesnelere hiç bakmaz, değer vermez. Tamamen madde ötesi soyut değerler ve nesnelerle ilgilenir.. Yani, gerçek âlemin, madde ötesi bir yapı olduğunu idrak eder. Ona yönelir.

    Ancak, madde ötesi yapıya yönelme eğer Şirondan destek almamışsa o kişi felsefeci olarak kalır. Eğer bu hâl Şiron`dan desteklenmişse bu defa tasavvuf ehli velâyet mertebelerinin sahibi olur; icabında nübüvvet mertebesiyle zâhir olur. Aradaki fark Şiron`dan desteklenen bir Uranüs; veya Şiron`dan desteksiz kalmış Uranüs`tür.

    Felsefeci ile tasavvuf ehli arasındaki fark, "Şiron" farkıdır!. "Şiron" güneş sistemi içinde yer alan ve son yıllarda tesbit edilen bir gezegendir!..

    Ancak şunu dikkatten kaçırmayalım!..

    Allah, bir kişinin maneviyat ehli olmasını takdir etmişse, onu, uygun tesirler altında dünyaya getirir; ve mesela Şiron`un güçlü açılımı o kişiyi bu olaya hazırlar!. Yani, takdir ALLAH`ındır; yıldız ve planet etkileri ise takdiri oluşturan mekanizmadır!. Beyindeki bilincin yanında, elin yeri ne ise; ALLAH takdiri ve hükmünün yanında planet ve yıldızların yeri de odur!.

    Programında, Uranüs`ün etkisi güçlü olan; yani yüksek akıl sahibi olup maddeye değer vermeyen kişi eğer Şiron`un ruhaniyetinden feyz almamışsa bu kişi felsefeci olarak kalır!. Madde dünyası ile hiç uğraşmaz ve maddeye değer vermez. Ama mâneviyat yönü zayıftır.

    Esasen, bu tesirler, her insanda vardır..Ancak, bu tesirler kiminde güçlü olarak alınmıştır; kiminde de zayıf olarak... Bizler bu değişik tesirlerin oluşturduğu farklı formüle sahip bileşimleriz!.

     

    Ahmed Hulusi Beyefendiye' Baki selamlarımla...

    Sevgimle Kalın Emi

    Elif Hece (Esmeralda)

    Hak Ettiğimizle Değil Lütfunla Ağırla Bizi-Pluto-Uranüs Etkisi

    Devrimci, ani, şaşırtan,büyülü,bilim, elektrik ve doğal olaylarda depremlerin habercisi  reformist,kaosların, ihtilallerin aktörü olan Uranüs, savaşçı, aceleci,yenilikçi, lider,tahrik edici,sabırsız ve hızlı,cesur ve öncü Koç Burcuna geçti. Oğlak Burcunda seyreden Transit Pluto'nun malefik etkisine meydan okuyacak.

    Bir yanda, geleneksel,mükemmelliyetçi , inatçı,ihtiyatlı,titiz ve dakik,herşeyi kadere ve talihe bırakan,affetme özelliği olmayan,otoriter ve materyalist Oğlak etkisi, diğer tarafta taban tabana zıt bir Koç etkisi, gözle görülmeyene hükmeden, örten,kütleleri, atıkları, yıkımları,atom gücü ve suç ve cezayı,yavaş yavaş sinsice büyümeyi, başlangıç ve bitişleri, yaşam veren ve alan enerjileri,dış dünyadan ayrılmayı, dejenerasyonu,bakteriler ve virüsleri yöneten pluto etkisi.

    Her ikisi de kendine özgü bir dünya yaratma savaşına girecek, yani kim bizler gireceğiz, siyah ve beyaz'ın savaşı,iyi ve kötünün çekişmesi, lakin ne iyi göründüğü kadar iyi, ne de kötü göründüğü kadar kötü.

    21 Ağustos 2008 tarihinde kaleme aldığım bugünün özeti olan makalem için aşağıdaki linke tıklayınız

     

    .http://astrolojistik.blogcu.com/kendi-golgesi-pluto-ya-karsi/3954747

     

     

    (12.evin kadersel engel olmamızın mümkünü olmayan gelişmeleri temsil etmesi nedeniyle hades’in çirkin yüzünü ülkemiz epey derinden görecek…6.evde bulunan pluto siyasi ve ekonomik pek çok olayda artık dönüşü olmayacak yıkımları hazırlayacak ve yeni bir yapılanmaya doğru gidilecek…

     

    Mayıs 2010 yılından başlayarak yaklaşık 9 aylık olan bir süreçte,ülkemizin sınırları dahilinde etkin bir savaşın sıçramasına şahit olacağız!sınırlarımızın ihlali noktasında gerginlikler bu dönemde ekonomiyi de derinden etkileyecektir.)


    Sevgimle Kalın emi (sevgiden başka kalacak,daha önemli olan ne)


    Elif Hece (Esmeralda)

    Uranüs Koç Burcunda- Yeni Dünya Düzenine Giriş

    Özgür iradenin temsilcisi olan Uranüs, Balık burcundaki yolculuğun ardından 28 Mayıs 2010 tarihiyle Koç Burcuna giriş yaptı. Önceden 7 yıllık kontrat süresi belli olan evine yani Koç burcuna yerleşmeden, çevreyi etüt etmek adına bir süre Koç Burcunda seyrettikten sonra, ağustos ayında Balık Burcuna eşyalarını almak adına geri gidecek ve tam yerleşmesi ise 2011 yılı mart ayında olacak. Bu tarih itibariyle 2018 yılına kadar olan süreçte Koç Bilincini şuurlara enjekte edecek ve elbette yaşadığımız Dünya sistemine de.

    Satürn ötesi planetler (transandantal), toplumlarla, jenerasyonlarla ilintilidir. Bir toplumun aynasının arkasında ki sır, düşünceleri ve eylemlerdir, Önce düşünce oluşur ardından eyleme geçilir ve eylem bilinç halini alır ve bu bilinçte toplumun kaderi olur. Bir nevi insanın düşünceleridir dünyasında bulduğu ve gördüğü. Mars'ın enerjisini bir ormanı yakıp kül etmek içinde kullanabilir insan, aynı enerjiyle, bir çölü ağaçlandırmak su imkânları bulmak ve o çölü cennet yapmak içinde kullanabilir. Uranüs’ün enerjisiyle insan yaşamını kolaylaştıracak bir icat yapmak veya eşit haklar  adına hümanist bir davayı başlatmak için uğraşabilir,ya da bu enerjiyle toplumları birbirine düşürmek, kaos ve kargaşa ortamları yaratmak için de kullanabilir.

    Uranüs 2003 yılından bu yana balık burcunda etkilerini gösterdi, bu zaman dilimine kadar, balık alanı olan 12.eve ilişkin şuurlarımızda, manevi yaşam alanımızda, insanın kendini tanımasına ilişkin çalışmaların yoğunluğu, karmaşık düşüncelerdeki aydınlık, çeşitli felsefi akımlarda gruplaşmalar, her ülkenin kendine göre yabancısı olduğu kültürlere ait mistik, gizli ve spritüel alanlarda yaygınlaşma, gerçeklerden kaçmak adına, fuhuş alanında ve uyuşturucu kullanımında artma, kâinata ilişkin fizyolojik alanda pek çok deney, bulgu, özellikle okyanus ve yakın bölgelerde tsunami etkisi, deprem vb. diğer doğal afetler. Hayırseverlerin organize ettiği eğitim alanında pek çok yardımlaşma ve etkinlik. Gizlilik arz eden tarihin karanlık odalarına gizlenmiş, önemli isimlere ve kültürlere ait gerçek belgeler, din olgusunun ana tema olduğu çeşitli ülkelerde yönetime gelenler ve pek çok balık-Neptün ilişkisiyle yapılan icatlar, yenilikler. Balık bilinci kurban*kurtarıcı ve yardımseverliktir, kendini adamak ve beklentisiz olmak demektir. Onun beklediği kuldan değil ilahi olandandır ve bu minvalde uyanışa geçen pek çok bilinç. BEDENİNE AŞİNA, RUHUNA KÖR OLAN İNSANOĞLUNUN UYANIŞI…!

     

    Uranüs Koç Bilinci

    7 yıl boyunca, global anlamda Uranüs’ün etkileri, koç’un öncü, sabırsız, liderlik vasıflarıyla ve mars etkisiyle birleşeceğinden dolayı, ani ve fevri kararlar, geçmişe ait olan tüm yapılara karşı çıkma, yeni bir dünya düzeni yaratma, gözle görülür kılma, gizli olan hiçbir şeyin kalmaması. Bizlere ütopik gelen konularda gerçeğin ifşası, yeni meslekler, yeni buluşlar. Alışkanlıkların yerini alacak yeni hayatlar.

    Daha fazla özgürlük ve kula kul olmadığımızın savaşları. Maddesel değerlerin değil, insani değerlerin öne çıkacağı, beyinlerin bunun idrakine varacağı bir süreç. Oğlak burcunda seyreden pluto, Uranüs’ü 7 yıl boyunca kontrol etmeye çalışacak, Satürn terazide ilk yarısında Uranüs’e fren görevini üstlenecek ve tüm bunlara rağmen, koç-mars Savaşçı enerjisi ve Uranüs’ün elektrik etkisiyle gerçek anlamda bir savaşın ardından zafer koç bilincinin olacak. 2011 yılının özellikle Haziran ve Eylül ayları Uranüs – Jüpiter Koç bilincinin hedeflerini ve nasıl bir şuur için nelerden vazgeçmemiz gerektiği ve neler için mücadele vermemiz gerektiğini gözler önüne serecektir. Yıldızlar imtihanın dışında şer getirmez, insanın hak ettiğini yine kendisine hakkıyla verir.

    Önümüzdeki günlerde inşallah, ülkemize getireceği etkilerle görüşmek dileğiyle.

     

    Sevgimle Kalın emi…

    Elif Hece (Esmeralda)



    İnsan Ve Sırları

    “İnsan”ı zirveye götüren kuvveye eskiler “Himmet” demişler…
    İnsan”ı tüketen kuvveye ise “HIRS”!


    Bunları, kısaca, “daha” ile tanımlayabiliriz…
    İnsan” için bedene dönük hedefler, olursa olur, olmazsa aldırma ; türündendir.

    İnsansı” için bedene dönük hedefler, tek amaçtır!..Hatta bedenin arzuları için, parasını, adını, yuvasını ve değerli bildiği ne varsa hepsini feda edebilir. Dinini, inancını bile terkedebilir. Çünkü onlar zaten lâfta mevcuttu! Çevresindekiler hiç önemli değildir; “insansı” sırf bedeni, zevk organları için yaşar!… Lâyığını da bulur!.

    İnsan ” ise bilinç için yaşar…Allah” adıyla işaret edilene ermek en büyük ideâlidir!. Dünyevi ve maddî kayıplar onu hiç üzmez…Para, seks, nam-isim onda fazla bir değer taşımaz.

    Yaşadığı her an kimlere ne kazandırabilirim ebedî yaşamı itibariyle; diye düşünür ve her anını bu yolda değerlendirir.

    Bunlara “himmeti âli kişiler” derler…Onlarda “ Daha…” ebedî yaşama dönük olarak geçerlidir.

    İnsansı ”da ise daha…” ya paraya dönüktür ya sekse, ya da isim yapmaya…“Hırslı adam” ya da “hırslı kadın” derler…

    Cehennem ateşinin bir adı da “HIRS”tır; ki, bazıları yanmaktan âdeta zevk duyar; yanmak için, adını, parasını, yuvasını feda eder bir değersiz uğruna!.

    Bu uyarıları dikkate almayanlar, elbette ki yaptıklarının sonuçlarına katlanacaklardır ebeden.

    “Her kişi, ne için yaratılmışsa, ona o iş kolaylaştırılır!.”

    Ahmed Hulûsi Beyefendiye Baki selamlarımla...

     

    Sevgimle kalın emi

     

    Elif Hece(Esmeralda)

    Uranüs - Scheat Kavuşumu- Türkiye ve Dünya Üzerindeki Etkisi

    Dayanılmaz bir hal aldı artık yaşamak, ölmek mi kolay, yaşamak mı derken ölmek daha kolay kaldı. Dünya bir bilinmeze gidiyor diye değil, artık göre göre hep birlikte ateşe yürüyoruz. Her birimiz kendi kıyametini yaşıyor içinde, her birimiz kutsal metinlerde geçen o son anın ismi değişik değişik olsa da, o sırat köprüsünün üstünden kendimizce geçiyoruz, geçmeye çalışıyoruz. Ne kazanılan zaferlerin bir tadı var, ne de acılarımız o kadar asil. Yıldızların insan ve doğa yaşamındaki etkisini artık bilmeyen kalmadı, inanmayan da sanırım. Bazı beyinler algılamakta zorlanıyor onları suçlayamayız ki, onların idraki onların yaratılıştaki açılımları da o kadarıyla dolmuş. Bazen düşünmüyor değilim, bilmek mi iyi, yoksa hiç bilmemek mi? Peki ya bildiklerimiz ne kadar gerçek? Bildiğimizi zannettiğimiz şeyler ne katıyor yaşama, bilmeden yaşamak daha kolay olmaz mıydı? Çıplak görmeye başlıyorsun bir süre sonra baktığın her şeyi, kalplerdeki lekeye kadar görüyorsun ve hatta kendilerine itiraf edemediklerini bile biliyorsun görüyorsun, iyi bir şey mi bu? Hayır! Hiçte güzel bir şey değil, yalnızlaştırıyor insanı, ıssızlaştırıyor ve sonunda inzivada bir yabani, sürgün içinde sürgün yapıyor…

    Her çağın kendine göre bir yangını oluyor, kendine göre bir defosu, tarih böylece tarih oluyor, kimi ders mahiyetinde insanoğluna kimi ise insanoğlunun kendisiyle gururu oluyor. Yıldızlar Yaratıcıdan aldığı emirler doğrultusunda semahına devam ediyor, bazen yokluyor silkeliyor, bazen bereketi, huzuru ile lale devri sefahatını sunuyorlar.

    Âlem vesileler zinciri, her şeyin bir sebebi bir bahanesi oluyor, kurgulanmış bir sistem ve onun içinde oyuncaklar ve oyuncular bizler. Kimi oyuncaklarımız önceden tayin edilmiş, kimileride bizlerin zekâ ürünüyle üretilmiş oyuncaklar. Nedir bunlar? Para, politika, teknoloji, trend olan şeyler vb. oynuyoruz hep birlikte, kimimiz hep ebe oluyor, yakalamak bulmak zorunda bunları kimiz ise almış her şeyi çekilmiş sarayına , çoktan terk etmiş ebenin olduğu oyun alanını, keyfinde!

    Kimi oyundan hep galip, kimi fark etmiyor oyunda olsa da, kazansa da yok gibi hep mağlup. Bir parça elma şekeri veriliyor verilmesine de onunda oyunun asıl sahibi olan tarafından mislisi çıkartılıyor. Siyaset gibi, önce elma şekeri uzatırlar, satarsın oyunu ve sonra oyunla(oy’unla ) idareye alan satar seni ve sonra tüm oyuncuları, halkı…

    Bir söz vardı küçükken büyüklerimden duyardım, kime ait olduğu hakkında netliğim yok , (İsmet İnönü, Otto Von Bismarck, Hz.Muhammed), o söz diyordu ki; “ halklar hak ettiğiyle yönetilir.” Evet, hak ediyoruz bu sonuçları. Kadınlarımız kızlarımız fahişelik yolunda, erkeklerimiz gençlerimiz hırsızlık, cinayet, batak, terörist olma yolunda.

    Demiştim ya, her şeyin bir vesilesi, bir bahanesi bir sebebi var, direnenler yorgun, bıkkın, bitkin, can çekişiyor, kendi bırakanlar ise memnun mu hayır!

     

    Zor bir çağa, zor bir tarihe geçiş yaptık, bizim yaşadığımız bu tarih yüzyıllar sonra anılacak. Ders olup okullarda ödev olacak, tez konusu olacak. 2012 fenomeni yaklaşırken artık biliyoruz kıyamet değil, nasibi olanların kıyam- edeceklerini. Başladı zaten bu süreç ve bu yüzden sıkıntılı dünyanın atmosferi. İnsan dünyaya değil, dünya insana bağlı bir enerjiyle ve artık dünya taşıyamıyor bunca negatif enerjiyi, ne verirsen onu alıyorsun, ne ekersen onu biçiyorsun ya hani, işte ektiklerimiz ve şimdi biçme hasat zamanı. Satürn başak ta yolculuğunu yaptığı dönemde son çağ öncesi bir hasat için şanstı ve şimdi artık terazi de işte biçme zamanı, adilane. Şuanda retroda Satürn başak burcunda son derecesinde ve temmuz ayı itibariyle 2 yıl boyunca terazi burcunda seyredecek. Uranüs balık burcunda son derecesinde transitine devam ediyor ve o da Koç  burcuna geçecek. Öncü burçların düellosu, yeni bir çağ yeni bir düzen. Ama öncesi kaos öncesi fırtına öncesi insanlık utancı her türden skandal, her türden aykırılık, her türden bilinçsizce şuursuzca yapılan milyonlarca işgüzarlık.

     

     

     

    Ve şuana günümüze dönelim, sabit yıldızlardan olan scheat yıldızı (29 ° Balık 22)ile Uranüs kavuşumda ve Jüpiter de bu etkiye yaklaşımda, Satürn keza başak burcunda retroda ve temmuz ayına kadar devam edecek, değişken burçların, ne yapacağı kestirilemeyen ve trajik ani etki veren değişken burçlardaki bu karşıt açı ile çok şeye gebe özellikle Türkiye ve dünya. Neden Türkiye, zira ülkemizin 10.ev alanında gerçekleşmekte bu etki. mundane astrolojisinde 10.ev alanı, ülkenin prestijini, itibarını, hükümeti ve en üst düzeyde olan yetkililerini, dış ülkelerle yapılan ticari ilişkileri ve yine ülkenin yapılanmasını, yapı taşlarında oynamaları vb. idare durumlarını yönetmekte. Scheat yıldızı astrolojide, malefik etkili bir yıldızdır, trajik ölümleri, intihar vakalarını, her türden kazaları ve toplu ölümleri, özellikle sudan gelen tehlikeleri, sel, batık, madenleri göçükleri, sızma gaz kaçaklarını büyük ölçüde felaketleri, uçak kazalarını, tutsaklığı ve yine isim yapmış tanınan kişilerin suikast gibi, zehirlenme gibi, şaibeli olacak şekilde ölümlerini temsil etmekte. Uranüs etkisi ile birleşince, ani, şaşırtan, skandal olmaya yatkın olayları, kötü sürprizleri, beklenmeyen negatif pek çok değişimi beraberinde getirecektir. Astroloji de olaylar gerçekleşmeye,

     

    1-yaklaşım

    2-tam kavuşum

    3-uzaklaşma

    başlar.

     

                   

     

     


     

     

    22 Temmuz da gerçekleşen tam güneş tutulması, 20 Aralık-10 Mart aslan burcunda mars retrosu, 26 Aralık-15 Ocak oğlak Merkür retrosu ve son olaraktan boğa burcunda gerçekleşen Merkür retrosu ile ilahi sistem düğmeye bastı. İlk tarihten başlayıp şuana kadar olan gündeme bakarsak şayet, hep o etkinin ürünleridir şuandaki durumun izahı. Ve bu süreç 6 yıl daha devam edecek.

     

     

    Başrolde olan Uranüs ve scheat yıldızı kavuşum etkisi. Detaylara girmiyorum fazla, medyum, falcı vari söylemlerden zaten hazzetmiyorum,astroloji bir bilim ve ilim alanıdır.yukarıda ana başlıkları, temsil ettiği alanlar ve etkileşim yayında olduğu belirteçleri yazdım. Genişletmek, araştırmak ve sonuca gitmek için gerekli olan verileri sundum. Yok darbe olacak, hükümet düşecek, terör eylemleri çoğalacak vs. yazıp geçmek  astrolojiye hakarettir, açıları nedenleri kalıpları yazılmadan anlatılmadan. Buyrun işte sizlere teknik bilgi.

     

    Her şer’de bir hayr vardır…!

     

     

    Sevgimle kalın emi…

    Elif Hece (Esmeralda)

     

     

     

    Tamamlayıcı geçmiş linkler

    http://astrolojistik.blogcu.com/tam-gunes-tutulmasi-22-temmuz-2009/5816630

    http://astrolojistik.blogcu.com/20-aralik-10-mart-mars-aslan-burcunda-retroda-i/6592008

    http://astrolojistik.blogcu.com/20-aralik-10-mart-mars-aslan-burcunda-retroda-ii/6592013

    http://astrolojistik.blogcu.com/26-aralik-15-ocak-merkur-oglak-burcunda-retroda/6626561

    http://astrolojistik.blogcu.com/31-aralik-2009-parcali-ay-tutulmasi/6686924


    Astroloji'nin Gerçeği

    Paylaş

     

    Bildiğimiz gibi senelerdir insanların aklını kurcalayan astroloji çağımızda halen yanlış algılanmaktadır. Esasında son derece yararlı bir bilim olarak nitelendirilmesi gereken Astroloji günümüzde maalesef bazı istismarcı kesimler tarafından bizlere doğru olmayan bir şekilde aktarılmış ve bunun neticesi olarak da insanoğlu konuya tam olarak vakıf olamamıştır. Bu sebepten dolayı Astroloji deyince aklımıza hep o adına FAL dediğimiz kavram gelmektedir. Halbuki Fal ve Astroloji tamamiyle birbirlerinden ayrı olan iki kavramdır. Bu sebepten dolayıdır ki Astroloji hiçbir şekilde anlaşılamamış ve insanlar tarafından sanki gökyüzünden bizlere yansıyan bir sihirsel güç olarak kabul edilmiş ve bu yüzden de esas yönü itibariyle değerlendirilememiştir. Peki o zaman şu soruyu sormak gerekir:
    "Astrolojinin ne olduğunu tam olarak bilebilmemiz ve de onun gerçeğini algılayabilmemiz için herşeyden önce açık, tarafsız ve radikal bir şekilde bilgilerimizi tekrardan gözden geçirmeli değil miyiz ?"
    Evet, henüz bir bilim dalı olarak değerlendirilmeyen Astroloji gerçeği itibariyle güneş sistemimiz içinde bulunan hiyerarşik ve son derece mükemmel bir sistemin ve işleyişin göstergesidir. Bu sistem içerisinde Dünya ve uydusu olan Ay'dan hariç 8 tane daha gezegen bulunmakta olup herbiri kendilerine özgü değişik elementlerden oluşan fizyolojik bir yapıdan oluşmaktadır. Bu elementler bize o gezegenin karakteristik özellikleri hakkında bilgi verir. Bizler ise her daim uzaydan yansıyan bu gezegenlerin kozmik enerjilerini alıp beynimizde bunların yaptığı açılımı yaşamaktayız. Bizlere yansıyan bu kozmik enerjinin oranı kişiden kişiye değişmektedir. Bazı insanlarda bu özellikler fazlası ile ortaya çıkarken bazılarında ise bu durum tamamiyle bunun zıttıdır. Çünkü her kişinin doğum anına göre almış olduğu kozmik tesirler gezegenlerin o andaki gökyüzündeki konumlarına ve diğer gezegenler ile yaptığı açılara bağlıdır. Ayrıca güneş sistemimizde bulunan her gezegenin kendine göre ihtiva ettiği özellikler de vardır. Bu özellikler ise her gezegenin bileşiminde bulunan kozmik bir enerjinin kozmosa yansıması olarak anlaşılabilir.
    Mesela örnek olarak Mars adını verdiğimiz planeti ele alalım. Mars kızıl renkte bir planet olup yüzeyinde bulunan alev ve radyasyon katmanlarını uzaya diğer gezegenler gibi yayan bir planetdir. İşte bu yüzden de adına astrolojide kızgın planet adı verilmiştir. Bu bakımdan Astroloji'de haritasında Mars planeti bir kişinin her türlü arzu, ihtiras, enerji, şiddet ve hareketliliğinin boyutu hakkında bize bilgi verir. Peki ama bu da ne demek oluyor ki diyeceksiniz elbette. Nasıl bizlerden kilometrelerce uzaklıkta olan bir planet bu tesirlerini dünya'ya gönderip de bu duruma sebep oluyor? İşte burayı çok iyi anlamak gerekir. Çünkü bu gezegenin içerdiği tüm elementler insanlara tesiri ulaştığı zaman onların beyinlerinde kızgın ve asabi bir yapıyı oluşturmaktadır. Peki bu nasıl olmaktadır. Acaba bu durumu hiç düşündünüz mü ? Bu durumu açıklayabilmek için sizlere şu örneği vermemde yarar görmekteyim:
    Diyelim ki ben karşıma bir insanı alıp onunla konuşmağa başladığımda beynimden elektromanyetik dalgalar yayılmaya başlayacak ve böylece o kişide benden gelen dalgalara göre bir açılım oluşacaktır. Ben o kişiyi konuşmalarımla rahatlatabildiğim gibi bunun tam tersini de yapabilirim. Yani o kişiyi benden giden menfi tesirlerle kızdırıp hatta kendimden nefret bile ettirebilirim. Bu gerçekten mümkündür. Eğer o kişide doğuştan gelen bir programlama ürünü olarak duygusallık var ise işte o zaman dediklerimden ağır etkilenecek ve bunun sonucu olarak azap da duyacaktır. Ama eğer akılcı bir yapıya sahip ise o zaman durum bunun tam tersidir. İşte aynı şekilde insanların beyinlerine her an uzaydan adeta kozmik bir bombardiman şeklinde isabet etmekte olan bu 8 planetin tesiri de aynen böyledir. Dolayısıyle, bizler sadece ve sadece güneşten ve aydan gelen ışınları almakla kalmayıp ayrıca diğer 8 ayrı planetden de bize yansıyan özellikleri almaktayız. İçinde bulunduğumuz sistem güneş sistemine bağlı olduğu içindir ki bizler güneş etrafında dönen 8 ayrı planetin tesirlerini almakla her an karşı karşıyayız.
    Nasıl ki bir gezegen üzerinde bulunan kükürt, azot, nitrojen, oksijen, karbon vs gibi elementler bize o gezegenin yapısı hakkında bilgi vermektedir, işte aynı şekilde o gezegenden gelen tesir de bu elementleri içeren bir yapıdadır. Bugün bilim adamları gezegenlerde hangi elementlerin ağırlıklı olarak bulunduğunu uydular aracılığı ile ölçüp rahatlıkla tespit etmektedirler. Böylece daha o gezegene bile gitmeye gerek kalmadan o gezegenin temel yapısını oluşturan özellikler hakkında birçok bilgi elde edilebilmektedir. Güneşten bizlere her an yansıyan 'D' vitaminin dünyamıza ulaşması ve bizlerin de bundan istifade etmesi bunun apaçık bir örneğidir. Eğer biz güneşten gelen D vitaminlerinini göremiyorsak bu o tesirin olmadığına işaret olarak kabul edilemez. Zira herşeyden önce bilim ve teknik bunu reddeder.
    Meseleye bugünkü pozitif bilim ışığı altında bakarsak o zaman muazzam bir tablo ile karşı karşı'ya kalırız. Bildiğimiz gibi evrende mevcut bulunan kuantsal enerji her boyutta enerji denilen gücün eşit olarak var olduğunu ve tümel bir bilincin var olduğunu göstermektedir. Bu bilinç evrenin kendisinde bir bilinç mevcut olduğuna işaret eder ki buna İngilizce "Universal Consciousness" adı verilmektedir. Yani diğer bir ifade ile evrenin kendisine has canlı ve bilinçli bir yapıda olduğunu artık bugünkü bilim de tespit etmiştir. Ayrıca bu durum evrenin kendinde olan özelliklerini seyr etmesi, yani kendi varlığının farkında olması ve bunun sonucu olarak da kuantsal bir şuur yapıya sahip olmasına da işaret etmektedir.
    Evet, görüldüğü üzere Astroloji bize gökyüzünden uzanan Tanrı'nın bir eli değil, sistemde bulunan mükemmel bir tekliğin işleyişini gösteren bir mekanizmadır. Bu sistem Evrensel Bilinç adını verdiğimiz ve evrenin şuursal bir bilinç olduğunu bizlere anlatmaktadır. Bugün artık kozmoloji ve astronomi ile ilgilenen bütün bilim adamları evrenin sonsuz, parçalara bölünmez, tek bir yapıdan oluştuğu üzerinde birleşmektedirler. Hal böyle iken bizlerin Astroloji bilimini hala mistik okültisme dayalı bir falcılık olarak değerlendirmesi son derece gülünçtür. Henüz tam olarak değerlendirmeye tabi tutamadığımız astroloji esasında tümüyle bilimsel gerçeklere dayanır ve bunun ispatı da sadece güneş sisteminde bulunan planetlerde değil kendinizdedir. Şüphesiz gelecekte popüler bilimlerden birisi olarak değerlendirilecek Astroloji herkesin tabiatına ve kişiliğine yönelik en net bilgileri verebilen bir insanlık bilimi olarak toplumda yer alacaktır. Şimdiye kadar elde ettiğim bilgiler ışığı altında sizlere huzurunuzdan ayrılmadan önce diyeceğim ise şu olacak:
    Astroloji bilimsel gerçeklere dayanmakla kalmayıp ayrıca bilimin de ta kendisidir. Milenyum'a sadece birkaç ay kala bilim ve tekniğin çığ gibi geliştiği bu çağda lütfen astrolojiyi hala safsata üzerine bina eilmiş gereksiz bir uğraş olarak görenlere sesleniyorum. Lütfen temelsiz ve boş inançlarla uğraşmayı bırakalım, özümüze dönüp yeni ufuklara açılalım. Gerçekleri bilimsel gelişmeler ışığı altında farketmeye çalışalım. Ancak ve ancak o zaman kabuğumuzdan çıkıp herşeyi değerlendirebilecek seviyeye gelmiş olacağız. Bunun semeresini de elbette ileride alacağız. Sizlere elimden geldiği kadar konu'yu anladığım kadarı ile yansıtmaya çalıştım. Umarım yararlı olmuştur. Sağlıcakla kalın.'

    Cüneyt Tarı / Londra

    ZULMETMEYİN !

     

    Kadın…

    Dişi…

    Giyinecek, süslenecek… Oyanacak boyanacak… Allanıp pullanacak!. Daha yetmezse, kestirecek bir taraflarını, yağlarını aldıracak!.. Kâh düzelttirecek bir taraflarını, kâh incelttirecek, kâh şişirtecek!

    Dünyası bu, dişinin!..

    Yaşamı mutfakla yatak arasında geçecek, pazarlama saatleri dışında!

    Zulmetmeyin ona!.

    Beynini çalıştırmasını istemeyin!.

    Aklını kullanmasını önermeyin!.

    Yaşamını ölüm ötesi değerlere göre değerlendirmesini teklif etmeyin!

    Zulmedersiniz!.

    Kişinin kapasitesinin üstünde olan şeyi ondan istemek, zulümdür!.

    Erkek…

    Yemek için çalışacak… Para kazanacak… Yiyecek… Piliç peşinde koşacak… Tuttuğunun bedelini ödeyecek; çıtır çıtır yiyecek!.. Sonra da bir sigara tüttürüp, keyfine keyif katacak!.

    Zulmetmeyin ona!.

    Herkesi kendisi gibi bilir o!.

    Herkes kendisi gibi, para için yaşar, sanıyor!!!

    Demeyin ona, kafanı çalıştır!.

    Aklını, İbrahim Aleyhisselâm’dan aldığın dâvet yolunda kullan!.

    Tanrı ve tanrıçalarını terk et de Allah’a er!..

    Allah seni kendi için yarattı, sen kimlesin?

    Zekîdir, hemen şeytanına hizmet verir: "Ben zaten O’ndan gayrıyla değilim ki!."

    Zulmetmeyin ona!.

    Allah’ın yarattığı “yok”lar olan çokluktaki hayâl sûretleri ile beraberliğin, gerçekte, “ALLAH”la BİRlikte olmakla hiç bir alâkası olmadığını anlatmaya çalışmayın ona!

    Zulmedersiniz!.

    Bir dinler, beş bildiğini yapar!.

    Demirdir; ateşe girdiğinde büründüğü ateş kırmızılığına aldanmayın; ateşten çıktığı anda, gene demirin soğuk yüzünü görürsünüz onda!.

    Zulmetmeyin!

    O bu yolda kulluğunu yapacak ve sonrasında da bunun sonuçlarını yaşayacaktır!.

    Kaktüsü gül; darıyı pirinç; dünya adamını Allah adamı yapamazsınız!.

    Zorlamayın… Zulmetmeyin!

    Kız…

    Süslenip püslenecek!. Gonca gülken, elden ele gezen solmuş güle dönecek!… Milyonlar vererek kokular alıp, çiçekler gibi kokacak… Açılıp saçılacak; gülfidan bedeniyle gururlanacak... Anasının izniyle, zarını koruyup; her kumara oturabilecek!.

    Zaten güzelliğinden başka sermayesi yok ki; pazarlayabilsin!.

    Beynini almayı unutmuş dünyaya gelirken!.. Müzik, eğlence ve süs! Tüm dünyası bu işte!

    Tahsil, ilim, irfan istemeyin ondan!

    Zulmetmeyin ona!.

    Gelirken yanında getirmediği şeyi kullanmasını isteyerek; zâlimlerden olmayın!.

    Zulüm, enfüste olur…

    Zulüm, âfakta olur..

    Enfüsteki zulüm, “nefsinin hakkını vermeyip”, “bilincini “ALLAH”tan mahrum bırakmaktır”!.

    Âfaktaki zulüm, kendisinde olmayan şeyi ortaya koyması için kişiyi zorlamaktır!

    Parası olmayanı, para bulmaya zorlamak zulümdür…

    Beyni olmayanın, aklını çalıştırmasını istemek, zulümdür!..

    İlmi olmayandan, ilimden söz etmesini istemek zulümdür!.

    Allah, zulmedenleri sevmez!.

    Allah, zâlimlerden intikam alır!.

    Allah, yarattığını hoş görmeni ister!.

    Hulûsi, sakın zâlimlikten!.

    Herkes ne iş için yaratılmışsa, ondan yalnızca yaradılış amacına göre fiiller bekle!.

    Parasızdan para; akılsızdan akıl; câhilden ilim; dişiliğiyle yaşayandan beyin; damızlık olarak yaratılmıştan, Allah ilmi isteme!.

    Onlara zulmetme!.

    Zekî insanlar vardır… Onlar için önemli olan tek şey paradır!. Çünkü para en ulu puttur !. O puta sahip oldukları sürece sevilip sayılırlar!. Adam muamelesi görürler. O puttan gayrı şeyleri yoktur; onun için de dört elle sarılırlar o puta!.

    Putları dişi verir, sarışını esmeriyle… Yiyecek-içecek verir, envâi çeşit! Mal-mülk verir Kârun gibi!

    Doyasıya, patlayasıya yerler içerler; yatarlar kalkarlar!…

    Beyinleri vardır; dedikodudan başka şey bilmezler… Bir sohbete oturduklarında en fazla beş dakika durabilirler dedikodusuz!. İlim mi?… Evet evet, özel şark kilimleri vardır elbette!.

    Öylesine zekîdirler ki, kendilerini sağlama almak için kimseye güvenmezler!. Bizâtihi tecrübe etmeden hiç bir şeye inanmazlar!.

    Ateşi ellerine almadan, yakıcılığını kabul etmezler! Sağlamcıdırlar ve de şüpheci!.

    Elektriğin çarptığını ancak tutarak anlarlar ve kabul ederler!

    Ölüm sonrası hayatın gerçekliğini ve oraya ancak dünyada iken hazırlanabileceklerini, ölüp de sonraki yaşamı tattıktan sonra denemiş olarak kabulleneceklerdir!.

    Kendi vicdanlarını uyuşturmak için, hacı efendilere, hoca efendilere, şeyh efendilere gidip, el öpüp, nostalji dinlerler; günah çıkartıp vicdanlarını rahatlatırlar!…

    O kadar sağlamcıdırlar bu zeki insanlar ki, kendi akıllarına bile güvenmezler; akıllarıyla rotalarını çizmezler; bir sürüye katılmayı yeğlerler !.

    Zulmetmeyin!.

    Onlardan akıllarını kullanıp, ilim üzerinde tefekkür edip, geleceklerini sağlama almalarını istemeyin!.

    İnsanlardan kendilerinde olmayan şeyleri istemek, onlara zulmetmektir!.

    Sakın bunu aklınızdan çıkartmayın!.

    Zâlimlerden olmayın!.

    Allah, zâlimleri sevmez!.

    Allah, mazlumun da Allah’ıdır!. Koyunun da! Pilicin de!..

    Ezan ulaşmadıysa kulağınızdan beyninize doğduğunuzda; elbette icâbet edemeyeceksiniz TAM DÂVETE!.

    Koyunların beyninde dâvetleri değerlendirecek açılım bulunmaz ki, onlara ezan okunsun!.

    Tüm yeşillikler hepimizin…

    Koruyalım yeşillikleri ve onlardan yararlananları da, koyunları da sevelim.

    Ahmed Hulûsi

    İçimde Ölen Biri Var… TRANSİT Pluto Oğlak- Natal Güneş Yengeç

    Yaşamımda yengeç burcu insanlarının yeri çok farklıdır. Önemli izlere sahip olan, kimi altın harfle kimisi siyah bir çizgiyle yazılmış yengeçlerle dolu ömrümün derin vadisi. Kimi ölmeden üzerine toprak serpilmiş, kimisi kar, boran tipiye inat bahara ulaştırılmış, yeşertilmiş, kimisi bizzat ölmüş, erkenden hayata veda etmiş, kimisi onca hatasına rağmen her defasında affedilmiş, kimi kandırmış, kimi kullanmış, kimi korkmuş kimi kaçmış, kimi sarılmış bırakmamış, kimisi istenmediğini anlayamamış, kimisi bahanelere sarılmış kimisi canıma yoldaş, ruhuma eş olmuş. Kimi dost, kimi yol arkadaşı kimi de aşk olmuş. Kimisi durup durup yeniden yakınlaşmaya çalışmış, kimi yengeççe yan yan kaçmış, aslında aynasından, aynasında gördüğü kendinden korkmuş kaçmış.

    Sorsalar en çok hangi burç hakkında gözlemleriniz isabetlidir diye, genel yorumları sevmiyorum ve yapmıyorum da, lakin bir tek derim ki yengeçlerdir, yaşayarak tecrübe edinilen şey, tutarlı bilgidir.

    Bu yazı özellikle 22 Haziran- 30 Haziran arası doğan yengeçlere ithafendir, yengeç burcunun ilk ondalık dekanında dünyaya gelen tüm yengeçleredir.

    Pluto 26 Ocak 2008 tarihinde oğlak burcuna geçiş yaptı, yay burcuna yaptığı retroların ardından tam anlamıyla 27 Kasım 2008 itibariyle oğlak burcundaki yolculuğuna başladı (2008-2024), Satürn ötesi planetler evrenseldir, daha çok yaşadığımız çağla ilintilidir, bireysel olarakta evren bütünlük içindedir, her şey birbirine bağlıdır, insan ve eylemleri – doğadan aldığı ve kattığı = zamanın ruhu.

    Pluto (hades) mitolojide yer altı tanrısı, cehennemin bekçisi, otorite, çürüyen şeyler, ölüler, yaşam ve doğum, dönüşüm, zehiri zehirle arıtmanın, acıtarak şifalandırmanın, gizliliğin en derinin, bilinçaltımızda kalan korktuğumuz her şeyin, kontrol etme, güç kullanarak baskı yaratmanın. Manipülatif olayların söz sahibidir. Pluto etkisi sinsidir, ilk etapta etki oluşmaya başladığı o ilk anda hissedilmez, yavaş yavaş eker tohumlarını, geçmişle, eski olan ve hala sarıldığınız inat ettiğiniz kangren olmuş neyiniz var ise eline bıçak alıp bir anda kesip atmaz, kendinizin farkına varmanız için sizin üzerinizde bir baskı yaratır, şifa verecektir ve bu şifası hiçte öyle kolay gelmeyecektir. Yıkılması gereken eski yapılar vardır, harabeye dönen, sürüncemede bıraktığınız yüzleşmekten kaçtığınız korktuğunuz yaşam alanlarınız vardır, yalan üstüne yalanlarla yürüttüğünüz ilişkileriniz vardır. Kendinize aciz başkasına güç gösterinde bulunduğunuz yönleriniz vardır ya da sizinde üzerinizde baskı kuran güçlü olan birileri vardır, ezilirsiniz, hüküm altına girersiniz, karanlık belirsiz sonu ateş olan işlerde piyon olursunuz. Değişim ve dönüşüm, değişim var olan yapıya ek ilave yapmak ya da ağır geliyor ise yapıyı esnetmektir. dönüşüm ise var olan yapıdan tamamen farklı olanı sil baştan yapmaktır.direnmek boşadır her halükarda pluto sizin adınıza gerekeni yapacaktır. Direnç bu transit etkinde doğaldır, bilmek ve bilmemek noktası vardır, biliyorsan neyin geldiğini alırsın önlemini, ya teslim olacaksındır ya da direneceksindir, sen doğru isen zaten seni kim yıkabilir yeniden yapılandırabilir dönüştürmeye çalışabilir, ama sen yanlış isen hangi yanlış sonsuza dek sabit kalabilir.

    Ve şimdi oğlak burcunun ilk derecelerinde seyri sefer eyleyen pluto, yine yengeç burcunun ilk onluğunda dünyaya gelenleri 2008 yılından bu yana bireysel haritalarında bu transit hangi yaşam alanlarına denk gelmekte ise zorlamakta. Kimi ateşten çemberlerden geçmekte, kimi intiharın eşiğinde, kimi isyan etmiş, kimi aklını yitime noktasında, kimi direniyor hala, kimi kabullenmiş ve başlamış bir bir elemeye, kimi değişiyor, kimi dönüşüyor, kimi yakmış gemileri olması gerektiği gibi, kimi çıkarıp atmış o eski püskü kendisini sıkan daraltan o eski elbisesini. Kimi cehennemin kapısında kendisiyle yüzleşmekte, kimi cennetini yeniden inşa etmekte.

    Bu süreç acıtan bir süreç, dış dünya(oğlak-pluto) ve iç dünya(yengeç güneş), bir nevi Satürn ve ay ‘ın zıtlığı, çekişmesi. Satürn dış iskelet, toplum önü, zaman, kısıtlama, dış dünyada daralma, izolasyon kapanma, sorumluluk, ciddiyet, disiplin, güvenlik, tutunma, otoriteyi sağlamlaştırma ve kurallar, ay içyapı, özel, mahrem alanlar, korunma şuur bilinç, nefs, zaaf, duygular, reaksiyonlar, eylemler, içsel dalgalanmalar, insanı besleyen öğeler. Baba ve anne, içimizdeki anne koruyan, dışımızdaki baba cezalandıran ve şimdi ikisi de birbirine muhalif ortada kalan bir çocuk, kendini büyütmesi gereken anne ve babanın ortasında kalan bir yaralı çocuk. Yarasını göstermesi gereken bir çocuk, canının acıya acıya büyümesi gereken bir çocuk. Dersi ağır olan bir çocuk.

    Dış dünyaya diş bileyen, içindeki dünyaya küskün, yarasına bakıp bakıp gizleyen, susan içinde nefretler büyüten, kendini tutan, kendi yarattığı şartların doğruluğuna inanan ve değişmek için bir adım bile atmayan, dönüşmesi gerek çoktan hala eski oyuncaklarıyla oyalanan bir çocuk.

    Hiçbir şey ama hiçbir şey hazır sunulmaz insanoğluna, rızık bile aramak ile memnuniyetsizlikler, fazla beklentiler, yaramıza bakmayıp yapabileceklerimize bakmayıp yapamayacaklarımın peşinden koşmalar zaman kaybıdır ve her zamanın bir nimeti olduğu kadar külfeti de vardır. Külfetini sırtlanmamışsan bedelini ödememişsen neye talip olursun ki ya da niye talip olursun ki alamayacağını bile bile. Değişmesi gerektiğine inandığın dışındaki dünya değildir, içindeki dünyandır, orada birileri var ve can çekişiyor, her ölümün bir bahanesi bir sebebi var lakin bahanesi sensindir, kendi içindekini sen ölüme zorluyorsundur bir daha nefes aldırmamak üzere. Ölüyü diriltemezsin ama diriye hâlihazırda can katabilirsin. Bu direnç hala niye. Acıdan korkuyorsun, acı çekmekten, parmağına girmiş bir diken ve içi iltihap dolu, ne kendin çekip alıyorsun dikeni deşipte parmağını ne de izin veriyorsun işin ehline yarana şifa olsun diye. Uzaklaşıyorsun git gide kendinden ve içinde can çekişen o biri senden bir şeyler yapmanı beklemekte. Ne dış dünyanla bütün olabiliyorsun ne de kendi iç dünyanın kapısından korkmadan girebiliyorsun içeriye. Sarılmışsın işe yaramayan çözümlere, sürekli beyninde bir intiharın provası, gelecek ise işte orada bir adım ötende körsün görmüyorsun seni beklemekte.

    Transit pluto 3.evinde natal güneş 9.evinde, okumuşsun yıllarca akademik eğitim almışsın, master keza, çok kez girmişsin kpss sınavlarına ve hala hayata başlayamamışsın hala işsizsin milyonlarca işsizle birlikte. Eğitim ve felsefe, dünya görüşü, düşünce evleri etki altında, var bir şeyler ters giden biliyorsun sende bu terlik niye. Uğraştın çabaladın olmadı olmuyor olmayacak belki de bir ideale saplanıp kalmak ve kendini mutsuzluğa hapsetmek niye. İçinde kangren oldu bu durum ölüyorsun içindeki çocukla her geçen gün daha büyük bir acı ile. Oysa yapacağın şeyler olmalı, bu mu sorun işsizlik mi? Neden aramıyorsun rızkını başka yerde? Neden denemiyorsun neden pluto’nun kibirini, o yüksek benliğini egosunu aşmıyorsun, mutlaka vardır bir yerde nasibin neden denemiyor aramıyorsun. Değişmen gerekiyordur baktın olmadı mı, o eski giysiyi neden fırlatıp atmıyorsun. Sistem bozuk, rüşveti veren kapıyor işi de aşıda, dayısı olan geçiyor her köprüyü, sen ise düz yolda bile düşüyorsun yere. E o halde bu sistemi değiştiremezsin onlar gibi de olamayacağına göre, nende bakmıyorsun ki önündekine. Yok, mu diyorsun önümde bir kapı, içindeki kapıdan içeri girmeyi dene. Yeniden yapılandır kendini, mutlaka var orada bir köşede senin görmediğin görmek istemediğin bir şey mutlaka.

    Transit pluto 7.evinde natal güneş 1.evinde, evlisin, çürümüş dejenere olmuş bir evlilik ama sözde evlilik. Her gün hır gür, her gün bir tartışma, ikinizde değiştirmeye çalışıyorsunuz birbirinizi, ikinizde hükmediyorsunuz ikinizde de bir ego kibir, evlilik değil savaş alanı. Güç sahibi olma, kontrol etmeler, aşırı kıskançlıklar, senin benim paramlar havada uçuşmakta. Gizli planlar, birbirinizden bağımsız biz değil, ben' li, benim’li, sözlerle yaralamalar. Bu sorunlarınızdan rahatsız olan yakınlarınız çevreniz, oysa bıraksanız ikinizde hırı gürü, insanca bir araya gelip konuşsanız, deneseniz değişseniz, eskiyi bitirseniz, yeni bir hayat ısmarlasanız el birliğiyle, güç kurmaktan baskı altına almaya yönetmeye çalışmaktan vazgeçseniz, birleştirseniz güçlerinizi, eşit oranda. Ben değil biz demeyi başarabilseniz. Yaranızı gördüğünüz kadar şifanızı da kabul etseniz.

    Ya da tek taraflı diyelim, bu cehennemde hala yaşamakta direnmek niye, bırakırsam onu açıkta kalırım, bırakırsam onu başkası konar malına, bırakırsam onu hır gür olsa da bulamam bir daha böyle madden rahat bir yaşamı. Bırakırsam onu el alem ne der, bırakırsam onu ailem ne der, bırakırsam onu çocuğumuz ortada kalır, bırakırsam toplum yaşamında zorlanırım, bırakırsam onu yeniden düzen kurmam gerek, bırakırsam onu diğer gelen ondan iyi mi olacak vs. vs. bahaneler bütünü, içinizde ölen biri var öldürdüğünüz kendinizsiniz, insanın kendi kendine verdiği zarar en büyük zarardır. Pluto transiti sembolize ettiği olayları yaşamda göstermeden asla geçip gitmez. Bir şekilde dönüşüm olmamış ise pluto bunu er yada geç yapacaktır. Yaranızın verdiği sızı, yanınıza kalacaktır. Pluto'yu yönetmek yerine, onu kendi silahıyla kontrol etmek yerine niçin içinizde ki bu savaşta eziliyorsunuz, darbe alıyorsunuz darbe üstüne. Her doğum sancılıdır ve her doğum doğuran için de yeniden doğumdur. Ölümün kapısına gelince yaşamın kıymetini anlamak yerine, şu anda yaşarken ölüp ölüp ruhen dirilirken kendinizi doğurun yeniden. Yara da sizsiniz, şifada sizsiniz kendinize. İçinizdeki birini öldürmek için verdiğiniz çabayı, yaşatmak için verin birde.

    Sözün Özü: bu transit etkiyi, yaşamın hangi alanlarında alıyor iseniz orada cidden bir kriz vardır ve krize ya teslim olursun ya da çözümlersin. Pluto güneşle karşıt açı yaptığı için, yaşam motivasyonunda o alanlarda cidden bir düşüş vardır zira pluto ve güneş iki büyük enerjidir, siyah ve beyazın savaşı gibi, ya siyah ya beyaz ama bu defa durum farklı gri tonları da var ve olmuyor ise gri tonu tercih edin. pluto ve güneş egoyu besler, egolarınız aslında o kendinize dahi itiraf edemediğiniz egolarınız istekleriniz beklentileriniz getirmiştir şimdi ki bu duruma. Ve bir bir açığa çıkmaktadır şimdi doğrular kadar yanlışlarda. Hatasız kul olmaz hatalar bizler için affetmek Yaradan’ın işi, hatada direnmek ise ahmaklık belirtisi. Pluto ne yapsın , Yaradan ne yapsın.


    bana birşeyler anlat, canım çok sıkılıyor
    bana birşeyler anlat anlat, içim içimden geçiyor

    yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun
    bakıyor görmüyorsun

    dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var
    bir gülsen ağlayacağım bir gülsen kendimi bulacağım

    depremler oluyor beynimde dışarıda siren sesi var
    her yanımda susmuş insanlar susmuş
    içimde ölen biri var

    hadi birşeyler söyle, çocuk gözlerim dolsun
    içinden git diyorsun, duyuyorum gülüm
    gideceğim son olsun

    yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun
    bakıyor görmüyorsun

    dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var
    bir gülsen ağlayacağım bir gülsen kendimi bulacağım

    içimde soluyorsun, iki can var içimde
    korkular salıyorsun üstüme korkular heran başka biçimde

    A. KAYA

     

    SEVGİMLE KALIN e'Mİ

    Elif Hece

    e-mail: astrolojistik@gmail.com

     

    not: Makaleme ilham olan tablo , Meksika'lı ünlü ressam  Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon' a(6 Temmuz 1907- 13 Temmuz 1954) aittir. Kendisi de bir yengeç burcudur. Eşi Diego'yu resmetmiştir tabloda. 

    15 Mart Balık Burcunda Yeni AY Etkileri

     

    Saat 23 sularında AY ve Güneş Balık Burcunda kavuşum yapacak.YENİ AY etkisiyle özellikle başta BALIK'lar olmak üzere diğer su grupları da olumlu etkilenecek. Hayallerinizin anahtarı artık sizde,eskimiş köhnemiş, gitmesi,atılması,silinmesi, ayıklanması gereken her ne var ise çoktan başlamıştınız bunu yapmaya, son rötuşlarınızıda yapın ve YENİ AY ETKİSİYLE, yeni bir doğumun kapısında selamlayın kendinizi emi Balık'lar.

     

    Burç bazından ziyade bu etkiyi şöyle düşünelim, zaman zaman yüce yaratıcının kapıları vardır açılır, hani Anadolu'da derler ya Hacet kapısı diye, işte bu da tam anlamıyla öyle bir kapının açılması. yıldızlar yüce yaratıcının kudretiyle gökyüzünde, O nun emriyle semah ederken, etkilerini insanların yaşamlarını düzenlemek adına programlanmıştır. bu dönem Jüpiter'in de devrede olmasıyla yani MÜŞTERİ yıldızı, yıldızların Azam-ı İkramı,bu YENİ AY'ı  daha da değerli kılıyor. zaten son 2 gündür inanan bilincini bu yönde açanlara pek çok mucizeleri sundu bile. Tüm dünya insanları için, inansın inanmasın, RAHMAN VE RAHİM sıfatıyla bereket, dünyevi yaşamdaki kolaylıkları sunmaya başalayacak. hani ödüle layıksan ona göre yaşamışsan tedbirini ve çabalarını göstermişsen ister balık ol istersen akrep önemi var mı:=) ama tabi ki en başta balıklardan yana hacet kapısı. Satürn'ün güneşleri üzerinden kalkması ardından jüpiterin bu sene kendi güçlü olduğu burcunda olması, bize aslında düşünen anlayan gören göz için şunu bir kez daha hatırlatıyor ki, " SİZİN ŞER BİLDİKLERİNİZDE BİR HAYR VARDIR ve ŞÜPHESİZ YÜKÜ VERDİĞİMİZ GİBİ İNDİRMESİNİ DE BİLİRİZ " inşirah üzre kalın...

    Sevgimle Kalın  emi:=)

    Elif HeCe (Esmeralda)


    e-mail:astrolojistik@gmail.com


    Neydi Bir Arada Tutan Şey ikimizi...?



    Uzun süren ilişkiler vardır, ne ondurur ne öldürür, ne vuslata erilir,ne de ayrılık tam ayrılıktır, Yüze küskün kalben barışık devam eder gider,  ayrılsalar da hala sevgili, hala bir ufacık izde canlanıverir geçmişin üstü örtülü hazinesi, gözlerin içinde. Birlikte ya da ayrı kopamayan çiftler vardır, duyarız, görürüz, şaşırıp kalırız, öyle ya, insanın insana üç günden fazla tahammül gösteremediği şu zaman diliminde, herkesin dinlemekten çok konuştuğu, çözüm üretmekten ziyade sorun ürettiği günümüzde insan insandan kaçarken peki ya bu ilişkiler niye böyle uzun ya da onca sıkıntıya zorluğa imkânsızlığa rağmen nedir bir arada tutan onları.

     

     

    Kadın şiddet görür, erkek aldatılır, yokluk çıka gelir çalar kapıyı, yaşam mücadelesi ağırdır, ne şiddet gören kadın ne de aldatılan erkek kopamaz bir türlü koparıp atamaz yüreğinden. Ne öfke duyarlar ne de beslenen intikamdır. Severler onlar sadece severler her şeye rağmen severler.

     

     

    Hayat işte, eser bir yerden sert bir rüzgâr ayırır bedenleri, bazen kilometrelerce mesafeler koyar araya, bazen bir adımlık yoldur gidilmesi gereken gizli duvarlar dikilir yola. Gözden uzaktır ya hani, gönülden uzak olur, diyen yalan demiştir.

     

     

    Kaç kere kesilir ayrılık bileti, kaç kere bu son denilir, yakılır mektuplar, yırtılır resimler, atılır çöpe hatıralar, oysa dönüş hep yine birbirlerinin adresidir. Çat kapı umulmadık bir zamanda bazen yeniden bir şans bir deneme daha… Yıllar geçer kopamazlar, evli ya da evlenmeden bir arada yaşarlar, kopamazlar. Nice fırtına gelir yoklar çoğu zaman kırar dallarını onlar dimdik kalırlar.

     

     

    Peki, nedir onları bir arada tutan, bu kadar et ve tırnak gibi yapan şey, niçin ayrılmazlar niçin kopamazlar niçin her defasında tanıdık adrese giderler, ya uzun süre bir arada yaşayan çiftler.

    Fatma Girik ve Mehduh Ün, Orhan Gencebay ve Sevim Emre, Müslüm Gürses-ve Muhterem Nur, Elizabeth Taylor ve Richard Burton ,Sophie Loren ve Carlo Ponti, Türkan Şoray ve Rüçhan Adlı bunlar bilenen isimler ve birliktelikleri pekte kolay olmayan, çoğu ölüm anına dek kopmayan isimler.

     

     

    Nikâhlı ya da nikâhsız ve hatta boşanmanın akabinde birbirleriyle yine tekrar evlenenler. Neydi bir arada tutan şey onları, yerli isimlerin sağlıklı doğum verileri yok elimde, bugüne kadar bu minvalde birbirinden kopamayan pek çok çiftin haritasını analiz etme şansım oldu ve pek çok veri topladım, ortak noktaları bulmaya çalıştım, istatistiklerle ilerler astroloji ilmi, zaten falcılıktan ve medyumluktan ayrıldığı nokta da budur. Bir geçmişe sahiptir her öngörü her çıkarım.

     

     

    Elizabeth Taylor ve Richard Burton elimde haritaları olan iki kopamayan isim. 4 defa ayrılıp evlenmişler ve Richard Burton’ın ölümü Elizabeth Taylor’ u derinden üzmüştür, yaşasa idi hala görüşeceklerine ve yeniden evleneceklerine eminim.

     

     

    Haritalarına bir göz atalım, ardından bugüne değin yaptığım analizlerden topladığım verilerle istatistiksel bir çalışmayla

    devam edelim.

     

    Her ikisi de aynı elementten su elementi, biri balık diğeri akrep, birinin ay burcu başak diğerinin ay burcu akrep, Liz’in ay'ı ile Richard’ın güneşi kavuşumda, ve Richard’ın ay’ı,Liz’in güneş ve Merkür’üne karşıt açı yapmış, ay düğümleri arasında uyum açısı var, Richard'ın juno’su ile Liz’in pallas’ı birleşmiş, Liz,  Richard için iş anlamında iyi ve akıllı bir partner aslında. Liz’in Neptün’ü ile Richard’ın ay’ı birleşmiş,

    Liz’in juno'su ile Richard’ın plutosu birleşmiş, birbirinden kopamayan çiftler de pluto çok etkin bir rolde. Richard’ın Mars’ı Liz’in Venüs’üne karşıt açı yapmış, çekimi artırmış. Zıtlığın çekimi. Liz’in ay düğümü ile Richard’ın Uranüs’ü kavuşmuş ve Richard’ın şiron'u ile Liz'in venüsü birleşmiş.

     

     

    Şimdi bu verilerin ışığında, neden birbirlerinden kopamadıkları gayet aşikâr ve aynı eşle dört defa evlenmelerini, Richard’ın Uranüs’ü ile Liz’in junosu açıklamış ve yine Richard’ın şironu Liz’in venüsü ile birleşerek zaaf oluşturmuş. Bu zaaf Richard’ın mars’ının Liz'in Venüs'üne zıt açıda olmasıyla aralarında kıskançlığa ve cinselliğe dayalı olarak epey hararetli tartışmaların olduğunun göstergesi, Yine de 4 kere denemişler. Zıtlığın çekimi, Richard’ın güneşi ile Liz in ay ‘ı birleşerek aralarında güçlü bir bağ oluşturmuş, birbirlerini anlayan duygusal ihtiyaçların karşılıklı cevap verebilen bir çift.

     

     

    Ve benim yaptığım analizlerde en sık gördüğüm belirteçler, pluto-ay kavuşumu, ay düğümlerinin ters kombinesi,  kadının junosu ile erkeğin kişisel planetlerinin kavuşumu, Neptün ve ay kavuşumu, şiron un Venüs ile kavuşumu, vestanın güneş ya da ay ile kavuşumu, vertex noktası ay düğümü, palas , ceres,vesta ve juno’ nun pluto ile ilişkisi,şiron’un ay düğümleri ve Venüs, mars ile birleşimi, şans noktaları üzerine düşen Venüs bağlacı, pluto ile venüsün zıt açısı göze çarpmakta.

     

     

    Birlikte ya da ayrı, kopamayan çiftler, başkalarıyla deneyen, yapamayan geri dönen çiftler, ya da biten bir aşkın ardından kalbini yıllarca başka aşklara kapatanlar işte böyle, neydi bir arada tutan şey ikimizi diye düşünürsek eğer, aslında zaaflarımıza karşılık verenlere tutuluruz, merhametimiz fazla ise merhamete ihtiyaç duyanlara yöneliriz, takdir görmemişsek eğer onca başarıya rağmen bizi pohpohlayanlara yöneliriz, güzel akıllı olduğumuza dair komplekslerimiz var ise bizi hoş bulanlara yöneliriz. Başarısız isek başarılı olanlara vb. velhasılı kelam, bizde fazla ya da eksik olan duygu zaaf her ne ise o alanlarda kendimizi ifade edeceğimiz göstereceğimiz kişilere yöneliriz. Zaten kopamamak da budur. Elizabeth derin bir dünyası olan kadın ay burcu akrep ve güneşi akrepte olan erkeğe yöneldi, onun içinde olanları dışında sergileyen erkeğe yöneldi. Richard ay burcu başak ve Liz’in neptünü ile kavuşumda, o hayallerini besleyecek ona ilham verecek olan kadına yöneldi, Liz için ruh eşi idi Richard, junosu Richard' ın plutosu ile kavuşumda idi ve onun için aslında takıntı idi bu ilişki. Richard'ın Uranüs'ü, Liz'in ay düğümü ile birleşmişti, geleceğinde her devirde ve dönemde yeniden yeniden ani kararlarla evlendiler, yapamadılar ay düğümleri karmık ruhsal bağlantılardır uranüse özgü koptular yeniden başladılar ama ay düğümüyle kopamadılar. Richard'ın şironu, Liz'in Venüs ve Uranüs'ü ile birleşti, birbirlerinin gönül ağrıları ince sızıları oldular, sevgi eksikliği vardı Richard da ve Liz bunu verdi ona, aykırı idi Richard ve onu frenleyecek birine ihtiyaç duyuyordu ve bunu ancak ay burcu akrep, öz burcu balık olan bir kadın başarabilirdi.

     

    İşte derinlerde, en derinlerde haritalarımıza göre ne ise eksiğimiz ya da fazlamız, uygun açıyı kavuşumu tutturduğumuz insana yöneliyoruz. Yıldızlarda bu dramda ya da sonsuza de sürecek bu aşk oyununda suflörümüz oluyor, replikleri konuşmak bizlere düşüyor. Her insan kendi içindeki dünyanın başrol oyuncusu ve diğer rol arkadaşı da içinde ki dünyaya uygun ya kendisi geliyor, ya da bizzat bizler seçiyoruz. Aşkın dış dünya ile bağlantısı yok esasında içimizdeki dünyanın her biri, bir varlıkla özleşen duygularımızın karşılığı, sevmek birçok şeyi göze almaktır ya hani, dış dünyasından vazgeçemeyenin aşkla işi ne ola ki…

     

    Sevgimle kalın emi...

    Elif HeCe (Esmeralda)

     

    *Murathan Mungan'a ait Olmasa Mektubun adlı şiirde geçen bir söz üzerine hazırlanmıştır bu yazı. Kendisine baki selamlar ve sevgiler.*

    Güneş Balık Burcunda

     

    19 Şubat saat 00:05 itibariyle Güneş Balık Burcuna geçti, Bu dönem içerisinde, bilinçaltımıza ilişkin, kaçtığımız, kortuğumuz, halı altı ettiğimiz her ne var ise su yüzüne çıkacaktır.bir nevi arınma ayı diyebiliriz, transit jüpiter'in ve transit venüs'ün de balıkta ki seyri esnasında, 12.ev alanına ilişkin epey hareketli bir ay yaşayacağız. özellikle, iletişime dayalı, ikili ilişkler ve büyümesini istediğimiz geliştirmemiz gerektiğine inandığımız alanlarda harekete geçeceğiz. Bu ertelenen bir sevgi ilişkisi olabileceği gibi, işimizle, dünyevi rızkımızla ilgili büyük bir gelişmeyi de kapsamakta. zaten 28 şubat ta meydana gelecek olan dolunay etkisiyle başta su burçları olmak üzere toprak burçları da yaşamlarında 8 yıl sürecek yeni yepyeni bir sayfa açacaklar.güneş-jüpiter kavuşumunun, ay' a göz kırpması her iki enerjinin bağlacı olan jüpiter'in devrede olmasıyla işte şans da sizin balıklar, mükafatta.son 7 senedir satürn'ün çemberinden, uranüs'ün gerilimlerinden, ani zoraki değişimlerinden epeyce bir yorulan balık mensupları iyi tohumlar ekmişse hasat zamanına girecekler. 8 yıllık süreçte, yaşamlarına ilahi armağan gibi sunulacak değerleri, hazmetmeleri dileklerimle. jüpiter ilahi yardımdır, Allah'ın lütuflarıdır.

    İYİLER MUTLAKA BİRGÜN KAZANIR....


    Elif Hece (Esmeralda)

    Astrolojistik 2 Yaşında


    Tam 2 yıl önce , bir proje kapsamında (Esmeralda Astrolojistik Eğitim ve Danışma Merkezi),  tamamen amatörce oluşturduğum blogum 2 yaşına girdi.

    Alt yapısını oluştururken, 8 yaşımda babamın aldığı bir kitapla tanıştığım bu ilimden şuana değin hiç kopmadan, son 6 senedir ise tamamen tüm yaşam alanımın içine dahil ederek bugünlere geldik,

    Kısmetse temmuz ayında astrolojiyle tanışmamın 20.yılını da birlikte kutlayacağız.

    Amacım, misyonum astrolojiyi öğretmek oldu, net çöplüğünde yığınlarca gelişigüzel bilgilerden , hazır basma kalıp, genele indirgenmiş,  deyim yerinde ise, ilim olmaktan çıkıp , magazinel, medya eğlencesi alanına girmiş astrolojiyle, ilim olan astrolojinin arasındaki farkı anlatmak, öğretmek ve daha kaliteli, huzurlu bir yaşam için uygulanabilir alanlarını yaşamlarımıza nasıl adapte edeceğimiz konusunda. yardımcı oldum.


    Şuana değin negatif bir etki almadım, tanıştığım her yürekle baki dost olarak kaldık, birlikte büyüdük, paylaştık, sırdaşlık ettik, haldaş olduk, yoldaş olduk. Herbirinizin yeri ayrı ayrı yüreğimde, teşekkürler.

    Bu çatı altında paylaştığım her bilgi, makale üzerinde uzun uzun düşünüp, ilim süzgecimden geçirip en doğru olduğuna inandığım bilgiyi vermeye çalıştım. Yaşamımda astroloji aşkımdan dolayı pek çok şeyden feragat ettim ve asla buruk değil içim, zira astroloji ilmi benim yaşam yönüm.

    Popüler olmak gibi ne bir isteğim ne de bir hırsım olmadı, olmayacakta, Çok sevdiğim bir büyüğüm (F. P) bir web sitesi hazırladı benim için var olsun, lakin bloga öyle bağlandım ki, bu sıcak samimi ortamdan ayrılamadım ve burada yine yola devam edeceğiz.

    Sizlerden aldığım pozitif enerji, yürek dolusu yürekçe sevgi ile kaldığımız, olduğumuz sevgi ile her şey adına sonsuz teşekkürler...


    Daima Sevgimle Kalın Emi


    Elif Hece - Esmeralda

    e- mail: astrolojistik@gmail.com









    KADERİN KİLİTLERİ

    Göksel tesirler insanlık tarihinin başlangıcıyla her zaman bir bilinmeyen olarak mistik doğasıyla insanoğlunun ilgisini çekmiştir.insanlık tarihinin mimarları olan uygarlıklar göksel tesirlerle dünya üzerindeki yaşamla bağlantı kurmuş ve bu olayları gözlemlemeye başlamışlar,gün dönümlerinden,ay’ın hareketlerinden,güneş’in yaşam veren kaynağından

    Sentezleyerek yaşamları, doğa olaylarını, yargılarda bulunmuşlar.her uygarlık isim olarak farklıda olsa birbirlerinden bağımsız olarak kurdukları toplum ve kültürleriyle özdeş takvimler oluşturmuşlar.Mitoloji astrolojinin tanımlanması için doğum kapısı olmuş.

     

     

    Keşfettikleri her yıldıza mitolojik bağlantılı rastlantısal gibi gözüken ama aslında tesadüf olmayan isimler vermişler.söz konusu olan yıldızın keşfedildiği dönem üzerinde yaşadıkları dünya içinde gözlemlenen olaylarla paralel gelişen durumlar yıldızlara verilen isimlerin tesadüfi olmadığını da kanıtlamıştır.pluto 1930 yılında mitolojik ismini aldığında,astrolojide temsil ettiği alanlar olan,baskı,güç,değişimler,eski yapıların yıkılması,toplu ölüm olaylarının artması,savaş,güç yarışları,gizli faaliyetler ,bombalar,propaganda,kontrol edilemeyen değişimler,yer altı dünyasındaki pazarlıklar,dünyanın coğrafik yapısında değişimler vs..tüm bunlar pluto’nun keşfiyle daha da gün yüzüne çıkmıştır.ismi pluto’yu keşfeden bilim adamının kızının verdiği bir isim gibi basit anlatılmayacak ve basite alınmayacak kadar derindir.her oluşumun bir bahanesi rastlantısal olduğuna dair bir hikayesi vardır...

    Kaderimiz gökyüzündeki yıldızlarla harekete geçer,hastalık,evlilik,iş yaşamı,aile ilşkilerimiz,toplumdaki  yerimiz,acılarımız,bilinçaltımız,insani zaaflarımız,bu yaşamdaki denenme-sınanma alanlarımız ,çocuklarımız ve daha bir sürü yaşam olayımız…

    Her bir planetin aynı insan doğası gibi karakteri vardır,dostluğu,düşmanlığı,sevdiği yer,kendini rahatsız hissedeceği yerler vardır,doğdukları an,büyüdükleri an vardır,bazen sessiz ama derinden gittiği sinsi yönleri vardır,bazen ise bağıra çağıra gümbür gümbür göstere göstere ben geliyorum diye haykıran sesleri vardır…

     

    Horoskop kader şifrelerinin açılımıdır,parmak izimiz gibi ,soyumuzdan  gelen kalıtımsal genetik özelliklreimiz gibi her insanın farklı farklı yaşam dönemleri,farklı potansiyelerri vardır.aynı gün aynı saat aynı yerde doğan kişilerin kaderleri eş zamanlı gelişir,astroloji aile ve çevrenin  çocuğun yaşamında etkisini kabul eder,astroloji kader potansiyellerimz ise irade-i cüzz-i kısmı bize kalandır.burada devreye aynı anda doğan kişilerin iradeleri girer, bu iki kişinin kader şifreleri aynıdır,aile ve çevre faktörüde eşit ise aynı şeyleri yaşarlar,farklı ise,aynı kapıya çıkan fakat değişik yollardan gidilen  yine aynı sonuca ulaşırlar…

    Satürn 10.evlerinden geçerken meslek yaşamlarını,ebeveyn ilişkilerini,sosyal statülerini,ve dünyalık rızklarını kontrol eder,çeki düzen verir,sorumluluklar yükler,ağır olaylar yaşanır,bazen Satürn dener,ve sonraki satürn’ün aynı noktaya geleceği 30 yıl sonrasında ,o döneme benzere olaylarla karşılaşırız tarih tekerrür eder gibi,işte o dönemin etkisini aynı anda alan bu iki kişi o dönem içerisinde satürn’ün verdiği dersi ne derece doğru anlamış ve uygulamışsa ,korkularının ne kadarını aşmışsa bu dönem artık onun için rahat geçecektir ve ödül toplayacaktır.potansiyel demiştik ,kader ve irade demiştik,Satürn 10.ev kader ise ,buradaki yaptıkları aldıkları verdikleri iradeleridir.diğeri başarısız olabilir bir diğeri ise başarıyla gelişebilir veyahut her ikisi tekamülün gereklerini eş zamanlı olarak aynı özellik ve kalitede sonuçlandırabilir...


    Elif Hece - ESMERALDA

     

     

    31 Aralık 2009 Parçalı Ay Tutulması

     

     

     *** ''  2009 yılının son tutulması parçalı Ay tutulması olacak. Tutulmanın tamamı Türkiye'de havanın açık olduğu her yerden  görülecek. Ay, Dünya'nın yarıgölgesine 19:17'de girmeye başlayacak 21:22'de tamamı yarıgölgenin içinde olacak. Bu sırada küçük bir parçasıda Dünya'nın tam gölgesinin içinde kalarak, bakır rengini alacak. Parçalı tutulma 21:52'de bitecek, 23:28'de de Ay yarıgölgeden çıktığında tutulma sona erecek. '' *** Kandilli Rasathanesi

    Parçalı Ay tutulması,Avrupa,  Asya, Afrika ve Avusturya kıtalarından da  gözlemlenebilecek.


    Ay'ın , Mavi renkte görüneceği ender olaylardan biri olcak, bu yüzyılda 2028 ve 2066 ' da ay'ı yine mavi ay olarak gözlemleyebileceğiz.


    31 Aralık 2009 yılın son ay tutulması , parçalı olarak oğlak ve yengeç burcunun 10 ° 15 derecesinde gerçekleşecek.

    Güney saros tutulmasının  115. serisinin 12..tekrarı olacak. ve en son 21 Aralık 1991 yılında gerçekleşmiş tutulum serisini tamamlayacaktır.

    Her tutulum büyük bir tutulum ailesİnin bir parçasıdır, Saros ailesi diye tabir edilen bu tutulum olaylAarı, bir noktada başlar ve zaman içinde kendi döngüsünü tamamlar. Her Saros serisi kendi içinde farklı bir kavramı, sosyal olayı barındırır.

    Bı Saros Serisinin anlamı, işçi ve işveren, kökleşen kurumlar, kalıplaşmış kavramlar, örf-adet vb...devletler arasında yönetim değişimi, aile yapısına özgü değişimler, yaşlı yakınlarımıza ait sorunlar vb.. 22 temmuz' da gerçekleşen Tam Güneş Tutulmasının getirisi olan, domuz gribi,ekonomik krizin tırmanışı, köklü holdinglerin sarsılması, çöküşü , yeniden yapılanma vb... alanlarda bu tutulum ve 15 Ocak'ta yine Oğlak Burcunda gerçekleşecek Güneş tutulması etkisiyle, yaşadığımız çağda, beklenmeyeni bekleyeceğiz. Ve dahi kişisel notumdur, Allah'ın eli ve elçilerinin eli ile ilahi adalet mekanizması hızla ilerlemeye başlayacak, haksız kazanç, adalatesiz yargılar , haybeye oraya buraya gelmeler, hak edilmeyen makamlar mevkiler, yüksek oranda aşırıya kaçmış, oburlaşmış insanoğlu egosu , şöyle bir silkelenecek, ben bir aciz kulum diyebilecek nihayetinde... Göreceğiz yaşadığımız sürece, ömrümüz vaki olduğu müddetçe...


    DÜNYA ÜZERİNDEKİ TUTULUM ETKİSİ


    Güneş ile Venüs kavuşumu, ve Terazi'de transitini sürdüren satürn ile pluto karesi, Yengeç Ay kombinesiyle T-Kare açısı, yapılanmanın, yenilenmenin, acıda olsa bazı şeylere veda etmenin sembolüdür.Birinde adalet, diğerinde eski yapılar , köhnemiş bağnaz düşünceler, bir diğer tarafda etik ve ilkeli sevgi, barış doğası, ve ay2ın populasyonu simgelemesinden dolayı, sırat köprüsünden geçtiğimiz bu zamanlarda her birimiz irade-i cüzzimizi ne yönde değerlendirmişsek bir bir kendi yarattığımız putları kırma zorunluluğunda hissedeceğiz.

    ebeveynlerimize ve yaşadığımız toplumun değerlerine venüsyen bir bakışla sahip çıkacağımız bir başlangıç olacaktır. bu dönemde yaşamımıza dahil olacak olan yeni kişiler ve olaylar oğlak-satürn- yengeç-ay köklü, kalıcı etkisiyle bizlerin yaşamında uzun yıllar varolacaklardır. bu nedenle bu dönemde yaşamımıza giren insanları iyi analiz edelim, artı ya da eksi insanların tercihleriyle yaşamları şekillenmekte unutmayalım..

    Para -finans dünyasında, oğlak burcunun ekonomiyi, venüs'ün finansal kaynakları temsil etmesiyle, satürn'den alınan kare açı pluto ile birleşince , dünya para piyasasında miadını doldurmuş olan ekonomiyi düzeltmeye yönelik çalışmaların yerini başka alternatiflerin alacağını söyleyebiliriz.


    aslan mars retrosu, merkür oğlak retrosu da bu tutuluma dahil olduğu için, terör sadece bizim sorunumuz değil, diğer dünya ülkeleri içinde sıkıntı yaratacak ve toplu ölümlere şahit olacağız. büyük merkezlerde, insanların kalabalık olduğu ortamlarda terörist eylemler ,pluto-satürn karesi ile tırmanışa geçecektir.


    Dünya yaşayan bir varlıktır, ve negatif enerjide gereklidir, enerjinin boşaltılacağı yön ve yer önemlidir, lakin insanoğlu şeytanın varlığına denk olmaya başladığı günümzüde , negatif  enerjinin boşalımı bu şekild üzücü olaylarla olmakta. dünay hafızası olan bir varlık ve bu etkilerle sonumuzu bir güzel hazırladık, Dünya'nın intikamının yaklaştığı günlerdeyiz, illa ki başımıza taş yağmasına gerek yok, her birimiz ayrı ayrı dünyanın intikamına tabiyiz, ekonomik krizler, küresel ısınmalar, ne idüğü belirsiz virüslerin yaygınlşması, yerkürede olan hareketler vs...


    TÜRKİYE VE TUTULUM ETKİSİ

    Ülkemizin natal haritasında bu tutulum 1.ve 7.evler arasında gerçekleşecek, 1.evinde (,halk,halkin genel davranislari,bilinci,birlik olarak birarada gösterdigi reaksiyonlar,ülke içindeki iliskiler, halkın genel sağlık durumu, malsahipleri , vergi mükellefleri ,halkin sevdikleri gözdeleri ve milli kişisel özellikler ve aliskanliklar. )yer alan Pluto ile transit ay kavuşumu (2  orb), 7.evinde (dis iliskiler,dis ülkeler, yabanci ülkeler,uluslararasi iliskiler,uluslararasi ticaret, uluslararasi anlasmazliklar,savas, anlasmalar,mitingler,serbest kalan suçlular,kaçaklar,Adalet , hükümetin düsmanlari)yer alan, pallas ile güneş kavuşumu biribirine karşıt açı yapacak. bu tabloya  yine natal haritamızda 4.evde (Ülkenin topraklari ,çiftçilik,mahsül,gayri menkuller,dogal afet (kuraklik , sel , heyelan , yangin , orman yanginlar vb..)mezarliklar,muhalefet partisi ve hükümete karsi olanlar. )yer alan Mars ile kare açısı T-Kare'yi tamamlayacak...



    Asker, mit,devlet, halk, terör, varlık sahibi ülke içinde vergi mükellefi olan büyük kuruluşlar vs... bu tutulumun etkisiyle ki daha önceki mars ve merkür retrosu ve yine 22 temmuz 2009 tam güneş tuutlması makalemde de belirttiğim gibi bu alanlarda ülkemizin gündemi epey meşgul olacak.Amacım kehanet değil, ya da kötü haber tellaklığı hiç değil, yıldızlar Hak Tealanın vazifeli olan melaikeleridir ve yer yüzünde kainatta olan herşey hakkın emri ve yıldızların hareketleriyle oluşur. Yıldızların dili vardır sesi vardır, benim yaptığım onlara kulak vermek gözlemlemek ve ne demek istediklerini anlayıp diidk didik edip vebal almamak adına son yargıya ki unutmadan kaderin ötesinde bir kader vardır, bilgim ve ilmim dahiline en doğru ve geeçrli olan  yargıya varmaktır. Belki birilri okur görürde önlem alır, takdir ve tedbir ilşkisiyle... tedbiri al takdir her ne ise hayr adına olur...önce çaba...


    Umutlu Yıllar emi...

    Elif Hece (Esmeralda)










     

    26 Aralık- 15 Ocak- Merkür Oğlak Burcunda Retroda






    2009 yılının son Merkür retrosu , 26 aralıkta oğlak burcunun, 21 ° 46 derecesinde gerçekleşecek ve 15 ocak 2010 tarihine kadar devam edecek.


    Merkür, 21° 55' derecede konaklayan Sulaphat sabit yıldızı ile kavuşumdan geriye hareket edecek, Venüs - Merkür doğasında olan benefik tabiatlı bu yıldız, siyasi ilişkileri,diplomasiyi, ticari anlaşmaları (dış politikada)sanat ile uğraşanları, hırsızları simgeler, küçük evcil hayvanları ve doğayı yönetir.merkürün bu sabit yıldızla kavuşumdan geriye gitmesi , temsili olan bireylerde ve yönettiği alanlarda , mars retrosu etkisi ile askeri-siyasi olaylarda , diplomaside ani , fevri işgüzar yaklaşımların getirdiği sorunlarla ,dünya kamuoyunu meşgul edecek olay ve demeçlerin sıkça gündemde olacağını belirtir. Hırsızlık olaylarının , usülüne uygun yapılmayan illegal olayların söylenti halinde yayılacağı , ülkelerarası yapılan gizli pazarlıkların ifşası diye de değerlendirebiliriz. Tüm dünyada uzun zamandır devam eden ekonomik kriz boyutunda para piyasalarında yavaşlama, yanlış spekülasyonlara karşıda uyanık olmalıyız. Bu dönem harcama yapmak, yeni birşeyler almak,denenmemiş olanı denemek gibi risklere girmek adına hiç uygun değildir keza mars retrosuda devam ettiğinden, zodyakta oğlak burcunun alanı olan 10.ev büyük holdingler, finans dünyası, işverenler, otoriteler vb... önümüzdeki 3 aylık süreçte  pek çok köklü holdingin, dünya listesinde başlarda olan pek çok zenginin, işadamının çöküşünüde beraberinde getirecektir. (Dubai olayı) '' evrende tesadüf yoktur''


    Merkür ,15 Ocak 2010 tarihinde, sabit yıldızlardan Oğlak burcunun  05 ° 40' derecesinde yer alan, adaleti, hedeflere etik odaklanmayı, kurumsallığı, idealizmi, parlak buluşları yöneten Venüs doğasındaki Borealis ve 2 orbla pluto ile kavuşarak normal hareketine geçecektir.

    Aynı gün oluşan Yeni Ay etkisi ise ,     Oğlak -Satürn doğasıyla ,ciddi anlamda küresel krize karşı yeniden evrensel olarak yapılanmayı,dünya para piyasasını elinde tutanların biraraya gelmesini,ve özellikle işci-işveren arasında iyileştirmeye yönelik atılacak pek çok adımın başlangıcı olacaktır.satürn- pluto kavuşum merkür  karesi değişimlerin, dönüşümlerin etik olacağını müjdelemekte, artık güçlü olanlar kurnazlık yapamayacak, önce ben değil, biz hepimiz kavramı yerleşmeye başlayacak. aksi takdirde girdiğimiz bu dönemde hiçbir şeyin gizli kalmayacağı, ve etik olmayan herşeyin cezasının da varolduğu global olarak insanların zihnine bu etki ile iyice yerleşecektir.

    Retro etkisi ise tam olarak 4 şubat'ta bitecektir. Retro gezegenler durağanlığa geçmeden 2-3 hafta önceden, belli fazlarda etkilerini göstermeye başlar, 9 aralıktan bu yana iletişim, ticaret , seyahat,alış-verişde yaşanan aksilikler, teknolojik aletlerde oluşan arızalar, kısa yolculuklarda yaşanan terslikler ve atlatılan hafif kazalar, sözel olarak birbirmizi anlamada zorluk, yazımsal olarak haberleşmede gecikmeler, kopukluklar vb... merkür'ün etkilerinden bir kaçıdır.Sağlık alanında bu süreçte zihin geriye yönelik çalışacağından, hatalarla satürnyen tarzda yüzleşileceğinden, gerilen sinirler ve oluşan stres , burcun ve planetin  temsil ettiği tıbbı alanlar olan, cilt-deri, kemik ve dişler, sindirim sistemiyle ilgili rahatsızlıkları tetikleyecektir. Horoskoplarında  retronun oluştuğu alanlar  ,1.ev, 6.ev ve 12.ev olanlar kendilerine dikkat etmeli.


    Merkür Oğlak Burcunda


    Merkür Oğlak burcunda, Satürn karakterinde bir işleve sahip olur, hermafrodit bir planet olduğundan, bulunduğu yerin şeklini alır, zaten kurnazlığı hileyi, entrikaları, casusları , maskeleri simgelediğinden, Satürn hakimiyetinde bunu yapamaz, zekasını daha ciddi kullanır, kaygısızlığı ortadan kalkar, endişeleri günlük değil geleceğe yayılır,içe dönük bir yapıya bürünür , gel-geç değil anlık çözümler değil, köklü ve sağlam çözümler üretir. Zihin yavaşlar,ağırlaşır, eylemler daha planlı olur, sabırsızlık yerini beklemeye, tahammüle bırakır, anlık değil, daha kritike eden, şüpheci bir yapı oluşur,kötü olaylara tepkiler zamana bırakılır ve daha zalim, kindar bir üslup yerini alır. içinde büyütme ya da biz buna içine dert olmak diyoruz ve Satürn er ya da geç cezalandırır. Ekilenin biçilmesi...!


    Merkür 'ün Etkileri

    Genel olarak, Merkür  düşünme ve algılama, zekanın kullanılması ve bilginin yayılması  iletişimin her türlüsü,, ticaret, eğitim ve ulaşım anlamına gelir. Ek olarak, özellikle de  yazarlar, yorumcu ve eleştirmenler, öğretmen, işi gereği sürekli seyahat edenler, ve hırsızlığa meyilli olan insanların etkileşimde olduğu bir planettir.

    Merkür GERİ GİDERKEN,  kişisel yanlış anlamalara mahal verir,hatalı,eksik veya gecikmeli iletişim, görüşmeler ve ticarette durgunluk kesintiler oluşur.telefonları, bilgisayarları, arabalar vs...bilimum ulaşım araçlarını ve teknolojik iletişim araçlarını yönetir..

    Merkür retrosunda, yanlış kararlar, zayıf iletişim ve dikkatsiz düşünmeden  atılan adımlar sıkça görülür,önemli kararlar almak, akıllıca değildir. zihinsel güç bu dönemde normalden daha az olur, net düşünemez ve stratejik davranamayız,planlarımız eksik olur ve projelerimizde gözden kaçırdığımız pek çok ayrıntı olabilir.yapılan sözel ve yazılı anlaşmalarda sorunlar ertelemeler aksilikler bizi retro geçtikten sonra epey uğraştırabilir.

    Merkür Retrosu- Etkilenen Burçlar

    Merkür retrosu bir önceki retroda oluşan sorunların çözülmesi içinde bir fırsattır. eksikleri görmemizi sağlar, o dönem yapılan işler,kurulan bağlar,zihnimizde oluşan düşünceler süzgeçten geçer .En son Terazi-Başak arasında merkür retrosu yaşamıştık ve o dönem içinde,esnek düşünmeyi ve analitik zekamızı herkesin hayrına olacak şekilde kullanmayı deneyimlemiştik. bireysel olan bencil düşüncelerimizi toplumsal alanda karşılaştığımız sorunlarla yüzleştirip kendimize gelmiştik.ortak çalışmalar,evlilik ve ilşkiler alanında özellikle değişken ve öncü burç mensupları .Koç ve Balıklar zihinlerini toparlamaktan uzak ve ortak ilşkilerde derin sorunlar yaşamışlardı.hayal kırıklığı boyutunda, tedbirsiz davrandıkları. kurban*kurtarıcı,lider ve köle ikileminde deyim yerinde ise sürüne sürüne retro etkisiyle kendilerine gelmişlerdi. ve şimdi oluşan Merkür Oğlak retro etkisinde . oğlak gücüyle, satürn etkisinde erteledikleri geçmişten gelen pek çok sorunu çözüme kavuşturacakları gibi,yalnızlığı deneyimleyerek,karamsarlığın siyah -gri tonlarında yeni bir renk ile ödüllerini alacaklardır.Daha sağlam temeller üzerine  düşünce yapılarını yenilemek adına bu bir fırsattır,profesyonel yaşamda satürn ciddiyetini,ağırlığını, ve kendi güvenliklerinin önemini fark edeceklerdir. Merkür, Başak ve İkizler burcunun planetidir,bu iki burç mensubu olan bireyler zihinsel olarak huzursuz ve sinirsel gerilimlere yatkın olacaktır. Yengeç burcu mensubları ,güneş'lerine zıt açı yapan retro etkisiyle ,sağlık sorunları,erteledikleri ,vakit bulamadıkları, sorumlulukları olan pek çok konuda sıkı bir imtihana tabi olacaklardır. kurnazca olan , etik olmayan davranışlarının cezasını çekme vaktidir.zaten zorlayan bir pluto transiti deneyimliyorlar özellikle yengeç burcunun ilk dekantında doğanlar,retronun finalinde pluto ile kavuşum yaparak normal haline dönmesi,onlar için direndikleri, kendilerini bastırdıkları ve çözüm yerine hep sorun teşkil ettikleri yaşamlarına ait olan pek çok şeyde düşünce yapılarını zorlayacak ve direnmeyi bırakacaklardır. kendi cehennemlerinden cennete çıkma mücadelesidir bu... yengeç'lere kolay gelsin..

     Merkür gerilerken tüm dünya etkilenir, gerek teknolojik,mekanik gerekse insan bazında.
    yukarıda zodyak kuşağına göre verilen açıya göre yaptığım bir değerlendirmedir. Daha önceki merkür retrosuyla ilgili makalelerimde, retro zamanlarında kişisel haritalarımızda bu etkinin alanlarını nasıl analiz etmememiz gerektiğini belirtmiştim.


    Türkiye ve Merkür Retro Etkisi

    Ülkemiz retroyu 7.ev alanında karşılayacak, yedinci ev, mundane astrolojisinde (politik-ülkeler astrolojisi), ülkenin evlilik kurumunu,dış ilişkiler, dış ülkeler,uluslararasi iliskiler,uluslararasi ticaret, uluslararasi anlasmazliklar,savas, anlasmalar,mitingler,serbest kalan suçlular,kaçaklar,hukuk sistemini , hükümetin düşmanlarını simgeler.
    bu alanlarda ülke içinde, kökü eskiye uzanan dış kontrollü kaynakla beslenen ,bir takım oluşumlarla sözel ve yazınsal görüşmelerin olacağını, 7.ev uzlaşma, anlaşma evidir ve bunların engellerle karşılaşacağını göstermekte.satürn-merkür karakterindeki bu retro, hükümetin daha istikrarlı bir politika izleme yoluna gideceğini ve yapılmış olan bazı yanlışların kabul edileceğini göstermekte.mitingler, gösteriler, hükümet aleyhine olan provakatif eylemlerin artacağını ve bunların akılsızca yapılacağını , asker-hükümet-hükümet karşıtları üçgeninde tansiyon yüksek olacaktır. Dış ülkeler ile yapılan görüşmelerde bu dönem içerisinde sertlik hakimdir, ve yine dış ticarette satürn vari iptaller, engeller olabilir, Af  konusu gündeme gelecektir eğer ki bu dönem içerisinde bu af  çıkacak olur ise ya da af konusu gündeme gelir ise ki mars ve merkür retrosu 15 ocak'ta gerçekleşecek yeni ay etkisi ile bu affın nahoş karşılanacağını belirtmek isterim.Hukuk yanlış işleyecektir.


    Ülkemizin natal horoskopunda 4.evin yönetici planeti merkür (başak), dördüncü ev alanı, muhalafet partilerini, hükümete karşı olanları, ülke topraklarını,
    sınırlarını, gayrı menkullerini ve doğal afetleri yönetir.Mars 4.ev alanında terazi burcunun 07° derecesinde yer almakta, retronun sonlarına doğru kare açısına (90)girecektir, kare açılar zorlar, gerilim yaratır, kaoslara meydan verir ve zaten terazi burcunda düştüğünden dolayı (zararlı), mars'ın mundane astrolojisinde temsil ettiği alanlarda;

    ''toplumu bir arada tutan savaş korkusu,düşman,uluslar arası politikada anti sosyal hareketleri,tek taraflı kararlı saldırgan harekete geçiren gücü,gerilim,savaş,asker ve ordu,genç erkek nüfusu.enerjinin en çok ortaya çıktığı alanlar.''

    zaten gerilimin yüksek olduğu şu dönemde astrolojik olarak tırmanışa geçecektir.

    ve yine natal haritada 1.evde yengeç burcunun 12° derecesinde bulunan Pluto'ya karşıt açı yapması, ülkemizin istihbarat alanında gerilimlere,gizli görevlere sahip olanlar arasında çıkan anlaşmazlıklara neden olabilir. söylentiler... ifşa.... mafya, yer altı faaliyetleri, terör olaylarının tetiklenmesi, bazı yıkımlar ve yeniden yapılanmayı gerektirecek geç kalınmış önlemleride beraberinde getirebilir.1.ev mundane astrolojisinde;

    ''Ülkedeki insanlar ,halk,halkin genel davranislari,bilinci,birlik olarak birarada gösterdigi reaksiyonlar,ülke içindeki iliskiler (dışişleri hariç),oy kullananlar , mal sahipleri , vergi mükellefleri ,halkın sevdikleri gözdeleri, siradan insanlar ve milli kişisel özellikler ve aliskanliklar...''

    Özetlemek gerekirse, ülkemiz 2010 yılında beklenmeyeni beklemeli, yanlış politika, yetersiz yargı,dışa bağlı, dıştan kumandalı güçlerin yönetimi,
    asker ve hükümet gerginliği, suçluların dışarda, suçsuzların içerde olması, terör örgütü ile resmen neredeyse masaya oturacak duruma gelmemiz,
    ülke içinde halkın 1.ev alanı, kadınların f*****liğe, erkeklerin hırsızlığa teröre teşviki gibi resmen bu boyuta işi getirmeleri, çöken pek çok sistem...
    Gökyüzündeki bu üçlü etki erken seçimi getirebileceği gibi, halkında hükümete duyduğu az da olan güveni kökünden götürecektir.

    * Mundane Astrolojisiyle ilgili;


    http://astrolojistik.blogcu.com/politik-mundane-astroloji/3851883

    bu makalemden yararlanabilirsiniz.*



    NOT: 2009 yılının son Merkür retrosu ve yine burçlarında seyreden Uranüs etkisi ile, Kurban- Kurtarıcı protipinden sıyrılan,ne kurban ne kurtarıcı artık bireyselliği,özgüveni öğrenen, büyük bir uyanışa geçen, 12.ev alanının hakimiyetinden,bilinçaltı çöplüğünü arıtarak yeni bir kimlik kazanan ki olması gereken o' dur,
    ne acıyan ne de acınacak durumda olmayan Tüm Balık Burcu Mensuplarını öperim ruhlarından...2010 yılında jüpiter'in de etkisiyle evren sizlere (bizlere)son 7 yılın(satürn-başak, pluto-yay) o kabusun, inzivanın, ezilmenin,kurban rolünün , sömürülmenin, kullanılmanın, işlerine geldiği için başkalarının ,yanlarında olan maskeli ruhların herbirini hayatlarından silip süpürecek... Jüpiter Balık Burcunda adlı makalemde buluşmak üzere...

    Sevgimle olması gerekenler kalsın emi.

    Elif Hece (Esmeralda)

    E-mail: astrolojistik@gmail.com


    20 Aralık- 10 Mart- Mars Aslan Burcunda Retroda (II)




     

     

    Türkiye ve Mars Retrosu Etkileri

     

    Ülkemizin horoskopunda ,Transit mars 3.ev kaspından (cusp) 1 orb ile Neptün kavuşumundan geri hareketle 2.ev alanını etkileyecektir. Mundane astrolojisinde

    2.ev;

     

    ‘’Milli hazine ve ülkenin mali kaynakları, finansal işlemler , ülkenin satın alma gücü , bankaları, stokları ,finansman şirketleri , menkul değerler ve satılabilir mallar, kişisel mülkiyet , servet, rehin şirketleri, yatırımcılar , yatırımlar , hissedarlar , ticari ilişkiler ve ticari kaynaklar, hissedarlar ,ticari ilişkiler ve ticari kaynakların gücünü simgeler.’’

     

    Ekonomik kriz gözönüne alındığında, halktan ziyade , finans dünyasını elinde tutanların arasında, geçmişe ait sorgulamaların, yanlış yapılmış ülkemizi ilgilendiren yatırımların, hazine iç ve dış borçlanmalarla ilgili sertlik ifade eden tartışmaların, sinirsel gerilimlerin etkin olacağını söylemek mümkün

    Halkımızın bazında ele alırsak bu durumu mayıs ayına kadar olan süreçte halkı galeyana getirecek olan ekstra vergilerin zamların habercisi olabilir. Ve bunlar bastırılır etkisi retro sonunda ortaya çıkar . açıkcası yatırım yapmak ve spekülasyonlara girmek, finans alanında risk almak bu dönemde iyi değildir



     

    Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz (!)


     

    Para dünyasını elinde tutanlarla , devlet arasında yine bastırılmış olan, kökü eskiye dayanan sorunlarla ilgili bir uzlaşma sağlanabilir. (Doğan Medya vs…)

    Bu retronun, Neptün kavuşumundan geriye gitmesi, bir yandan al genubi sabit yıldızıyla olan münasebeti nedeniyle , 3.ev başlangıçlı bu retronun , neptün’ün mundane astrolojisinde temsil ettiği alanlar olan

    ’toplum ideolojileri,mükemmel olma hayalleri,bunları besleyen insanlar,aldanmalar,yanılmalar,skandallar,iftiralar,kurbanlar ve kurtaranlar,film endüstrisi,Sanat ve moda gibi faaliyetler,ressam,şair,dans gibi soyutsallıktan somuta varan uğraşılar.doğal afetler,sel-deprem vb…’’

     

    Düşünününce, şu anda kapatılan bir siyasi parti (geç kalınmış, iş güzarlığa uğramış) ve bunun etkisini mart- mayıs dönemi şiddetli biçimde göreceğe benziyoruz. Ve bu bir oyun bir aldatmaca, yazılmış bir senaryo ve oynayan büyükler… küçükler izlemede !

    Astrolojiye ileri seviyede ilgisi olanların, astrologların, özellikle yukarıdaki yorumuma dikkat etmesini öneriyorum kendileride genişletebilir ve bir takım geçmişte olan istatistiklerle karşılaştırdıklarında ne demek istediğimi anlarlar…!

     

     


    Mars Retrosunda Nasıl Davranmalıyız

     

     

    Riskli olan işlerden, insiyatif gerektiren yeni olan projelerden uzak durmalıyız.

     

    Mücadeleci doğamızı daha dengeye alarak, nafile uğraşılara girmemeliyiz

     

    Saldırganlık, tartışma, polemiklerden uzak kalmalıyız

     

    Egomuzu ne ezelim ne de yüceltelim, dengeyi deneyimleyelim

     

    İkili ilişkilerimizde mars’ın rekabeti temsil etmesi nedeniyle ne partnerimizle rekabete söz düellosuna girelim ne de yaşamına fazla müdahale etmeyelim.

     

    Kazalara dikkat edelim, mümkün olduğunca araç kullanırken sinirlenmemeye ani hareketlerde bulunmamaya çalışalım. Mars alkol gibi bağımlılıkları simgelediğinden alkol alımında dikkatli olalım ve alkolün kazalardaki etkisini unutmayalım.

     

    Kronikleşmiş kalp, iltihaplı romatizma, ateşli rahatsızlıklarımız var ise bu dönemde  bu rahatsızlıkları tetikleyecek olan şeylerden uzak kalalım

     

    İç gözlem mars retrosunun anahtarıdır, iç gözlem yaparken ileriye yönelik intikamların hesabına girmek yerine, öz eleştiri yapmaya ve var ise hatalar, suçlar bunları sahiplenmeye ve telafi yollarını bulmaya zaman harcayalım.

     

    Her retro gibi, daha önceden planladığımız ve hatta başladığımız yarıda bıraktığımız projelerimize eğilelim, aynı zamanda ilşkilerimiz içinde geçerlidir bu, sıkıntılı bir süreçten geçmiş olan ikili ilişkilerimizde iyileştirme adına ve yeniden deneme adına iyi bir dönemdir bu.

     

    Hayal ettiklerimiz olmayabilir, ummadığımız sorunlarla karşılaşabilir ve hatta ummadığımız şeyler özellikle ikili ilişkilerimizde başımıza gelmiş olabilir, sukunetin sabrın korunması gereken bir dönemdir, hesaplaşma yoluna değil uzlaşma yoluna gidilmelidir. Zaten mars normal hareketinde yeterince şaha kaldırmıştır id duygularımızı.

     

     

     

     

    Kişisel Horoskoplarımızda mars retro etkisini yorumlarken, retro başlangıç derecesinin hangi yaşam alanımızda olduğuna (ev), ileri hareketine başlayana dek retro geçişinde , bu alanda, NATAL VE TRANSİTTE hangi planetlerle kavuşuma girdiğine ve açı yaptığına , SABİT YILDIZLARLA ve ARAP NOKTALARIYLA olan iletişimine dikkat edelim. Herkes aynı hayatı yaşamıyor, benzerlerin bile algıladığı, yaşadığı farklı farklı ama gelen etki aynıdır, etkiyi yaşadığımız bölge değişir sadece.

     

    Astroloji bir ilimdir fal ya da kehanet aracı değildir. Yazılan her yargı uzun araştırmalar neticesinde , geçmiş istatistikleri inceleyerek, gözlemleyerek , ve bu ilmin ışığında sentezleyerek yapılmakta. Buradan benim sizlerle paylaştığım bütünün sadece bir parçasıdır, bu ilmi sevdirmek, tanıtmak, ve hak ettiği ilim ve bilim mertebesine eriştirmek için verdiğim çabadır.

     

    Mars retrosunda içe dönerken, umarım hepimiz çuvaldızı kendimize batırmaya cesaret edebiliriz. Acıyabilir, kanatabilir, yara açabilir ama bir hatayı kabullenmek bir yanlışı hazmedebilmek bu yaraları kapatacaktır. O sivrilmiş egolarımızı, hırslarımızı, manasız gurur ve kibirlerimizi dizginlemek, huzuru , insanın pin kodu olan huzuru yakalaması için bir fırsat olarak düşünün. Affedin her şeyi ama önce kendinizi, yüzleşip geçmişle hatalarla, hırslarla,o aç gözlülüğünüzle hesaplaşın, affedin ve tekrarlamamaya söz verin…

    Her şey elimizde, kişisel gelişim merkezleri size sadece çevre kazandırır ama kendinizi kazandırmaz, bir süreliğine uyuşursunuz kendinizi bulduğunuzu zannedersiniz bu bir yanılsamadır. İşte bizlere her 2 yılda verilen 2.5 aylık bir zaman dilimi, kendi kişiselliğinizi huzura endeksli olarak yeniden inşa edin…

     

     

    Sevgimle Kalın Emi

     

    Elif Hece (Esmeralda)

     

    E-mail: astrolojistik@gmail.com

     

     

     


    20 Aralık- 10 Mart- Mars Aslan Burcunda Retroda (I)



     

     

    20 Aralık 2009 tarihinde Mars Aslan Burcunun  19 ° 42 ' derecesinden geriye hareket etmeye başlayacak.  Bu hareket 10 Mart 2010 tarihine kadar sürecek. Mars’ın retro etkisi  , retroya başladığı  19 ° 42 ' dereceye ulaşacağı 17 mayıs tarihine kadar etkileri hissedilmeye devam edecek. Mars retrosu hareketine başlamadan önce 2 ay öncesinden gölge alanına girerek , retro etkilerinin tohumlarını atmaya başlar, gözlemlerime göre, pek çok sabit burç üyesi , öz ve yükselen burca sahip pek çok danışanım bu etkili sürece, 17 Ekim 2009 tarihi başlangıçlı olarak  girdi, ben de dahil (Yükselen Akrep)…Mars  dış ve eril bir enerjidir ve retro döneminde içe döner edilgenleşir, bunu asla unutmayalım.

     

    Sabit burçlar, Boğa, Aslan, Akrep ve Kova bu etkiye en çok maruz kalacak olan işaretlerdir. Özellikle Mars’ın Akrep Burcunun geleneksel yöneticisi olması sebebiyle Akrep’leri daha yakın markaja alacaktır. Yükselen burcu Akrep olanlarda bu etkiye maruz kalacaktır.

    Güneş ve Ay dışında, tüm planetler, geriye doğru hareket eder, aslında geriye doğru hareket etmezler, durağanlaşırlar ve bu bizlerin retro algılamasına neden olur.


     

    Mars’ın Yönettiği Konular


    Mars mitolojide genç dinamik , atak ve cesur , akılsızca zevklerinin peşinden giden korkusuz  savaş tanrısını simgeler. Genel olarakta,  fiziksel enerji ve çaba, mücadele, her iki cinsde maskülen yanlarımız, öfke, vahşet, şiddet, aşırılık, sinirsel patlamalar vb… His placement in your chart expresses the strength and direction of the physical force that drives your ego, your will to achieve. Horoskoplarımızda yerleşim alanına göre, fiziksel gücümüz, çabalarımız, mücadele alanlarımız, öfkelerimiz, kendimize hakim olamadığımız ateşli zaaflarımız, duygularımızın gölge yanları, tutkularımız, ve enerjimizi en çok verdiğimiz konuları simgeler… Aynı zamanda , yaşamak , ayakta kalmak için, aklımızı nasıl kullandığımızı, iletişim becerilerimizde yönetir. Merkür gibi ama buradaki hareket, enerji ve aktivite daha büyüktür, sonuca gitmelidir. Dramatiktir.

     

    Mars , risk aldığımız konularıda yönetir, erkeklerle olan ilişkilerimizi ve duygusal boyutta olan yakınlıklarımız gibi… enerjisi çok yüksek olduğu için kazaları, yaralanmaları, cerrahi operasyonları, suçları, öfke ve şiddet gibi id duygularımızı ve eğilimlerimizi de yönetir.


    -

     

    Mars Retro Etkileri

     

    Mars geri hareketinde , cinsel sorunlar, projelerde yavaşlamalar, ikili ilişkilerde dramatik ve tutkulu değişimler, mantıksız eylemler, fiziksel aktiviteyi yavaşlatacak hastalıklar, enerjinin düşmesi, yorgunluk ve sürmenaj kısaca depresyona , bireysel haritalardaki konumuyla açık hale getirir. Kolektif olarak, dünya insanlarına ayrımsız, düşünce kalıplarımızda daha içe dönük , daha çok kaygı ve endişe, öfke birikimleri, harekete geçmede yavaşlık ve cinsel alanda düzensiz ilişkiler, gel-geç tutkuların patlaması şeklinde görülebilir. Bastırılmış olan, kontrolsüzce bilinçaltımıza hapsettiğimiz öfkelerimiz bu dönemde açığa çıkabilir, ve bu defa bastırmakta zorlanabiliriz ve yine kontrolsüzce hesaplaşmalara gidebiliriz

    Bu dönemde yine, ateşli hastalıklarda, iltihaplarda, kökü geçmişe uzanan rahatsızlıklarda artış görülebilir, dünya kamuoyunda tanınan, sahne önünde olan kişilerde ani kalp krizleri neticesi ölümler, suikastler , skandallar , kazalar açık hale gelir … ! savaşı, ateşli silahları simgelediğinden dolayı, retro döneminde , mundane astrolojisine göre etki alanında olan ülkelerde sorunlar patlak verebilir


     

     

     

    ASELLUS: Aslan burcunun 8° 26' derecesinde bulunur.

    Güneş ile Mars gezegeninin karakteristiği karışımıdır.

     

    Hastalıklar konusunda söz sahibidir. Hastalıklara karşı açıklık getirir. Özellikle iltihaplı ve ateşli hastalıkları temsil eder. Ateşin çabuk yükselmesine neden olur. Görme ile ilgili körlük derecesine varabilecek sorunlar verir.

    (Domuz gribi salgınında ki stratejik savaş olduğu aşikar, insan üretimi bir virüs  ve tamamen siyasi , her neyse bu dönemde bu salgınla ilgili ve hatta daha başka formata bürünmüş şekliyle , ölümlerde artış getirebileceği gibi, VİRÜSÜN sanıldığından  daha etkin bir şey olduğu açığa çıkabilir. )

     

     

    Sabit yıldızlardan  Al Genubi (Aslan’ın Ağzı )ile 1 orb ile kavuşum yaparak Mars’ın geri hareketi, satürn ve mars doğasındaki bu sabit yıldızın etkisini azaltacaktır. Bu da tüm dünya için büyük bir şanstır, aşırı beslenen egolarda çözülmeler

    pompalanmış içi boş olan yalancı kahramanların geriye çekilişi şeklinde değerlendirebiliriz

    Öz ışığı, Ay Burcu ve yükseleni Aslan olanlar daha çok kaygı ve endişe taşıyacak, geçmişte verdikleri mücadeleyi sorgulayacak ve içe dönük bir iç gözlem havasına bürüneceklerdir. Saldırganlık doğası oluşabilir, başarısızlıklar için suçlama daha yoğundur, MARS Aslan’ da egoyu aşırı beslediğinden dolayı, davranışlarda, kişisel dürtülerde , sorunlar ortaya çıkabilir. Başarı isteğiyle yoğunlaşmış takdiri bekleyenler, geciken ya da ertelenen  ödülleri için kendilerine dönüp, hatalarını anlayacaktır. Yaptığın iş salt kendin içinse ilahi nizama göre samimiyetsizsindir ve cezalandırılırsın, yaptığın iş evrensel ise ve bütünün hayrı içinse, ödülün er ya da geç verilir

    Akrep burcunun geleneksel yöneticisi olması nedeniyle, Mars Aslan’ da sahne önünü temsil ettiğinden, Akrep burcuna ait olan konularda, gizlenmiş olan pek çok cinsel skandal bu dönemde ifşa olacaktır...



    Sevgimle Kalın Emi

     

    Elif Hece (Esmeralda)

     

    E-mail: astrolojistik@gmail.com


    Not: Teknik bir sorun nedeniyle iki bölüm halinde eklenmiştir...


    Astrolojide Cinsel KimliK II – Eşcinsellik (Gay)



    Paylaş





    Astrolojik verilerin ışığında, astrolojide cinsel kimlik makalemize, eşcinsellik diğer adı ile gay kimliği ile devam ediyoruz.(3.bölümde lezbiyenlik) İlk makalemizde  , astrolojik veriler ışığında cinsel kimlikten ziyade  cinsel sapkınlıklar ve sapmalarda etkin olan genel tanımları paylaşmıştık. 

     

    Astrolojide kendi cinsine yönelimi diğer makalemizde sunmuştum,George Michael’in haritasını ele almıştık. bir çeşni idi ve cinsel kimlikte, aseksüel, biseksüel, gay, lezbiyen, ölü sevicilik, ensest gibi pek çok tanım mevcut ve bunlara kısmen değinmiştim. Bu makalemizde salt erkekte eşcinselliği gay boyutuyla ele alacağız.




    Eşcinselliğin(Homoseksüel) Tanımı



    Kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Belli bir süreç sonunda erkek eşcinseller kendilerini gay , kadınlar kendilerini lezbiyen olarak tanımladı. Bu gün halk tarafından pek bilinmeyen bu kelimeler Türkiye'de yaşayan eşcinseller arasında da benimsendi ve sıklıkla kullanılmaya başlandı. Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır.



    Eşcinsellik dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavram tümüyle yok sayılır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul edicidir. Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen eşcinseller bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla (izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür organizasyonları hem eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı kullanmaktadırlar. Ayrıca bu ülkelerdeki eş cinseller kendilerine özgür cinsellik, daha sosyal bir hayat vs gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür oluşturmuşlardır.




    Uzun süredir eşcinsel hayatın içerisinde astrolojik  araştırmalar yapmaktayım. Bu defa , kendi toplumumuzdan, bir eşcinsel yaşamı ele alacağız.Onay vermesiyle, haritasını mercek altına aldık. Astrolojik verilerle, bir röportaj havasında bu makaleyi hazırladık. Kimlik bilgileri ve fotoğraflarını ekleme konusunda , profesyonel bir çalışma olduğu ve  ilmime güvendiğinden kendi rızasıyla makaleye eklenmiştir.

    İncelemiş olduğumuz kişi kim derseniz, O işinde ve sosyal yaşantısında başarılı  bir birey.

    Meslek olarak tam haritasına uygun;  make-up artist yani makyaj tasarımı , sezon makyajları sunumu ,sahne arkasında ( kulis ),  özel davet ve düğünlerde yer alan cemiyet hayatının tanıdığı bir uzman. Bu mesleğinde daha da ilerlemek istiyor ve en zirveye talip.




    Elif Hece : Sevgili Mehmet,  Öncelikle astroloji ilmine verdiğiniz bu katkı adına teşekkür ediyorum.

     

    S-             :Elif Hece: Öz ve yükselen burcunuz Terazi , sizi gözlemlediğim kadarıyla , estetik ve sanat duygunuzun  çok gelişmiş olduğunu görüyorum. Bu eşcinsellere özgümüdür zira çoğunlukla , sanat , moda gibi estetik alanlarda faaliyet gösterirler. Bunun sebebi sizce ne olabilir?

     

     

    C -               : Mehmet B. : Ben teşekkür ederim Sevgili Elif, Bizler, hayata daha naif baktığımız ve daha duyarlı algıladığımız için, ister istemez yönelim olarak , kendimizi ifade edebilmek ve çok gelişmiş olan estetik duygumuzu yansıtmak adına evet çoğunlukla bu alanlarda kendimizi geliştiriyoruz. Vizyonumuz her zaman geniş ve yeniliğe açıktır. Bir insan kendi bedenini ve ruhunu sevdiği zaman bunu en güzel görsel konumlarla ifade eder, çünkü içinden taşan estetik ve beğeni duygularını paylaşmak ister.

      

    S-              : Elif  Hece ; Eşcinsel yaşamı kendi gerçeğinizle ve toplumun gerçeğiyle nasıl yaşıyorsunuz zira eşcinseller sosyal toplumda yer alabilmek için maalesef dört duvar arasında kendi gerçeklerini gizli yaşamak zorunda kalıyorlar ; siz bu ayrımı nasıl dengeliyorsunuz?

     

     

    C-                Mehmet B : Özel ilşkilerimde , öncelikle önem verdiğim konu , kimliğimin ve görüntümün olduğu gibi benimsenmesi,  feminenlikten ziyade maskülen bir yaşamı tercih ederek , eşcinsel olmanın bir sapkınlık olmadığını , hastalık olmadığını , yaratılıştan geldiğini , ve benim bir kadın kimliğine bürünmeden bu içsel doğamın var olduğunu topluma göstermekten çekinmiyorum. Çünkü;  eğitime ve gelişime çok önem veriyorum.eşcinsellik bir gerçek ise bizlerde bir bedende iki tabiat taşıyoruz.üçüncü bir cinsiyet gibi algılamaları toplumun kendi yanlışıdır.

    Toplumumuzda cehaletten kaynaklanan ön yargıları yıkmak  ve kapanan kapıları açmak için , kendimizi dış dünyada ifade etmeliyiz. Bazen bükemediğimiz bileği öpmek gerekebiliyor !  Bu yüzden toplumdan uzaklaşmak yerine sosyal  ve  profesyonel iş yaşamının içinde kendimize özgü yeteneklerimizle ve zekamızla kendimizi ifade ederek toplumun  ön yargılarını yıkmayı başarabiliriz.

    Ben bu ayrımı dengelerken, sabrımın,hırsımın  ve ruhsal üstünlüğümün farkındalığını bilerek yapıyorum.

     

     

    S-                 : Elif Hece: eşcinsellik denildiği zaman akla gelen ilk şey erkek erkeğe yaşanan seksüel yaklaşım oluyor oysa ki lezbiyenlikte bir eşcinselliktir , fakat lezbiyen ilişkilerde toplumun aklına ilk etapda seks gelmiyor. Neden gay ilşkilerde daha çok seks ön planda algılanıyor?

     

    C -             : Mehmet B.:  Aslında biz gayler  yaşantımızda, seksten çok, aşkı, sadakati ve estetiği arıyoruz. Şahsen ben;  güzel , zarif ve şık olan herşeyi elde etme dürtümün yoğun olduğunun farkındayım, seks tüm toplum yaşantısının bir gerçeğidir, bizler için seks yapmak bir kadının bekaret teslimiyeti kadar özeldir.

     

     


    Bu bilgilerin ardından, yol haritasında bir yolculuğa başlayalım.




    Astrolojide cinsel kimlikte en etkin unsurların bir önceki makalemde de belirttiğim üzre , uranüs, merkür, ay, venüs ve mars, ardından şiron, ay’ın ateş elementinde olup yaptığı açılar ve ev yerleşimi,

    Yine erkek haritasında mars’ın düşmesi, zararlı konumda olması, hava elementi ağırlığı, 12.ev de önemli kişisel gezegenlerin varlığı, merkür’ün (hermafrodit) haritada önemli bir konumda olması, ay’ın erkek haritasında feminen doğayı desteklemesi, vertex noktası,  kişisel gezegenler ile uranüs işbirliği içinde bulunması gibi istatistiksel veriler epey fazlaca.

    Mehmet ’in öz burcu içindeki ışığı terazi kimliğinde ve 12.ev alanına yerleşmiş, güneş bizim kimliğimizdir, yükselen burcumuz aynamızdır içimizdeki ışık (güneş)ne ise dışımızdaki ayna bunu yansıtır.Terazi yöneticisi venüs olması nedeniyle feminen bir burçtur her ne kadar hava elementi olsa da. Burçların yöneticilerinin de doğaları vardır, boğa da venüs maddeleşir , maçolaşır deyim yerinde ise terazide ise , terazinin zarif doğası, estetik düşkünlüğü ile feminenleşir. 12.evde yer alması yalın anlamda kimlik  gizlenmesi değil elbet, bir çok 12.ev güneş’ e sahip insan var, 12.ev alanından güneş, 2.ev sonlarında yer alan uranüs ile sekstil  açı ilişkisine girmiş, gizlenmiş kimliğini ortaya çıkarmada kendi oluşturduğu değer yargılarına prensiplerine göre, uranüs vari   özgürlükçü, yenilikçi, sıradışı bir yapıya sahip.teraz kimliğini uranüse özgü rahatça sergileyebilmekte.ve kimliğini bir gay olarak ortaya koyması aslında güneş baba figürüdür, 12.ev kayıplar evidir bir nevi isyan, babaya, bilinçaltında yer etmiş olan kötü izlere bir isyan belki de…


    Merkür 1.evinde yerleşmiş ve terazi burcunda, 1.ev dış kimliğimiz, dışarı yansıyan aynamız, fiziksel oluşumumuz ve bunu merküryen bir tavırla sergilemekte, iletişimde güçlü, sosyal biri,  ellerini kullanmada yetenekli ve pek çok yabancı dil bilmekte, ikizlerde yer alan şiron’un çocukken konuşma  problemi vermesini yenmiş durumda. Merkür , 8.evde(cinsellik, cinselliğin ifadesi, yaşandığı mekanlar, ruhsal ve derin çözümlemelerin yapıldığı yer,ölüm –yaşam-mistik dünya ve ötesi) yer alan vertex noktası ile 150’lik birleşmeyen gerilim açısı oluşturmuş, düzenlemeler yapmamızı gerektirir 150 lik açılar, zira ayrı element olduklarından birbirini anlamakta zorluk çekerler. Diğer tarafdan vertex noktası kaderimizi yaşamımızı şekillendirecek değişterecek olan olayların ve kişilerin geldiği yerdir, 1.ev alanı kendi dış kimliği ve 8.ev alanı kendi cinselliğini yaşama alanı ve vertex noktası ile gerilim açısı merkür’ün hermafrodit olmasından dolayı onun yaşamına dahil olan insanlarla ve 8.ev alanıyla (düşünsel )zorlandığını göstermekte.

     

    Venüs ve Mars Başak burcunda 11.ev alanında kavuşum yapmış, maskülen ve feminenlik iç içe, bu durum onun aşırı derecede romantik olmasına , duyarlı olmasına ve şehvetinin fazlalığına işaret etmekte. Tutkuludur ve bunu kontrol altına almakta zaman zaman zorlanabilir,Başak’ta olması nedeniyle, bu duygularını iffetli bir şekilde yaşamak ister. Cinse değil aşkın ve duygunun kendisine aşıktır. Güzelliğe aşıktır. Etrafında kendine özgü çevresi vardır. 11.ev arkadaş-dost grup çevresidir. Hormonlarda düzensizlik belirtisidir bu etki aynı zamanda ! bu güçlü etkinin yönlendirilmesi gerekir bu onu sanata yöneltmiştir zaten yükselen ve öz Terazi ,Başağında kozmetik dünyasını yönetmesinden Terazi’nin zaten özellikleri malum bu alana yöneltmiş ve içindeki güzellik duygusunu estetik yeteneğini bu alanlarda sergilemektedir. Feminen bir alanda makyör…



    Cinsel kimlikte baş rol oyuncularından olan merkür’ün üst oktavı ve mitolojik anlamınıda okumanızı öneririm Uranüs yine cinsel kimlikle, fiziki beden ile alakalı olan şiron ile karşıt (180) açı yapmış, ve başakta yer alan mars-venüs kavuşumuna  kare (90) yaparak T-Kare tamamlanmış. Bunun anlamını buradan yazmayacağım zaten ileri seviye astrojiyle ilgilenenler bunun ne anlam taşıdığını biliyorlar. 8.evde bu etkinin olması çoğu şeyin izahıdır zaten. Doğuştandır bu kimlik. Ve bu kimliğin ilerde getirecekleri !

    Değişken burçlarda oluşan bu açı kalıbı, onun değişme yeteneğini, reformistik yapısını açıklamaktadır. (Astrolojide kolay açı kalıplarındansa , zor açı kalıpları iyidir zira yüzeyel olan açılarda kişi zor bir transitle karşılaşınca ne yapacağını şaşırır yalpalar, dibe vurur, oysa doğuştan sert etkilere haiz olmuş bir insan , bu etkileri daha kolay atlatır zira doğuştan gelen bir savunma mekanizması vardır.)

    Ve pluto değişimin , dönüşümün planeti, 1.evde (fiziksel görünüm, ilk çevre, yaşamdaki tüm adımların ilk oluştuğu yer )yerleşmiş, 3.evde (ergenlik dönemi, düşünce yapımız, iletişim ve kendimizi ifade tarzımız)yer alan neptün ile 60’lık açıya girmiş ve buradan 9.evde yengeç burcunda yer alan Ay  ile 180 lik açı ile tamamlanmış. Bu açı kalıbı astrolojide yod olarak bilinen kavrama benzemekte , yod da , iki 60 lık açı yapan planetle  birde bunların 150 lik açı yaptığı planet, yod terimini oluşturur. Kadersel bir açıdır bu ve kesinlikle gerilim verir. Bu açınında ben, yod kavramına dahil olduğunu düşünüyorum. Ve tepe noktası yengeç –ay,  dişil, edilgen, alıcı bir karışım. 9.ev diğer anlamlarının dışında kişinin en üst düşünce mekanizmasını açıklar, düşüncelerimizle eyleme geçeriz, ne düşünüyorsak uygulaıdğımız ve gösterdiğimiz de odur. Bu durumda kişinin doğasında en üst seviyede değişim pluto ile başlayacaktır 1.evde, ve 3.evde ilk gençlik ergenlik döneminde neptüne özel olarak çözülmeler olacaktır ve ay ile 9.evde düşüncelerini eyleme dökmekten ve gay kimliğini ifşa etmekten kişi sakınmayacaktır.


    Sevgimle Kalın Emi

    Elif Hece Öztürk (Esmeralda)


    Not: Denizatı yaratılmış olan , dişisi için hamile kalabilen tek canlıdır.

    21 Aralık 2012- Kıyam - Et !





    Son günlerde hepimizin ilgisini çeken 2012 fenomeniyle ilgili olarak, bilgim dahilinde , bir yorumda benden olsun diyerek uzun zamandır üzerinde düşündüğüm, ve sadece aklımla, beynimin kıvrımlarında, yüreğimdeki kitaba başvurarak sağlıklı bir sonuç almaya çalıştığım bu konuyu paylaşmak isterim…


     


    İlk olarak kamuoyunda Sevgili Burak Eldem’ in 2012 Marduk’ la Randevu (2003)adlı araştırma kitabıyla duyurulmuştu (en azından ben o dönem öğrenmiştim). O dönem epey popüler olmuş ardından her tükettiğimiz şey gibi unutulmuştu. Ve bu sene başlangıçlı olarak, bilenin bilmeyenin, aklı alanın almayanın, ağzı olanın konuştuğu, çeşitli teoriler ürettiği , biraz espiri,  biraz ciddi sohbet konuları arasında yerini alıverdi.


     


    Ne idi 2012? Kıyamet mi, yoksa ön provası mı? Salt bu tarih mi kilit noktası peki ya öncesi varmıydı, ya sonrası? Her şeyi inkara odaklı soyuta kapalı somuta tutunmuş insan aklı , inancın erdeminden vazgeçmiş, bilmeye ama bilip de tüketmeye kendini şartlamış insanoğlu için ne idi anlamı? Bilimsel olarak ne kadar veri vardı elimizde, ilahi gerçeklerden ne kadar haberdarız, ezoterik anlamlarını ne kadar doğru algıladık ?  Uyanış ise bu kaçımız uyandık,  uyananlar  ne diyor, uykuda olanlar neler sayıklıyor?  İnkarda mıyız hala, ya da hazırlıkta olanlar kimler,  hazırlığını yapanların bohçasında neler var? Neyi götürme hazırlığındalar? Ölmeden ölmek fiili ne idi? Kıyameti belleğimize nasıl aldık, kıyam- et… yerinden doğrul, ayağa kalk ve uyanışa geç…!


    Maya uygarlığına mal edilmiş bir konu gibi görünse de, her uygarlığın, öğretinin, kutsal kitapların ve ilim-bilim adamlarının üç aşağı beş yukarı geleceğini bildikleri bir dönemdir 2012. Ve öncesi…


    (Marduk adlı gök cisminin 21 aralık 1983 tarihinde keşfedilmesinin ardından popüler olmaya başlamış.)


     

    Bu konuda net dünyasında epeyce bir bilgi var buraya taşımak istemedim, kendi süzgecinizle değerlendirmeniz için. Maya takvimi, marduk, 2012 vs…


    Ankara’lı ,  ailesinde pek çok ilim insanının (kadın/erkek) olduğu bir kökten geliyorum, çocukluğum, kainatın dilinden konuşan büyüklerimin arasında geçti, İlahi gerçeğin,  mutlak-ı kadir’in sistemi üzerine ne fanatik olacak, ne de inkarcı olacak şekilde dozunda ayarında saf bilginin özünü anlatanların arasında geçti.


    Dünya’nın yaşayan bir varlık olduğunu, sudan, topraktan, ateşten çok ama çok öte, nefes alan veren, aynen bir bebek gibi gelişen, genişleyen , büyüyen, ne vermiş isen bu bebeğe, ne öğretmişsen aynının karşılığını alacağın bir tarla gibi ektiğini biçeceğin bir yer olduğunu öğrendim. İnsan neslinin bu dünya ya halife olduğunu, bizim dünyamız gibi nice dünyaların var olduğunu öğrendim. Ve bu dünyalarda yaşayan nice varlıkların olduğunu, insan nesli gibi düşündüğünü, çalıştığını, geliştiğini öğrendim.


    Yaratılmış olanın, bir süreliğine belli bir süreye göre ruhsal gelişimi adına dünyaya gönderildiğini,başlangıçta her ruhun bir yaratıldığını, bir zulmet içinde kimine nur isabet ettiğini kiminin ise zulmetle gark olduğunu öğrendim. Nur isabet edenlerin bu dünya içinde en ağır görevleri tanzim edilenler olduğunuda zaman içinde öğrendim…


    Dünyanın da aynen insan gibi, doğum, gelişim ve ölüm üçgeninde kesinliği asla inkar olmayacak sona doğru gittiğini öğrendim. Kainatın , vesile- sonuç  dairesinde  sistematik bir şekilde      planlı programlı tek milim şaşmadan düzenlenen bir gerçeğe doğru, sonuca doğru  yüzdüğünü öğrendim.


    ‘’ Deme şu niçin şöyle,

     

    O da olması gerektiği için öyle’’


    Ve günümüz dünyası , yaşlı bir dünya , insanların negatif enerjilerini emen, hisseden , süzen, emanet olduğunu unutup hoyratça üzerinde deneyler yaptığımız, nefes alacak alanlarını daralttığımız, kuruttuğumuz, şeklini şemalini dili yok diye değiştirdiğimiz, canı yok diye üzerine bombalar attığımız, bize verdikleriyle yetinmeyip,verdiklerini korumak geliştirmek yerine,  yok petroldü yok su idi diye diye delik deşik ettiğimiz, yüzölçümü belirli olan alanlara dar gelip, daha da genişlemek adına bizlere çizilen sınırların daha fazlasına sahip olma adına, yüzünü kana buladığımız dünya, dünyamız…





    Kendisine verdiğimiz onca zararın , hasarın ardından bir gün kusacağını bilmezlikten gelip, onca ibrete hikmete rağmen salt kendi bencilliğimizle benden sonrası diğerlerinin sorunu diye diye atmosferini , dengesini, iklimini bozduğumuz dünya ve en nihai sebep –sonuç ilişkisiyle kainattaki yerini, yörüngesini bozduğumuz dünya…





     


    Her insanın kıyameti öldüğünde kopar,  öldüğünde uyanır insan aslı bir oyun aslı bir rüyadan ibaret olan  dünya yaşamındaki uykusundan sonra başlar yaşam. Kıyamet uyanış demektir, ve yaşadığımız  çağ kıyamet çağıdır. ölmeden ölenler bunu kavrar.ilahi bilgiler yüzyıllar boyunca insanın uyanışına rehber olmaya çalıştı, kalplerimizi mühürledik kendi aklımızla irademizle, tıkadık kulaklarımızı gel-geç zevklerimizle, egolarımıza taptık bin bir zulmet içinde, hırslarımıza yenik düştük, gelişmek yerine geriledik, sonra dil uzattık geçmişe ne kadar geriler diye.çağlar açıldı, çağlar kapandı, her biri bir ibret her biri bir hikmet içinde. Kördük, öyle ya yaşıyoruz dünya ayakta , bizde ayakta ama kendi yarattığımız sisler içinde….


    Yaşlı ve kainatın bilgisini belleğinde tutan yorgun dünyamızı yenilemek adına bir şey yapmadık, yaptıklarımız ise ortada işte. O ‘ na ait olan her şeyi bozduk, özünü bozduk, dengesini bozduk, Suyunu kirlettik, toprağını pislettik, verdiklerini dejenere ettik,  bilim diye genleriyle oynadık, bazen doğru olsa da çoğu zaman yanlış yaptık, ve ardından başka dünyalar arayışına girdik, bilim adına mı hayır,kirleteceğimiz başka dünyalar bulmak için, suyumuz azaldı,   bitkilerimiz azaldı, yaşam veren enerjilerimiz azaldı,ve kotayı doldurduk, kotası henüz dolmayan yerlere ise barış adı altında, ön hazırlığında perde arkasında çeşitli oyunlar hilelerle müdahale ettik, kimyasal olan yine kendi buluşlarımız olan en tehlikeli şeyleri , kendi neslimizle denedik, dünyayı ikiye böldük kurbanlar ve kurtarıcılar, oysa dünya ile birlikte kendimizi de  kurban ettiğimizin  farkında değildik.


     


    Ve şimdi tarih olarak 21 Aralık 2012, ama öncesi , sebepleri ile sonun başlangıcına geldik, uyanan uyandı, uykuda olanlar sahneye fırladı, uyananlar çekildi bir bir dünya sahnesinden uyuyanlar sayıklar şekilde şaşkın ve öfkeli negatif enerjileriyle ...


     


    21 aralık 2012 tarihinde kıyamet bildiğimiz terimle kopmayacaktır, zira çoktan başladı kıyam- et…


    Dengesini bozduğumuz dünya için bir kurtuluş  bir temizliğin başlangıcı, toplu ölümlerle bir bir temizlenecek olan negatif enerjilerin gidişi, ve uyanışa geçenlerin altın çağı. (altın çağ bir öğreti adına yazılmamıştır, bu kelimeyi sık sık kullanan öğretilere tabi değilim ), sancılı bir süreç ve yaşlı dünyanın intikamı. Küresel krizler hem de her anlamda, ekonomik, doğal, iklim, gıdalar, hastalıklar, savaşlar, ve bir süre karanlığın en karanlığı azgınlıklar sapkınlıklar ki çoktan başladı…


    21 aralık 2012 sadece bu dönem için biçilmiş tevafuki bir tarih.  Kainatta yaratılmış hiçbir şey sebepsiz değildir, ibreti bir hikmeti olmasın, astroloji yıldızların ilmidir ve yıldızlar mutlak-i kadirin görevlileridir , kainatta var olan her iş, olay, yaşam onların Rahman’ dan aldığı emir ile oluşur, olur var olur, akıl ve irade verilmiştir , düşünceden ibarettir insan ve düşünceleri eyleme geçince kaderi olur. Bir ceza var ise suç ta vardır, ilahi adalet mekanizması  her şeyden haberdardır bilgisi vardır, onun yazdığı değişmesi mümkün olmayan senaryo işte oynuyoruz, bu kaderimiz, bu dünyanın kaderi demek en büyük cehalettir, şirkdir, HERŞEY ONUN BİR PARÇASIDIR, İNSAN DA KAİNATTA ONUN NEFESİYLE OLUŞMUŞTUR. İnsanın bunun idrakine varması gerekir, Yaradan’ ın bir parçasıyız ve onun enerjisi onun sıfatlarıyla tecelli etmişiz. Şimdi bizler yeryüzüne halifeyken emanete yaptıklarımıza bir kez daha bakıp uyanmalıyız. Değişmez olan sonuca gideceğiz , sürünerek gitmek yerine niçin uçarak gitmeyelim… sonucu değil  belki , ama değiştirebileceğimiz şeyler  mutlaka var. Bir oyun bir rüya sahnesi olsa da dünya yaşamı yarınların ön hazırlığıdır, oyunu düzgün oynayan, rüyasını kabusa döndürmeyenindir sonsuz huzur . düşüncelerimizde var olan negatif enerjilerden, fısıltılardan, şekillerden şemallerden arınarak, bilinçaltımızda bir köşeye büzüşüp kalmış sevgi damarımızı gün ışığına çıkartalım, kaybettiğimiz , setleri engelleri olan,  empatimizi yeniden bulmaya gayret edelim.…



     

     

    Sözün özü: 21 Aralık 2012 tarihinde,  dünyalı terimine göre bir kıyamet yaşanmayacaktır. Ve o tarihe endekslenmek yanlıştır. Evet dünyanın ekseni değişecektir zaman içinde,’’ sonun başlangıcı’’ sözü özettir. Tek tek kuraklık olacak, açlık olacak, savaşlar çıkacak, teknolojik aletler bozulacak , dünya bir süre karanlıkta kalacak vs. gibi şeyler zaten olacak olan , olağanüstü şeyler değil. 2012 ruhsal anlamda kıyam-et anlamı taşımakta. Ve bizler hala bu yaşlı dünyayı alttan alttan kazmakla tüketmekle uğraşırsak ki sonuç öyle görünmekte, suç varsa ceza da var… bu dünya ruhsal gelişim merkezidir ölümsüz olan ruhlarımızdır tekamülümüz için kurulmuş bir dünyadır. Ve rehbersiz değiliz, rehberinizi dinleyin kurtarabileceğiniz ne kadar ruh var ise elinizi uzatın negatif enerji alıyorsanız bırakın zira bazılarının enerjisi düşüktür öyle olması gerektiği için, çoğu zaman ilk anda algılayamazsınız,  algıladığınızda bırakın vakit kaybetmeyin girdiğimiz çağ ruhları kurtarma çağıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz bu hizmete gönüllü olarak adayın kendinizi. sizinle aynı çamurdan olanlardan, takdir beklemeden devam edin…


     


     


    Elif Hece (Esmeralda)


    Sevgimle olun- kalın emi…

     

     

     

     

     

    Not: Kutsal Kitaplarda geçen dünyanın sonuna ilişkin alametler 2009 yılı 9 şubat tarihiyle çok hızlı bir şekilde oluşmaya başladı, 2012’den itibaren bu alametler vakti zamanı geldikçe ifşa olacaktır. Ve yine 22 Temmuz 2009’ da gerçekleşen tam güneş tutulmasının sonuçlarını birlikte görmeye başladık ve alametlerin illaki gözümüze sokulması başımıza gelmesine gerek yok, mana gözlerinizi açında bir seyreyleyin bakalım şu alemi neler olmakta!!! Umarım bazı güçler , kainatta yaşayan başka varlıklara demokrasiyi götürmeye kalkışmaz, zira onlar bizden çok ilerde... bu da espirimiz olsun:) Benden, Mehdi,Deccal, Yecüc-Mecüc, Debbetü-ül arz, HZ. İsa’ nın gelişi  gibi kavramlar hakkında bilgi isteyenlere ise buradan sesleniyorum son kez , lütfen bu konularda mail yollamayın emi.



    « Önceki |

    Blogcu ile yapıldı