Astrolojik verilerin ışığında, astrolojide cinsel kimlik
makalemize, eşcinsellik diğer adı ile gay kimliği ile devam ediyoruz.(3.bölümde
lezbiyenlik) İlk makalemizde,
astrolojik veriler ışığında cinsel kimlikten ziyadecinsel sapkınlıklar ve sapmalarda etkin olan
genel tanımları paylaşmıştık.
Astrolojide kendi cinsine yönelimi diğer makalemizde
sunmuştum,George
Michael’in haritasını ele almıştık. bir çeşni idi ve cinsel kimlikte, aseksüel, biseksüel, gay,
lezbiyen, ölü sevicilik, ensest gibi pek çok tanım mevcut ve bunlara kısmen
değinmiştim. Bu makalemizde salt erkekte eşcinselliği gay boyutuyla ele
alacağız.
Eşcinselliğin(Homoseksüel) Tanımı
Kişinin
cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Belli bir süreç
sonunda erkek eşcinseller kendilerini gay , kadınlar kendilerini lezbiyen
olarak tanımladı. Bu gün halk tarafından pek bilinmeyen bu kelimeler Türkiye'de
yaşayan eşcinseller arasında da benimsendi ve sıklıkla kullanılmaya başlandı.
Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik
bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974
yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar
(ICD) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu
kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır.
Eşcinsellik
dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu
kavram tümüyle yok sayılır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul
edicidir. Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen
eşcinseller bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla
(izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay
başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür organizasyonları hem
eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı
kullanmaktadırlar. Ayrıca bu ülkelerdeki eş cinseller kendilerine özgür
cinsellik, daha sosyal bir hayat vs gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür
oluşturmuşlardır.
Uzun süredir eşcinsel hayatın içerisinde astrolojik araştırmalar yapmaktayım. Bu defa , kendi
toplumumuzdan, bir eşcinsel yaşamı ele alacağız.Onay vermesiyle, haritasını
mercek altına aldık. Astrolojik verilerle, bir röportaj havasında bu makaleyi
hazırladık. Kimlik bilgileri ve fotoğraflarını ekleme konusunda , profesyonel
bir çalışma olduğu ve ilmime
güvendiğinden kendi rızasıyla makaleye eklenmiştir.
İncelemiş olduğumuz kişi kim derseniz, O işinde ve sosyal
yaşantısında başarılı bir birey.
Meslek olarak tam haritasına uygun; make-up artist yani makyaj tasarımı , sezon
makyajları sunumu ,sahne arkasında ( kulis ), özel davet ve düğünlerde yer alan cemiyet
hayatının tanıdığı bir uzman. Bu mesleğinde daha da ilerlemek istiyor ve en
zirveye talip.
Elif Hece
: Sevgili Mehmet, Öncelikle astroloji
ilmine verdiğiniz bu katkı adına teşekkür ediyorum.
S- :Elif
Hece: Öz ve yükselen burcunuz Terazi , sizi gözlemlediğim kadarıyla , estetik
ve sanat duygunuzun çok gelişmiş
olduğunu görüyorum. Bu eşcinsellere özgümüdür zira çoğunlukla , sanat , moda
gibi estetik alanlarda faaliyet gösterirler. Bunun sebebi sizce ne olabilir?
C -
: Mehmet B. : Ben teşekkür ederim Sevgili Elif, Bizler, hayata
daha naif baktığımız ve daha duyarlı algıladığımız için, ister istemez yönelim
olarak , kendimizi ifade edebilmek ve çok gelişmiş olan estetik duygumuzu
yansıtmak adına evet çoğunlukla bu alanlarda kendimizi geliştiriyoruz. Vizyonumuz
her zaman geniş ve yeniliğe açıktır. Bir insan kendi bedenini ve ruhunu sevdiği
zaman bunu en güzel görsel konumlarla ifade eder, çünkü içinden taşan estetik ve
beğeni duygularını paylaşmak ister.
S- : Elif
Hece ; Eşcinsel yaşamı kendi
gerçeğinizle ve toplumun gerçeğiyle nasıl yaşıyorsunuz zira eşcinseller sosyal
toplumda yer alabilmek için maalesef dört duvar arasında kendi gerçeklerini
gizli yaşamak zorunda kalıyorlar ; siz bu ayrımı nasıl dengeliyorsunuz?
C-Mehmet B
: Özel ilşkilerimde , öncelikle önem verdiğim konu , kimliğimin ve görüntümün
olduğu gibi benimsenmesi, feminenlikten
ziyade maskülen bir yaşamı tercih ederek , eşcinsel olmanın bir sapkınlık
olmadığını , hastalık olmadığını , yaratılıştan geldiğini , ve benim bir kadın
kimliğine bürünmeden bu içsel doğamın var olduğunu topluma göstermekten
çekinmiyorum. Çünkü; eğitime ve gelişime
çok önem veriyorum.eşcinsellik bir gerçek ise bizlerde bir bedende iki tabiat
taşıyoruz.üçüncü bir cinsiyet gibi algılamaları toplumun kendi yanlışıdır.
Toplumumuzda cehaletten kaynaklanan ön yargıları yıkmak ve kapanan kapıları açmak için , kendimizi dış
dünyada ifade etmeliyiz. Bazen bükemediğimiz bileği öpmek gerekebiliyor ! Bu yüzden toplumdan uzaklaşmak yerine
sosyalve profesyonel iş yaşamının içinde kendimize özgü
yeteneklerimizle ve zekamızla kendimizi ifade ederek toplumun ön yargılarını yıkmayı başarabiliriz.
Ben bu ayrımı dengelerken, sabrımın,hırsımın ve ruhsal üstünlüğümün farkındalığını bilerek
yapıyorum.
S-
: Elif Hece: eşcinsellik denildiği zaman akla gelen ilk şey erkek erkeğe
yaşanan seksüel yaklaşım oluyor oysa ki lezbiyenlikte bir eşcinselliktir ,
fakat lezbiyen ilişkilerde toplumun aklına ilk etapda seks gelmiyor. Neden gay
ilşkilerde daha çok seks ön planda algılanıyor?
C -: Mehmet
B.: Aslında biz gayleryaşantımızda, seksten çok, aşkı, sadakati ve estetiği
arıyoruz. Şahsen ben; güzel , zarif ve
şık olan herşeyi elde etme dürtümün yoğun olduğunun farkındayım, seks tüm
toplum yaşantısının bir gerçeğidir, bizler için seks yapmak bir kadının bekaret
teslimiyeti kadar özeldir.
Bu bilgilerin ardından, yol haritasında bir yolculuğa
başlayalım.
Astrolojide cinsel kimlikte en etkin unsurların bir
önceki makalemde de belirttiğim üzre , uranüs, merkür, ay, venüs ve mars,
ardından şiron, ay’ın ateş elementinde olup yaptığı açılar ve ev yerleşimi,
Yine erkek haritasında mars’ın düşmesi, zararlı konumda
olması, hava elementi ağırlığı, 12.ev de önemli kişisel gezegenlerin varlığı,
merkür’ün (hermafrodit) haritada önemli bir konumda olması, ay’ın erkek
haritasında feminen doğayı desteklemesi, vertex noktası, kişisel gezegenler ile uranüs işbirliği içinde
bulunması gibi istatistiksel veriler epey fazlaca.
Mehmet ’in öz burcu içindeki ışığı terazi kimliğinde ve
12.ev alanına yerleşmiş, güneş bizim kimliğimizdir, yükselen burcumuz
aynamızdır içimizdeki ışık (güneş)ne ise dışımızdaki ayna bunu yansıtır.Terazi
yöneticisi venüs olması nedeniyle feminen bir burçtur her ne kadar hava
elementi olsa da. Burçların yöneticilerinin de doğaları vardır, boğa da venüs maddeleşir
, maçolaşır deyim yerinde ise terazide ise , terazinin zarif doğası, estetik
düşkünlüğü ile feminenleşir. 12.evde yer alması yalın anlamda kimlik gizlenmesi değil elbet, bir çok 12.ev güneş’ e
sahip insan var, 12.ev alanından güneş, 2.ev sonlarında yer alan uranüs ile
sekstilaçı ilişkisine girmiş, gizlenmiş
kimliğini ortaya çıkarmada kendi oluşturduğu değer yargılarına prensiplerine
göre, uranüs variözgürlükçü,
yenilikçi, sıradışı bir yapıya sahip.teraz kimliğini uranüse özgü rahatça
sergileyebilmekte.ve kimliğini bir gay olarak ortaya koyması aslında güneş baba
figürüdür, 12.ev kayıplar evidir bir nevi isyan, babaya, bilinçaltında yer
etmiş olan kötü izlere bir isyan belki de…
Merkür 1.evinde yerleşmiş ve terazi burcunda, 1.ev dış
kimliğimiz, dışarı yansıyan aynamız, fiziksel oluşumumuz ve bunu merküryen bir
tavırla sergilemekte, iletişimde güçlü, sosyal biri,ellerini kullanmada yetenekli ve pek çok
yabancı dil bilmekte, ikizlerde yer alan şiron’un çocukken konuşmaproblemi vermesini yenmiş durumda. Merkür , 8.evde(cinsellik,
cinselliğin ifadesi, yaşandığı mekanlar, ruhsal ve derin çözümlemelerin
yapıldığı yer,ölüm –yaşam-mistik dünya ve ötesi) yer alan vertex noktası ile
150’lik birleşmeyen gerilim açısı oluşturmuş, düzenlemeler yapmamızı gerektirir
150 lik açılar, zira ayrı element olduklarından birbirini anlamakta zorluk
çekerler. Diğer tarafdan vertex noktası kaderimizi yaşamımızı şekillendirecek
değişterecek olan olayların ve kişilerin geldiği yerdir, 1.ev alanı kendi dış
kimliği ve 8.ev alanı kendi cinselliğini yaşama alanı ve vertex noktası ile
gerilim açısı merkür’ün hermafrodit olmasından dolayı onun yaşamına dahil olan insanlarla
ve 8.ev alanıyla (düşünsel )zorlandığını göstermekte.
Venüs ve Mars Başak burcunda 11.ev alanında kavuşum
yapmış, maskülen ve feminenlik iç içe, bu durum onun aşırı derecede romantik
olmasına , duyarlı olmasına ve şehvetinin fazlalığına işaret etmekte. Tutkuludur
ve bunu kontrol altına almakta zaman zaman zorlanabilir,Başak’ta olması
nedeniyle, bu duygularını iffetli bir şekilde yaşamak ister. Cinse değil aşkın
ve duygunun kendisine aşıktır. Güzelliğe aşıktır. Etrafında kendine özgü
çevresi vardır. 11.ev arkadaş-dost grup çevresidir. Hormonlarda düzensizlik
belirtisidir bu etki aynı zamanda ! bu güçlü etkinin yönlendirilmesi gerekir bu
onu sanata yöneltmiştir zaten yükselen ve öz Terazi ,Başağında kozmetik
dünyasını yönetmesinden Terazi’nin zaten özellikleri malum bu alana yöneltmiş
ve içindeki güzellik duygusunu estetik yeteneğini bu alanlarda sergilemektedir.
Feminen bir alanda makyör…
Cinsel kimlikte baş rol oyuncularından olan merkür’ün
üst oktavı ve mitolojik anlamınıda okumanızı öneririm Uranüs yine cinsel
kimlikle, fiziki beden ile alakalı olan şiron ile karşıt (180) açı yapmış, ve
başakta yer alan mars-venüs kavuşumunakare (90) yaparak T-Kare tamamlanmış. Bunun anlamını buradan
yazmayacağım zaten ileri seviye astrojiyle ilgilenenler bunun ne anlam
taşıdığını biliyorlar. 8.evde bu etkinin olması çoğu şeyin izahıdır zaten. Doğuştandır
bu kimlik. Ve bu kimliğin ilerde getirecekleri !
Değişken burçlarda oluşan bu açı kalıbı, onun değişme
yeteneğini, reformistik yapısını açıklamaktadır. (Astrolojide kolay açı kalıplarındansa , zor açı kalıpları iyidir zira
yüzeyel olan açılarda kişi zor bir transitle karşılaşınca ne yapacağını şaşırır
yalpalar, dibe vurur, oysa doğuştan sert etkilere haiz olmuş bir insan , bu
etkileri daha kolay atlatır zira doğuştan gelen bir savunma mekanizması vardır.)
Ve pluto değişimin , dönüşümün planeti, 1.evde (fiziksel
görünüm, ilk çevre, yaşamdaki tüm adımların ilk oluştuğu yer )yerleşmiş, 3.evde
(ergenlik dönemi, düşünce yapımız, iletişim ve kendimizi ifade tarzımız)yer
alan neptün ile 60’lık açıya girmiş ve buradan 9.evde yengeç burcunda yer alan
Ay ile 180 lik açı ile tamamlanmış. Bu
açı kalıbı astrolojide yod olarak bilinen kavrama benzemekte , yod da , iki 60
lık açı yapan planetlebirde bunların
150 lik açı yaptığı planet, yod terimini oluşturur. Kadersel bir açıdır bu ve
kesinlikle gerilim verir. Bu açınında ben, yod kavramına dahil olduğunu
düşünüyorum. Ve tepe noktası yengeç –ay,dişil, edilgen, alıcı bir karışım. 9.ev diğer anlamlarının dışında
kişinin en üst düşünce mekanizmasını açıklar, düşüncelerimizle eyleme geçeriz,
ne düşünüyorsak uygulaıdğımız ve gösterdiğimiz de odur. Bu durumda kişinin
doğasında en üst seviyede değişim pluto ile başlayacaktır 1.evde, ve 3.evde ilk
gençlik ergenlik döneminde neptüne özel olarak çözülmeler olacaktır ve ay ile
9.evde düşüncelerini eyleme dökmekten ve gay kimliğini ifşa etmekten kişi
sakınmayacaktır.
Sevgimle Kalın Emi
Elif Hece Öztürk (Esmeralda)
Not: Denizatı yaratılmış olan , dişisi için hamile kalabilen tek canlıdır.
Son günlerde hepimizin ilgisini çeken 2012 fenomeniyle
ilgili olarak, bilgim dahilinde , bir yorumda benden olsun diyerek uzun
zamandır üzerinde düşündüğüm, ve sadece aklımla, beynimin kıvrımlarında,
yüreğimdeki kitaba başvurarak sağlıklı bir sonuç almaya çalıştığım bu konuyu
paylaşmak isterim…
İlk olarak kamuoyunda Sevgili Burak Eldem’ in 2012 Marduk’ la
Randevu (2003)adlı araştırma kitabıyla duyurulmuştu (en azından ben o dönem
öğrenmiştim). O dönem epey popüler olmuş ardından her tükettiğimiz şey gibi
unutulmuştu. Ve bu sene başlangıçlı olarak, bilenin bilmeyenin, aklı alanın
almayanın, ağzı olanın konuştuğu, çeşitli teoriler ürettiği , biraz espiri, biraz ciddi sohbet konuları arasında yerini
alıverdi.
Ne idi 2012? Kıyamet mi, yoksa ön provası mı? Salt bu tarih
mi kilit noktası peki ya öncesi varmıydı, ya sonrası? Her şeyi inkara odaklı
soyuta kapalı somuta tutunmuş insan aklı , inancın erdeminden vazgeçmiş,
bilmeye ama bilip de tüketmeye kendini şartlamış insanoğlu için ne idi anlamı? Bilimsel
olarak ne kadar veri vardı elimizde, ilahi gerçeklerden ne kadar haberdarız,
ezoterik anlamlarını ne kadar doğru algıladık ?Uyanış ise bu kaçımız uyandık,uyananlarne diyor, uykuda olanlar
neler sayıklıyor?İnkarda mıyız hala, ya
da hazırlıkta olanlar kimler, hazırlığını yapanların bohçasında neler var? Neyi
götürme hazırlığındalar? Ölmeden ölmek fiili ne idi? Kıyameti belleğimize nasıl
aldık, kıyam- et… yerinden doğrul, ayağa kalk ve uyanışa geç…!
Maya uygarlığına mal edilmiş bir konu gibi görünse de, her
uygarlığın, öğretinin, kutsal kitapların ve ilim-bilim adamlarının üç aşağı beş
yukarı geleceğini bildikleri bir dönemdir 2012. Ve öncesi…
(Marduk adlı gök cisminin 21 aralık 1983 tarihinde keşfedilmesinin ardından popüler olmaya başlamış.)
Bu konuda net dünyasında epeyce bir bilgi var buraya taşımak
istemedim, kendi süzgecinizle değerlendirmeniz için. Maya takvimi, marduk, 2012
vs…
Ankara’lı ,ailesinde
pek çok ilim insanının (kadın/erkek) olduğu bir kökten geliyorum, çocukluğum,
kainatın dilinden konuşan büyüklerimin arasında geçti, İlahi gerçeğin, mutlak-ı kadir’in sistemi üzerine ne fanatik
olacak, ne de inkarcı olacak şekilde dozunda ayarında saf bilginin özünü
anlatanların arasında geçti.
Dünya’nın yaşayan bir varlık olduğunu, sudan, topraktan,
ateşten çok ama çok öte, nefes alan veren, aynen bir bebek gibi gelişen,
genişleyen , büyüyen, ne vermiş isen bu bebeğe, ne öğretmişsen aynının
karşılığını alacağın bir tarla gibi ektiğini biçeceğin bir yer olduğunu
öğrendim. İnsan neslinin bu dünya ya halife olduğunu, bizim dünyamız gibi nice
dünyaların var olduğunu öğrendim. Ve bu dünyalarda yaşayan nice varlıkların
olduğunu, insan nesli gibi düşündüğünü, çalıştığını, geliştiğini öğrendim.
Yaratılmış olanın, bir süreliğine belli bir süreye göre ruhsal
gelişimi adına dünyaya gönderildiğini,başlangıçta her ruhun bir yaratıldığını,
bir zulmet içinde kimine nur isabet ettiğini kiminin ise zulmetle gark olduğunu
öğrendim. Nur isabet edenlerin bu dünya içinde en ağır görevleri tanzim
edilenler olduğunuda zaman içinde öğrendim…
Dünyanın da aynen insan gibi, doğum, gelişim ve ölüm
üçgeninde kesinliği asla inkar olmayacak sona doğru gittiğini öğrendim. Kainatın
, vesile- sonuç dairesindesistematik bir şekildeplanlı programlı tek milim şaşmadan
düzenlenen bir gerçeğe doğru, sonuca doğru yüzdüğünü öğrendim.
‘’ Deme şu niçin şöyle,
O da olması gerektiği için öyle’’
Ve günümüz dünyası , yaşlı bir dünya , insanların negatif enerjilerini
emen, hisseden , süzen, emanet olduğunu unutup hoyratça üzerinde deneyler
yaptığımız, nefes alacak alanlarını daralttığımız, kuruttuğumuz, şeklini
şemalini dili yok diye değiştirdiğimiz, canı yok diye üzerine bombalar
attığımız, bize verdikleriyle yetinmeyip,verdiklerini korumak geliştirmek
yerine, yok petroldü yok su idi diye
diye delik deşik ettiğimiz, yüzölçümü belirli olan alanlara dar gelip, daha da
genişlemek adına bizlere çizilen sınırların daha fazlasına sahip olma adına,
yüzünü kana buladığımız dünya, dünyamız…
Kendisine verdiğimiz onca zararın , hasarın ardından bir gün
kusacağını bilmezlikten gelip, onca ibrete hikmete rağmen salt kendi
bencilliğimizle benden sonrası diğerlerinin sorunu diye diye atmosferini ,
dengesini, iklimini bozduğumuz dünya ve en nihai sebep –sonuç ilişkisiyle
kainattaki yerini, yörüngesini bozduğumuz dünya…
Her insanın kıyameti öldüğünde kopar,öldüğünde uyanır insan aslı bir oyun aslı bir
rüyadan ibaret olandünya yaşamındaki
uykusundan sonra başlar yaşam. Kıyamet uyanış demektir, ve yaşadığımızçağ kıyamet çağıdır. ölmeden ölenler bunu
kavrar.ilahi bilgiler yüzyıllar boyunca insanın uyanışına rehber olmaya
çalıştı, kalplerimizi mühürledik kendi aklımızla irademizle, tıkadık kulaklarımızı
gel-geç zevklerimizle, egolarımıza taptık bin bir zulmet içinde, hırslarımıza
yenik düştük, gelişmek yerine geriledik, sonra dil uzattık geçmişe ne kadar
geriler diye.çağlar açıldı, çağlar kapandı, her biri bir ibret her biri bir
hikmet içinde. Kördük, öyle ya yaşıyoruz dünya ayakta , bizde ayakta ama kendi
yarattığımız sisler içinde….
Yaşlı ve kainatın bilgisini belleğinde tutan yorgun
dünyamızı yenilemek adına bir şey yapmadık, yaptıklarımız ise ortada işte. O ‘ na
ait olan her şeyi bozduk, özünü bozduk, dengesini bozduk, Suyunu kirlettik,
toprağını pislettik, verdiklerini dejenere ettik,bilim diye genleriyle oynadık, bazen doğru
olsa da çoğu zaman yanlış yaptık, ve ardından başka dünyalar arayışına girdik,
bilim adına mı hayır,kirleteceğimiz başka dünyalar bulmak için, suyumuz
azaldı,bitkilerimiz azaldı, yaşam
veren enerjilerimiz azaldı,ve kotayı doldurduk, kotası henüz dolmayan yerlere
ise barış adı altında, ön hazırlığında perde arkasında çeşitli oyunlar
hilelerle müdahale ettik, kimyasal olan yine kendi buluşlarımız olan en tehlikeli
şeyleri , kendi neslimizle denedik, dünyayı ikiye böldük kurbanlar ve
kurtarıcılar, oysa dünya ile birlikte kendimizi de kurban ettiğimizin farkında değildik.
Ve şimdi tarih olarak 21 Aralık 2012, ama öncesi , sebepleri
ile sonun başlangıcına geldik, uyanan uyandı, uykuda olanlar sahneye fırladı,
uyananlar çekildi bir bir dünya sahnesinden uyuyanlar sayıklar şekilde şaşkın
ve öfkeli negatif enerjileriyle ...
21 aralık 2012 tarihinde kıyamet bildiğimiz terimle
kopmayacaktır, zira çoktan başladı kıyam- et…
Dengesini bozduğumuz dünya için bir kurtuluşbir temizliğin başlangıcı, toplu ölümlerle
bir bir temizlenecek olan negatif enerjilerin gidişi, ve uyanışa geçenlerin
altın çağı. (altın çağ bir öğreti adına yazılmamıştır, bu kelimeyi sık sık
kullanan öğretilere tabi değilim ), sancılı bir süreç ve yaşlı dünyanın
intikamı. Küresel krizler hem de her anlamda, ekonomik, doğal, iklim, gıdalar,
hastalıklar, savaşlar, ve bir süre karanlığın en karanlığı azgınlıklar
sapkınlıklar ki çoktan başladı…
21 aralık 2012 sadece bu dönem için biçilmiş tevafuki bir
tarih.Kainatta yaratılmış hiçbir şey
sebepsiz değildir, ibreti bir hikmeti olmasın, astroloji yıldızların ilmidir ve
yıldızlar mutlak-i kadirin görevlileridir , kainatta var olan her iş, olay,
yaşam onların Rahman’ dan aldığı emir ile oluşur, olur var olur, akıl ve irade
verilmiştir , düşünceden ibarettir insan ve düşünceleri eyleme geçince kaderi
olur. Bir ceza var ise suç ta vardır, ilahi adalet mekanizmasıher şeyden haberdardır bilgisi vardır, onun
yazdığı değişmesi mümkün olmayan senaryo işte oynuyoruz, bu kaderimiz, bu
dünyanın kaderi demek en büyük cehalettir, şirkdir, HERŞEY ONUN BİR PARÇASIDIR,
İNSAN DA KAİNATTA ONUN NEFESİYLE OLUŞMUŞTUR. İnsanın bunun idrakine varması
gerekir, Yaradan’ ın bir parçasıyız ve onun enerjisi onun sıfatlarıyla tecelli
etmişiz. Şimdi bizler yeryüzüne halifeyken emanete yaptıklarımıza bir kez daha
bakıp uyanmalıyız. Değişmez olan sonuca gideceğiz , sürünerek gitmek yerine
niçin uçarak gitmeyelim… sonucu değilbelki , ama değiştirebileceğimiz şeyler mutlaka var. Bir oyun bir rüya sahnesi olsa da
dünya yaşamı yarınların ön hazırlığıdır, oyunu düzgün oynayan, rüyasını kabusa
döndürmeyenindir sonsuz huzur . düşüncelerimizde var olan negatif enerjilerden,
fısıltılardan, şekillerden şemallerden arınarak, bilinçaltımızda bir köşeye
büzüşüp kalmış sevgi damarımızı gün ışığına çıkartalım, kaybettiğimiz , setleri
engelleri olan, empatimizi yeniden bulmaya
gayret edelim.…
Sözün özü:21 Aralık 2012 tarihinde, dünyalı terimine göre bir kıyamet
yaşanmayacaktır. Ve o tarihe endekslenmek yanlıştır. Evet dünyanın ekseni
değişecektir zaman içinde,’’ sonun başlangıcı’’ sözü özettir. Tek tek kuraklık
olacak, açlık olacak, savaşlar çıkacak, teknolojik aletler bozulacak , dünya bir
süre karanlıkta kalacak vs. gibi şeyler zaten olacak olan , olağanüstü şeyler
değil. 2012 ruhsal anlamda kıyam-et anlamı taşımakta. Ve bizler hala bu yaşlı
dünyayı alttan alttan kazmakla tüketmekle uğraşırsak ki sonuç öyle görünmekte,
suç varsa ceza da var… bu dünya ruhsal gelişim merkezidir ölümsüz olan
ruhlarımızdır tekamülümüz için kurulmuş bir dünyadır. Ve rehbersiz değiliz,
rehberinizi dinleyin kurtarabileceğiniz ne kadar ruh var ise elinizi uzatın
negatif enerji alıyorsanız bırakın zira bazılarının enerjisi düşüktür öyle
olması gerektiği için, çoğu zaman ilk anda algılayamazsınız, algıladığınızda bırakın vakit kaybetmeyin
girdiğimiz çağ ruhları kurtarma çağıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz bu hizmete
gönüllü olarak adayın kendinizi. sizinle aynı çamurdan olanlardan, takdir
beklemeden devam edin…
Elif Hece (Esmeralda)
Sevgimle olun- kalın emi…
Not:Kutsal Kitaplarda geçen dünyanın sonuna ilişkin
alametler 2009 yılı 9 şubat tarihiyle çok hızlı bir şekilde oluşmaya başladı,
2012’den itibaren bu alametler vakti zamanı geldikçe ifşa olacaktır. Ve yine 22
Temmuz 2009’ da gerçekleşen tam güneş tutulmasının sonuçlarını birlikte görmeye
başladık ve alametlerin illaki gözümüze sokulması başımıza gelmesine gerek yok,
mana gözlerinizi açında bir seyreyleyin bakalım şu alemi neler olmakta!!! Umarım
bazı güçler , kainatta yaşayan başka varlıklara demokrasiyi götürmeye
kalkışmaz, zira onlar bizden çok ilerde... bu da espirimiz olsun:) Benden,
Mehdi,Deccal, Yecüc-Mecüc, Debbetü-ül arz, HZ. İsa’ nın gelişi gibi kavramlar hakkında bilgi isteyenlere ise
buradan sesleniyorum son kez , lütfen bu konularda mail yollamayın emi.
Nostradamus'un kehanetleri gerçek mi
oluyor? Son depremler Fransız kâhinin işaret ettiği 2012'deki kıyametin
alameti mi? Fransız kahin, Türkiye için neler gördü?
Nostradamus'un kehanetleri gerçek mi oluyor? Son
depremler Fransız kâhinin işaret ettiği 2012'deki kıyametin alameti mi?
Beş yüzyıl önce Türkiye için neler gördü? Tek solukta okunacak
gizemlerle dolu bir dosya...
Kehanetleri
Üçüncü Dünya Savaşı 2076'da, dördüncüsü ise 2106'da çıkacak. Dördüncü
Dünya Savaşı sonrasında bin yıllık barış çağı yaşanacak. Hayat 3797
yılında sona erecek. Nostradamus'a göre sadece insanlık bitecek, dünya
hiç yok olmayacak.
Güney Asya'dan sonra Türkiye'de deprem olacak. Centuries kitabını
yorumlayan İngiliz uzmanlara göre Endonezya depremleri sonrası
Yunanistan ve Türkiye'de karışıklık (yer sarsıntıları) olacak. Fransız
uzman Fontbrune ise karşı: O ciltteki kehanet Gölcük depremiydi. Yeni
deprem yok.
Fransız uzmanlara göre Nostradamus 2015'e kadar dünya için 'karanlık
bir dönem' görüyor. Kahine göre dünyada iklim değişiklikleri olacak.
Büyük bir kuraklık yaşanacak. İnsanoğlunu bu uzun kuraklık döneminden
sonra bir felaket daha bekliyor: Boyutu bilinmeyen dev sel suları...
'Gökten taşlar inecek başına'
Nostradamus dünyaya çarpacak dev göktaşları ve kuyruklu yıldızlar
hakkında sayısız kehanette bulundu Yorumculara göre kâhin muhtemelen
2126 yılında görülecek olan Swift-Tuttle kuyruklu yıldızından
bahsediyor.
Mehdi gelecek, altın çağ başlayacak
Nostradamus, Ortadoğu kökenli bir Mehdi'nin Asya'da belireceğini ve
onun gelişiyle, Dünya'nın 2016-2020 yılları arasında Altın Çağ'a
gireceğini söylüyor.
Ünlü Alman edebiyatçı Goethe'nin, ''Sürekli yaşamın sırrının izlerini
süren, zamanın ardındakileri görebilen, o zamana kadar akıl edilememiş
bağlantıları çözümleyen kişi...'' satırlarıyla tasvir ettiği
Nostradamus için uzmanlar, sadece savaş, kan, gözyaşı ve felaketleri
gördüğü gerekçesiyle 'karamsar kahin' yakıştırması yapıyor.
Ve hemen ardından da 'Altın Çağ' denen 1000 yıllık barış dönemi başlayacak.
Alametler 2007'de başlayacak
Nostradamus'a göre 2006'da yağmur ormanları yok olacak. Bir yıl sonra da kuraklık başgösterecek.
Ardından Dünya'yı depremlerle dolu bir 18 yıl bekliyor. 2025'te ise Dünya'nın ekseni değişecek.
Salgın hastalıklar ise cabası. En ölümcül salgın da 'Büyük Neptün' yani Amerika'da baş gösterecek
İşin ilginç tarafı, kâhinin 1555'te yazdıkları, BM'nin küresel ısınma raporuyla ciddi benzerlikler taşıyor.
2025'e kadar Dünya ekseni değişecek
Dünya’yı büyük çevre felaketlerinin beklediğini öne süren Nostradamus,
depremler sonucu 2025 yılına kadar Dünya ekseninin değişeceğini
söylüyor.
New York'lu şifre çözücü Peter Lorie, 'gelecek mühendisi' olarak
tanımladığı Nostradamus'un dörtlüklerinden hareketle, bir çok uzmanın
kahinin dörtlüklerinde 2012 yılına dikkat çektiğini, ama insanoğlunun
ilk önce 2007 yılına önem vermesi gerektiğinin altını çiziyor.
''Nostradamus'un kehanetlerine göre 21'inci yüzyılın başı yeni olaylara
gebe'' diyen Lorie kahinin 'Yüzyıllar' eserinden örnekler veriyor.
'Dünya karanlığa gömülecek'
Nostradamus, çevre felaketlerine ilişkin kehanetlerinde, güneş ve ayın
bir bulutla örtüleceğini ve dünyanın karanlık içinde kalacağını öne
sürüyor.
Tüm zamanların en tanınmış kahini Nostradamus'un deprem, sel ve diğer
doğal felaketlerle ilgili kehanetleri olduğu da bilinmekte.
Kehanetlerin şifrelerini okuyan uzmanlardan Fransız Peter Lemesurier,
küresel ısınmaya ve kahinin birinci cilt 17'inci dörtlüğüne dikkat
çekiyor: Kırk yıl hiç gökkuşağı görülmeyecek Sonra kırk yıl boyunca her
gün görülecek Kurak topraklar daha da kuraklaşacak Ardından dev su
baskınları gelecek.
Kendi ölümünü gördü
Nostradamus ''İyi geceler'' diyen papaza ''Sabah öleceğim'' dedi.
Mezarının da hangi tarihte açılacağını bilmesi herkesi şaşırttı.
Gut romatizması ve su toplaması nedeniyle durumu ağırlaşan Nostradamus,
1 Haziran 1566 gecesi kendisine ''İyi geceler'' diyen bir papaza şu
cevabı verir: ''Bu son gecem. Sabaha ölmüş olacağım...'' Nostradamus, 2
Temmuz 1566 sabahı, 62 yaşındayken odasında ölü bulundu. Böylece
Nostradamus'un son kehaneti kendi ölümü oldu. Nostradamus'un ölümü,
141'inci kehanetindeki gibi oldu: ''Kralın armağanını aldıktan sonra,
bir saray dönüşü, verecek son soluğunu. En sevgili dostları, yakınları
yatağının ve sedirin başında, ölmüş bulacaklar onu...''
Türkiye kehaneti deprem ve savaş
Nostradamus'un haber verdiği depremin 1999'da olduğunu iddia edenlerin
yanı sıra kimilerine göre büyük bir deprem daha bekleniyor.
Astrolojiden faydalanarak kehanetlerinde kesin zamanlama verileri
kullanan ilk kahin Nostradamus, öngörülerinde Türkiye'ye de yer
ayırıyor. Türkiye ile ünlü kahinin iki kehaneti bulunuyor: Deprem ve
savaş Fransız şifre çözücü Jean-Charles De Fontbrune'ye göre, Türkiye
ilk olarak ikinci cildin 52'nci dörtlüğünde geçiyor: Atina ile savaş
Geceler boyunca yeryüzü sallanacak, Sonraki baharda iki kez daha olacak
Korent, Efes boğulacak denizde Yiğit şampiyonlar savaşa girecek...
Üçüncü satırdaki Korint Yunanistan'ı, Efes ise bazılarına göre İzmir'i
bazılarına göre Türkiye'yi temsil ediyorFontbrune'ye göre, ilk satırda
bahsedilen depremler Güney Asya'da oluyor. Depremler 'sonraki bahar'da
da devam ediyor. Bu tarihin 2005 ya da 2007 olduğuna inanılıyor.
Fontbrune'un ismini veremediği bir ülke iki deniz (Ege ve Karadeniz)
arasından geçerek Yunanistan ve Türkiye'ye karşı yola çıkacak. Ardından
iki ülke askeri savaşa girecek Türkiye ile ilgili ikinci kehanet üçüncü
cildin üçüncü dörtlüğünde geçiyor: Mars, Merkür ve Ay biraraya gelecek,
Güney'de korkunç bir kuraklık görülecek Asya'nın dibindeki toprak
sarsılacak Korent ve Efes'te karışıklık... Güney Asya'daki 26 Aralık ve
28 Mart depremleri sonrası İngiliz bilimadamları bu dörtlükteki üç
satırı 'Endonezya depremleri'ni temsil ettiğini açıklamış ancak
'Yunanistan ve Türkiye'de karışıklık' satırını yorumlamamıştı.
Endonezya depremi sonun başlangıcı mı?
Nostradamus'un, 'kesin' kehanetlerinin 2012 yılında son bulması ve
kıyamet öncesinde afet ve savaşların yaşanacağını iddia etmesi,
akıllara 'Endonezya depremi sonun başlangıcı mı?' sorusunu getirdi.
2050'YE KADAR SAVAŞLAR
3797 yılındaki sonla ilgili en detaylı araştırma da Peter McHoll
tarafından yapılmıştır. McHoll'a göre, 3797 rakamı, son günün tarihini
vermektedir. Kahinin hesap sistemine göre bu tarihle beraber insanlığın
dördüncü büyük çağı biter ve 'saat' durur. McHall, Nostradamus'un
astrolojik takvimine şöyle dikkat çeker: ''Hz. İbrahim ile birlikte Koç
Çağı başladı. İnsanoğlu Yaratıcısı'nın bilincine vardı. Hz. İsa ile
birlikte Balık Çağı başladı. Şu anda ise Kova Çağı'nda bulunmaktayız.
Ve bu çağda doğal afetler dünyanın kapısını çalacak.
Bu da insanoğlunun yeteneklerinin koşullara uyum sağlamasını
sağlayacak.'' McHall'a göre, Nostradamus Kova Çağı sonrası 1000 yıllık
bir dönem görüyor. Sona doğru girilecek bu 1000 yıllık dönemde 'barış
çağı' yaşanacak. McHall'un yorumlarına göre, 2050 yılına kadar
büyüksavaşlar olacak. Avrupa büyük acılara gebe kalacak ve Almanya
tekrar ikiye bölünecek... İran Şahı'nın devrilmesiyle başlayan ve 2050
yılına kadar sürecek olan 73 yıl 7 aylık 'Arap egemenliği' de 2050'de
sona erecek. (McHall, Nostradamus 'Arap egemenliği' kelimesi ile neyi
kastettiğini açıklayamıyor) Almanya'nın yeniden birleşeceği 2050 yılına
kadar savaş ve hastalıklarla boğuşacak olan yaşlı dünya, bu tarihten
sonra 26 yıl sürecek bir huzur dönemine giriyor. Nostradamus'a göre
III. Dünya Savaşı 2076'da meydana geliyor.
(Bir kısım şifre çözücüler III. Dünya Savaşı'nın tarihi için 1987'yi
gösterirken McHall, Nostradamus'un ne kadar süreceği belli olmayan bu
savaşın tarihini 2076 olarak gördüğünü iddia ediyor) Fransız kahin,
'büyük kaos' dönemi dediği IV. Dünya Savaşı'nın tarihini de belirliyor:
2106!.. Kahinin hesabına göre, üç kuşak sonramız 'en kanlı dünya
savaşı' ile tanışıyor ve bu savaş 25 yıl sürüyor. Nostradamus,
Kuzey-Güney çekişmesi diye adlandırdığı bu kanlı savaşı şöyle
anlatıyor: Fas'tan çıkıp gelecek kralları Avrupa'ya Ruhları parçalayıp,
kentleri yakıp yıkmaya. Asya'nın büyüğü dev ordularla aşacak karayı,
suyu, Mavileri, babayı ve haçı kovalamaya...
***Sesimi duyabiliyorsan, seninde canın yandığındandır. Yaramı görebiliyorsan, aynı bıçak açtığındandır. Bu da geçer diyebiliyorsan, 30’unu aştığındandır.
Oyundan çıkabilirsin, bırakıp gidebilirsin, kaçarak saklanabilirsin. Lakin… Biri yerini söyler, hayat bulur sobeler, başladığın yere dönebilirsin.***
Burak Aydos - 30 +
İnsan yapısı iki aşamadan oluşur, biri dış dünyası ; bedeni, diğeri ise iç dünyası; ruhu. İçerdeki dünya ne kadar sağlam inşa edilmiş ise dış dünyadaki gözle görülen yapıda bir o kadar sağlam, gösterişli, güvenli, ve güçlü durur.
İnsan yaşama merhaba dediği andan itibaren iç yapısını oluşturmakla serüvenine başlar. Dış dünyayı algılamaya çalışır, gereksinimler, sınırlar, idealler, toplum, birey olma, korkular, endişeler, sabır, dayanıklılık, irade, kararlar, eylemler ve eylemlerin oluşumu, düşünce sistemi vb…
İnsan önce, zaman kavramıyla tanışır, zamanın kısıtlaması, sınırlaması, fiziken ve ruhen kattıkları, aldıkları, kaybettirdiği ve getirdikleriyle tanışır. Zaman ile bir yarış başlar, büyüme yarışı, emekleme, yürüme ve iç dünyasına kattıklarıyla dış dünyada yer edinme mücadelesi içinde buluverir kendini …
Ardından zamanın yandaşı olan mekan başlar, yaşamın neresindeolduğunu ve neresinde olması gerektiğini sorgular, mekanda yanında olacakların seçimine başlar, bazen daraltır mekanı bazen de sonuna kadar açar. Dış yapı böylece oluşmaya başlar, temel atılır, artık katlar çıkılacaktır. Temel iskeleti,fiziki yapıyı oluşturmuştur, ve ona ruh katmak ise duygusal tepkimeleri ile mümkün olacaktır. Aldığı etkilere nasıl tepki vermiş ise ona göre şekillenecektir iç mimari. İç dünyada o zamana kadar edindiği birikimlerle bir görüşe sahiptir.
Aldığı kararlar ile kendisini gerçekleştirecektir, düşüncelerini eyleme dönüştüreceği kararlar ile sonu belirleyecektir. İradesi, disiplini, dünyevi sorumlulukları, görmek istediği saygıyı kendisine verecektir.
Tüm bunların kaynağı Satürn’dür, güneş ile kendi bilincinde karakterinde, ay ile duygusal iç yapısında, Merkür ile aklını ve zekasını kullanma kabiliyeti, idrak gücünde, Venüs ile ortaklık bilincinde, mars ile mücadele ve yaşam motivesinde, Jüpiter ile ahlaki ve felsefi dünya görüşü ile bir kimlik belirlemiştir artık ve sonun başlangıcı 30’ lu yaşlarda başlamıştır.
30’ lu yaşlara kadar gençliğimizi yaşayacağımız insanı ararken, 30’ dan sonra yaşlılığımızı geçireceğimiz insanı aramaya başlarız. Bu zamana değin, her istediğime sahip olabilirim, her şeyi yapabilirim, ben güçlüyüm, zamana hükmedebilir mekanı kendime göre düzenleyebilirim diyen zihniyet artık yavaş yavaşgerçeklerin hiçte düşündüğü gibi olmadığını kavramaya başlar, bir teslimiyet içine girer, yapabilecekleri ve yapamayacaklarının ayrımına varır, yaşamında gerçekte ne istediğini ve istediği şeyler için o güne değin neler yaptığını, nasıl bir rota çizdiğini, geçmişin tarlasına neleri ektiğini, ve ektiğinenasıl baktığını, kuruttu mu, yeşertti mi, ürün almaya başlayacağı yaşlarda ektiğinin sonuçlarını biçme zamanı geldiğinde neyle karşılaşacağı konusunda derin bir endişe ile kendini izolasyon etmeye başlar, bir geriye çekiliş, bu içe dönüştür.
Satürn evrenin polisidir ve hatayı affetmeyecektir, yanlışa doğru ile cevap verecektir, sen dirensen de boşadır zira o yapıyı sen oluşturdun ve sorumlusu sensin, cezayı da sen üstleneceksindir.
Yanlış seçimler, bugün ki durumun izahıdır, evet Kader olgusu vardır, lakin kader yol idi, kader arsa idi, o yol da kullandığımız aracı biz belirlemiştik, o arsaya yapıyı biz inşa etmiştik hep böyle kalacağız zannetmiştik. Jüpiter dönemiyle(24-25) fazlaca iyimser olmuş, Jüpiter’in gelişim kapısından şöyle bir bakıp geri çıkmıştık. Satürn öğretmen idi, ısrarla biz yaramaz öğrencilerine sabrı, sorumluluk almayı, disiplini, doğru adım atmayı öğretmeye çalışmış, kimimiz dersini almış kimimiz kulak kabartıp es geçmiştik.
30 yaşından sonra, başarılı öğrenciler yeni katlar çıkarken , başarısız olan sınıfta kalan öğrenciler sudan çıkmış balık gibi, ne yöne gideceğini şaşırmış bir şekilde yapayalnızortada kalmıştı. Satürn, yalnızlıktı. Hepimizi derse almıştı, her birimize yaşam koşullarımıza uygun şekilde adilane derslerimizi en ince teferruatına kadar öğretmeye çalışmış, deyim yerinde ise gözümüzün içine sokmuştu. Bizlerin, aslımıza uygun bir şekilde yapılanmamız için, gerekli eğitimi vermiş, bazı seçimler yapma zamanı gelince, bu alınan kararları somut bir şekilde eyleme geçirmemiz için gerekli donanımı sağlamıştı.
Sonuç itibariyle, öğretmen Satürn, yaşadıklarımızla bizleri olgunlaştırır, kararlarımızın mükafatını da ceremesini de 30’ lu yaşlarımızdan sonra almaya başlarız. Geçmez dediğimiz şeyler geçer gider yaşantımızdan, bu da geçer demeyi öğreniriz, sesimizi duyanlara , aynı bıçakla açılmış, benzer yaralarımızın olduğu insanlara, yaşamlara yöneliriz, bir oyun bahçesi zannettiğimiz yaşamın öyle olmadığını artık idrak ederiz, ne oyundan çıkabilir ne de oyuna doğru dürüst iştirak edebiliriz. Kaçmaya çalışsakta, bırakıp gitsekte, hayat bir yerde sobeler ve başladığımız yere dönebiliriz…
Ya başarılı öğrenciler….
Elif HeCe (Esmeralda)
Sevgimle kalmayın, sevgimde olun emi...
*** 30+ adlı şarkısında geçen sözleri kullanmama izin verdiği ve bu yazıma ilham olduğu için Bestekar- Söz Yazarı- Yorumcu Sevgili Burak Aydos’ a sonsuz teşekkürlerimle…
Bu senenin son Merkür retrosu, 6 eylül-30 eylül tarihleri arasında, terazi burcunun 6 derecesi ile başak burcunun 21 derecesi arasında gerçekleşecek.
Retroların özellikle Merkür retrosunun etkisi yadsınamayacak kadar önemli ve büyüktür astroloji ilminde.
İnsan düşünceden oluşmuş bir varlıktır, düşünceleriyle eyleme geçer, yaşam olaylarında düşüncelerinin etkisi ile kararlar alır , uygular ve sonuçlarına göre yeniden stratejiler belirler. Akıl insana verilmiş bir hazinedir ve Merkür aklın simgesidir.
Genel anlamda bu yılın son retrosunda özellikle, güneş ve yükselen burçları, terazi ile başak olanlar ve yine bu retro ile natal haritalarında zararlı bakış açıları oluşturacak gezegenlere sahip olanlar çok fazla etkileneceklerdir. Yol haritalarınızda bu etki hangi ev alanında oluyor ise, o alanlarda yeniden bir gözden geçirme zamanıdır. Terazi burcu zodyağın 7.ev alanını yönetir, evlilik, ilişkiler, toplumla ilgili olan olaylar, ortaklıklar, ikamet değişimi, sosyal yaşam içinde yer alan sorumluluklar, diplomasi yeteneğimiz, ben olgusundan sonra gelen biz olgusu… Başak burcunuda ziyaret edecek olan bu retro , zodyağın 6.ev alanını temsil etmesiyle , sağlık, iş hayatımız, günlük yaşam mücadele alanımız, gelecek planlaması, pratiğe dökeceğimiz teorik bilgilerimiz, disiplinline etmemiz gereken egolarımız vb… alanlarda, ertelediğimiz, gecikmeler, kopuşlar yaşadığımız alanlarda yeniden bir daha düşünmek adına bizleri test edecektir. 6.ve 7.evin temsil ettiği alanlarda, haritalarımızda etkinin oluştuğu ve açılarla geliştiği alanlarda özellikle, yeni başlangıçlar kararlar almaktan kaçınmalıyız.
İkili ilişkilerimizde yanlış anlaşılmalar olabilir, söz ağızdan bir kere çıkar geri almak mümkün olmayabilir, sağlık alanında sorunlarınız başlayabilir. ertelemeleriniz ilerde ciddi sorunlara yol açabilir. İş ortaklığını düşünenler ya da iş ortağı olanlar arasında yine gerginlikler olabilir. Retrolarda ek sıkça, teknolojik aletlerde ve yine ulaşım araçlarında teknik anlamda arızalar hasarlar baş gösterebilir.
Her insan için elbette sorunların aynısının yaşanması beklenilemez , genel anlamda iletişimlerimizde hepimiz dikkatli olmalıyız ve sağlıklı düşünme, karar alma , empati yetimizi güçlendirmeliyiz.
Bu dönem aynı zamanda evliliğinde sorunlar yaşayan çiftler içinde özellikle terazi etkisi olan ve 7.evde bu retroyu karşılayanlar için evliliğin devamı ya da bitimi için en sağlıklı kararı uzlaşarak verecekleri zaman dilimi olabilir. Tabi öncesi var ise ve hep ertelemişler ise sorunlarını en azından uzlaşma, karar alma olayı netleşir.
Son zamanlarda oldukça gergin ve hareketli bir gündeme sahip ülkemiz için duruma göz attığımızda, merkür’ün natal mars ile kavuşum payında geri harekete geçtiğini görüyoruz 4.ev alanında.
Mundane (Politik Ülke astrolojisi) astrolojisinde 4.ev alanı,
Ülkenin topraklari , sınırları, milli değerleri ve halk bilinci,çiftçilik,mahsül,gayri menkuller,dogal afet (kuraklik , sel , heyelan , yangin , orman yanginlar vb..)mezarliklar,muhalefet partisi ve hükümete karsi olanlarını temsil eder.
Mars yine politik astrolojide, askeri gücü, halkın enerjisini yönlendirdiği alanları, kargaşa, gergin ortamları, ayaklanma, silahlı olayları, toplumu bir arada tutan savaş korkusu,düşman,uluslar arası politikada anti sosyal hareketleri,tek taraflı kararlı saldırgan harekete geçiren gücü,gerilim,savaş,asker ve ordu,genç erkek nüfusu.enerjinin en çok ortaya çıktığı alanlar vb… konuları temsil etmekte,
Merkür enerjisi ise,ulaşım, haberleşme, eğitim, ticaret, yazarlar, medya, yayın ve yayın kuruluşları, dış ve iç politikada yapılan anlaşmalar, söylentiler, spekülasyonları aynı zamanda ülkenin eğitim alan genç nüfusunu yönetmekte. Bu üçlüyü yani 4.ev ve iki enerjiyi harmanladığımızda yorumu siz okurlarıma bırakıyorum. (!)
‘’ Bana ne gelirse benden gelir, dilim dursa başım selamet bulur ‘’
Yeterince konuşuldu, konuştuk durduk, sonuç hiç! Hissettiklerimi yazmayacağım.
Bu görüntüler, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen 336 No lu Yurt Hizmetleri Seminerinde gösterilmiş, Antalya Valiliğinin sokak çocukları hakkında ki belgeselinde de izletilmiş. Bu dramı olay mahallinde yaşayıpta kayıtsız kalacak olanı, insan olarak sıfatlandırmam, umuyorum ki, bir insan , bir dünyadır , bu kardeşlerimize tedavi, korunma, barınma ve yaşamak hakları verilmiş olup yeniden topluma kazandırılmaları adına gereken çalışmalar yapılıyordur. (!)
Yeni bir olay değil, bu kardeşler gibi binlercesi var, lakin bu tablo dayanılacak türden değil, '' yaşamak istiyoruz, hayat istiyoruz'' diye haykırıyor, '' öğrenmek istiyoruz, bizde vatanımızı, Atatük' ümüzü, Devletimizi, tanımak istiyoruz '' diyor... (Devlette sizi tanımalı !)
Şudur, budur, şundandır bundandır gibi, işi başımızdan savmak o kendine açık dışarı kapalı vicdanlarımızı rahatlatmaya çalışmayalım. Basitin en basiti, rezilin en rezili olduğumuz bu zamanda, şuursuzluğumuzu da ilave edersek eğer bitmişiz biz !
O' nun açılımı, Bunun açılımı hani bu yürek yakan görüntülerin açılımı, Ömer Muhtar belgeseline ağlayan, duyarlı anne Sayın Emine Erdoğan, bir ülkenin başbakanın eşi demek, o ülkede ki insanların annesi olmak demektir, Sizleri siyaset yapmak , show yapmak adına değil, elinizde olan yetkilerle bağlantılarla bu kardeşlerime ve bunlar gibi nicelerine sahip çıkmak ve gerekeni sonuna dek yapmak adına göreve davet ediyorum.
Hz. Ömer (r.a) bağlı bulunduğumuz dinimizin en önemli ikinci halifesi, adil yönetimi, devlet idaresinde ki titizliği ile tanınan, tedbil-i kıyafet dolaşıp halkın içinde, gecelerden sabahlara kadar ev ev dolaşıp var mı bir sıkıntısı olan derdi olan diye gezen, ve '' Ey Rabbim Halkıma Adil olamamaktan korkuyorum'' diye tir tir titreyen o yüce zattan daha mı üstün dereceniz.
Bir insan , Bir dünyadır, bir insana yaşam haklarını vermek, sağlamak bir dünyayı inşaa etmek demektir. Evimizin, ofisimizin önünde son model araçlar gözünüz gibi baktığınız, lüks mobilyalarla döşenmiş yine de doymadığınız böbürlendiğiniz eşyalarınız evleriniz, hergün yaptığınız alışverişleriniz, fahiş fiyatlar ödeyerek aldığınız, bir kere giydikten sonra bir daha giymediğiniz kıyafetleriniz. Peki, Ya Ruhunuz, onun için ne yapmaktasınız, yapmaktayız !!!
Yaşam dış dünyadan ibaret değil, sonsuza talip olmak, içinizdeki sonsuzluktan geçer, tıkamayın yolları...
Fazla söze ne hacet , ayan beyan görüntüler buyrun !
insanların en çok danışmak istediği konuların başında
muhakkak özel ilişkiler gelmekte,ne zaman evleneceğim,
yaşamımda ki insanla evlilik var mı,şu yaşıma geldim
hala evlenmedim,evliliğe adım atmakta zorlanıyorum,
daha önce evlilik yaşadım ikinci kez evlenecek miyim,
evleneceğim insanla ilişkimiz nasıl olur ve benzeri
aynı yöne giden pek çok soru...
Erkekler genelde iş,kariyer maddiyat ile ilgili danışırken, kadınlarımız hep ilişki bazına yönelmiş duurmda. erkekler yalın olarak kendi dünyalrını inşaa etmek isterken kendi egemenliklerini ilan etmek isterken, biz kadınlar yaşamımızı onlara endekslemiş durumdayız, evleneceğim insan maddi olarak güçlü mü,evleneceğim erkek beni aldatacak mı,bir ilişki yaşıyorum bana sevgisi ne boyutta ve benzeri sorular yine...
Bir erkek çok nadirdir ilişkisi için astrologa danışsın, ama kadınlarımız,sosyal yapısı ne olursa olsun,eğitim seviyesi ne olursa olsun yaşamına dahil edeceği erkeğin izdüşümünde,daha yaşam alanına almadan sorumluluğunu üstlenme hevesinde...
İlişkiler şüphesiz yaşamımızda çok önemli bir noktada, gerek evlilik gibi, kutsal bir bağ ile olsun,gerekse flört döneminde karşılıklı sunumlar alımlar veimlerle olsun çok önemli noktada. nice kadınlar bilirim evlilik için kariyerinden vazgeçen, ilişkisi için kendisini o istiyor diye eve kapatan, bir çok yeteneği olduğu halde ne kendisine ne de topluma
sırf ilşkide olduğu erkek gözönünde olmasını istemiyor
diye geri planda kalan...elbet tüm bunların astrolojik
olarak bir açıklaması var,değil mi niye herkes aynı değil,
haritalar kişilerin bireysel kodlarıdır tüm düşünceleri eylemleri çıkış noktaları ve sonuçları haritalarından bir kaç adımla analiz edilir ki bazen kişinin cevabını arayıp bir türlü bulamadığı ve hatta bilinçaltında sürekli bastırmaya çalıştığı iç güdülerini sessiz eylemlerini bile günyüzüne çıkarır...
İlişki haritaları basit bir şey değildir,
ben balık burcuyum,sen akrep burcusun güneşlerimiz 120 lik uyum açısı yapıyor
,ikimizde aynı elementteniz,süper bir ilişkimiz olur demek değildir,bu kadar kısa bir anlatımı bu kadar
yüzeysel değildir,astrolojinin özüne bir hakarettir. ilişki yani diğer adıyla synastry haritalarıa kesin doğum verileri ile iki insanın haritasından yepyeni bir harita yaratmak demektir. simetrik olarak planetlerinin bakışları,aynı karakterde
olan planetlerin yerleştiği ev alanları, ve tabi en önemlisi ki ezoterik astrolojide kullanılan çoğu astrologun bilmediği ışık varlıklarının haritalarda bulunduğu yerlerin birbirleriyle olan temaslarıdır.
gemiyi en son kaptan terk etmelidir,bir ilişkide kaptan kimdir felaket anlarında birbirlerinden uzaklaşıyor mu yoksa
biri hep bana diyorsa diğeri al sana mı diyecek,aile kavramına saygı boyutu nedir? ve bunun gibi pek çok kavram,soru işareti? evet eveleneceksindir,istediğin bu ise onunla evlenmekse biraz jüpiter desteği,biraz güneş uyumu,biraz juno bağlantısı bir parça venüs mars çarpması alın size evlilik? fakat evlilikten beklentinzi ne?
toplum baskısı için mi evlenmek istiyorsunuz? evlenmek için evli olmak için mi evlenmek istiyorsunuz? evliliği bir kurtarıcı gördüğünüz için mi evlenmek istiyorsunuz? anne olmak için mi? o insana delice aşıksın tutku halinde saplantı haline geldi onun için mi? cinsel dürtülerin için mi? evlilik aile kavramına duyduğun saygı için mi? gelecek nesillere katkın olsun,pırıl pırıl evlatlar yetiştirmek için mi? yaşamı birlikte omuzlamak,birlikte herşeyi aşmak i,çin mi? bir yoldaş,bir arkadaş bazen hüzün bazen neşe yaşama dair herşeyi birlikten kuvvet doğar,sevgi paylaştıkca çoğalır ,aşka ihtiyacım var ben aşksız ve benim diğer yarım olan erkeksiz yaşayamam diye düşündüğünzü için mi?
evet bir ilişkimiz var ise,önce onu yaşamımızda ne kadar istiyoruz, ve niçin bu kadar çok istiyoruz,onsuz yaşam nasıl olur,onunla yaşam nasıl olur? bunun cevabını dürüstce kendimize soralım ve bulalım,ondan sonra ilişki haritamız için danışmanlara başvuralım, bahar kelebekleri gibi en fazla 3 gün ömrü olduğu AŞİKAR ilişkiler için kimse kimseyi yormamalı...
selvi boylum,al yazmalım diye klasik bir türk filmi vardır ki en güzel ilişki,aşk,sevgi,emek,şefkat,fedakarlık,süreklilik gibi tüm ilişkilere ait kavramalrı ne gzüel özetlemiştir...
o filmi hatirlayalım ve kendi içimizde şuan yaşadığımzı ilişkiye bi bakalım,en çok kim fedakar,kim emek veriyor, kim kutsallığına önem vermekte korumakta,kim kime sahip çıkıyor... her ilişki evliliğe gitmez,ve her evliliğe giden ve sonuçlanan ilişkide evlilik değildir...
Astrolojide,adem'lerle havva'lar arasındaki uyumu görebiliriz,geleceğini,gidişatını çözümleyebilir,ve hatta hangisinin erken öleceğini kimin dul kalacağını bile.. hangisinin aldatma meyli varsa ve aldatacaksa tarihine olay anına ve aldattığı kişinin statüsüne kadar bulabiliriz.fakat önce yukardaki soruları kendimize bir soralım ve ondan sonra danşalım,hem kendimize kendi içimize hemde astrologlara...
aşksız dönmüyor dünya,ama o dünya siz olun,bırakın aşk sizin etrafınızda dönsün
sevgimle kalın emi
E. Hece - Esmeralda
Not: Özel bir durum nedeniyle yeniden güncelleme yapılmıştır.
Tutulmalar çok eskiden beri bilinen gök olaylarıdır. Yer, Ay ile birlikte Güneş çevresinde yörüngesel hareketlerini yaparken Güneş'e dönük yüzleri aydınlık, öbür yüzleri karanlıktır ve karanlık tarafta uzayda birer gölge konisi oluştururlar.Ay' ın gölge konisinin yer üzerine düşmesi ileGüneş Tutulması olayı meydana gelir. Güneş tutulmaları Ay, Güneş ve Yer'in uzayda birbirlerine göre konumlarının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birinin gölge konisinin diğeri üzerine düşmesi için bu üç cismin yaklaşık aynı doğrultuya gelmiş olmaları gerekir. Bu da ancak Ay'ın yeniay ve dolunay evrelerinde mümkün olur. Eğer Ay'ın yörünge düzlemi, tam olarak Yer'in yörünge düzlemi ile çakışık olsaydı; her yeniay evresinde Güneş tutulması meydana gelirdi. Fakat her iki yörünge düzlemi arasında 5° lik bir açı vardır ve tutulmalar ancak özel bazı koşulların sağlanması sonucu meydana gelir. Bu özel koşullar bugün çok iyi bilinmektedir ve gelecekte olacak Güneş tutulmaları önceden çok duyarlı bir şekilde hesap edilebilmektedir.Tam tutulma, gölgeli tutulma, parçalı tutulma
olmak üzere, üç tür Güneş tutulması vardır. Ay'ın gölge konisinin tepesi Ay'dan yaklaşık 375000 km uzakta bulunur. Ay'ın Yer yüzeyine uzaklığı 350000 km ile 400000 km arasında değişir. Ay, Yer'e en yakın olduğu zaman gölge konisinin tepesi Yer'in içinde kalır. Koninin Yer Küre ile arakesiti, bozulmuş bir elips şeklindedir. Genişliği en fazla 270 km olabilir. Bu, gölge konisi ile Yer kürenin arakesit çapıdır. Bu gölgenin Yer üzerindeki ilerleme hızı 30 km/dak. dır. Buna göre, Yer üzerinde belli bir yerde tutulma süresi en fazla 270:30=9 dakika olur. Halkalı tutulma ise en fazla 10 dakika sürer. Yer üzerinde tam gölge konisinin içinde kalan yerlerdeki gözlemciler için Ay diski, Güneşi tam olarak örter ve bir tam Güneş tutulması olur. Yarı gölge konisi içinde kalan bölgelerde, parçalı Güneş tutulması izlenir. Ay, Yer'den çok uzak olduğu zaman tutulma konumu gerçekleşirse, koninin ancak uzantısı Yer'e ulaşabilir. Bu uzantı koni içinde kalan yerlerden, Güneş'in kenarı halka şeklinde görülür. Buna, halkalı Güneş, tutulması denir. Kimi zaman halkalı başlayan bir tutulma daha sonra gölge konisinin tepesinin Yer'e değmesi ile tam Güneş tutulmasına ve onun ötesinde tekrar halkalı Güneş tutulmasına dönüşür. Bir tam Güneş tutulması anında , hava birden soğur ve gökte yıldızlar görünmeye başlar, gök koyu mavi bir renk alır. Tam tutulma anında Güneş'in kenarına denk gelmiş bir Güneş patlaması gelişiyorsa bu patlamayı da izleme şansı olur.
22 Temmuz 2009 Çarşamba sabahı, Yengeç Burcunun 29’ 26 derecesinde meydana gelecek olan tam güneş tutulması,
Hindistan, Çin, Japon adaları ve Pasifik okyanusunun güneyini kat eden maviyle çizilmiş 258 km genişliğindeki tutulma hattından tam tutulma olarak izlenebilecek. Bu tutulma, mavi çizgilerle taralı alan içinde kalan Asya'nın doğusu, Endonezya ve Pasifik okyanusun'dan parçalı tutulma olarak izlenebilecek. Tam tutulma Ay'ın gölgesinin Türkiye saati ile 03:53'de Hindistan'da Khambhat körfezine düşmesiyle başlayacak. Gölge 3 saat 28 dakika süreyle 15200 km yol kat ederek 07:18'de Dünya'yı terk edecek. Tutulmanın hiç bir evresi Türkiye'den izlenemeyecek. Ay'ın gölgesi 05:35'de güney Pasifik okyanusu üzerindeyken tam tutulmanın 6 dakika 39 saniye ile en uzun sürdüğü an gerçekleşecek. Türkiye'den izlenemeyecek olan bu tutulmanın tam tutulma evresi sırasında tutulma yandaki animasyonda gördüğünüz gibi gerçekleşecek.
Bu tutulum 6 dakika 39 saniye ileşimdiye dek en uzun süre gözlemlenecek tutulmadır. Türkiye'de 1999 yılında izlenebilen tam güneş tutulması 2 dakika 15 saniye sürmüştü.
Astroloji Bağıntısıyla Kişisel Tutulum Etkileri
* Güneş ve Ay tutulması astrolojik haritamızda hangi evlerde gerçekleşiyorsa hayatımızda o konular vurgulanıyor demektir. Yılda ortalama iki kez oluşan tutulmalar karşıt evlerde gerçekleşirler. Mesela Yengeçte oluşan bir Güneş tutulmasının ardından Oğlakta gerçekleşen bir Güneş tutulması birbirine karşıt evlerde oluşan stresi anlatır. Kişisel gezegenlerle birleşim ve karşıt açı içinde olması durumunda ise vurguyu arttıracaktır. Uzun süre ihmal edilmiş konular varsa birden gündeminize gelecektir. Tutulmaları hayatınızın belli bir alanında birdenbire ışıkların yanmasına benzetebiliriz. O konuda çalışma yapmaya başlamanın zaman gelmiş demektir. Elbette yapılması gerekeni yapmamayı da seçebilir kişi. Fakat dikkat çeken konunun ihmal edilmesi, konunun problemli şekilde ilerde tekrar gündeme geleceğinin işaretçisidir.
* Güneş tutulması daha çok dışsal ve kişinin etrafında oluşan olayları anlatırken, Ay tutulması içsel, duygusal ve kişisel olayları ifade eder. Her Güneş tutulması bir yeniay zamanı olduğu için yeni başlangıçları anlatırken , Ay tutulması dolunay zamanı oluşmasıyla, netleşmeleri, bitişleri ifade eder.
Yeniayın tutulma ile birlikte gerçekleşmesi, bu dönemde başladığımız işlerin, attığımız adımların, yeni projelerin, attığımız tohumların hatta sadece niyetlendiğimiz işlerin bile hayatımızda çok daha etkili olacağını, hayatımızda kalıcı etkileri olduğunu fark ederiz.
Bu yılın ikinci güneş tutulması Saros 138 ailesinin bir tutulması olacak. Önümüzde ki 7 yılı kapsayan bir döngü başlamış olacak.
Başta yengeç burcunun son derecelerinde dünyaya gelen insanları,Dış dünyalarıyla alakalı olarak yeni başlangıçlar, dışarıdan gelişen kişinin etrafında oluşan olaylarla ilgili pek çok yeni durumlar beklemektedir.Güneş tutulması, yine kişinin astrolojik doğum haritasında hangi evde gerçekleşirse o alanda etkili olacaktır.Tutulumla açı ilişkisine giren gezegenler yeni başlangıçların ne yönde olacağını, pozitif mi negatif yönde mi olacağını belirtir.
*Hayatımızın evrende gelişen olaylardan kopuk veya bağımsız olmadığını, evrendeki her şeyin birbirleriyle etkileşim halinde olduğunu, meydana gelen bu fenomenlerin aslında bizlerin gelişimi ve değişimi için birer fırsat olabileceğini anlar ve bunu kabul edip gerekli değişimi kendi irademizle yapabilirsek, işte o zaman başımıza bir felaket gelmesine gerek kalmaz. Artık bizler de başımıza gelen olaylar için Güneş’i veya Ay’ı veya Burçları sorumlu tutmaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü onlar bizim için dönüşüm ve değişim zamanlarını işaret etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.
Astrolojik Bağıntısıyla Dünya Üzerindeki Tutulum Etkisi
Öncü ve su elementinden olan Yengeç burcunda gerçekleşecek olan tam güneş tutulması, Yengeç Burcunun yönetici planeti Ay olması sebebiyle, Ay’ ın idaresinde olan, insan populasyonu, sağlık, beslenme, küçük haşereler, sularla ilgili konular, kadınlarla ilgili durumları ön plana çıkaracaktır.
7 yıllık süreçte özellikle bu üçlünün ilk bölümü olan 2 yıllık bir süreçte, bulaşıcı olan yeni keşfedilecek hastalıkların türemesi,
Toplu olarak insan ölümleri, özellikle suya yakın bölgelerde oluşacak zararlar, kadınlarla ilgili, evlilik kurumu aile yapısına yönelik yenilikler ve yine toplumun bildiği tanıdığı pek çok kadının sansasyonel şekilde boşanacağını simgeler.ay’ ın insanları temsil etmesi ve Uranüs’ den aldığı 120 lik açı ile toplumda özellikle cinselliğe dayalı konularda, eşit insan hakları ve benzeri temalarda isyanların çıkacağını ayaklanmaları da gündeme taşıyacaktır.
2012 öncesi teknolojik ve duygusal devrimciler kendilerini gösterecektir. Ve yeni bir çağa doğru ilk tohumlar bu yeni ay evresinde atılacaktır. Bu yeni sirkülasyonla birlikte dünya üzerinde yeni bir kadın lider çıkacaktır. Kadınlarla alakalı olarak dünya gündeminde pek çok olaylar bizleri beklemektedir. Ay-Uranüs 120 açısı dünya üzerinde boşanmalarıda körükleyecektir.
Kova burcunda yer alan Neptün, şiron ve Jüpiter ile 150’ lik birleşmeyen gerilim açısı ile sağlık sektöründe, köklü tanınmış
Markalaşmış pek çok ilaç firmasının iflas edeceğini, ve yine şiron etkisiyle sağlık alanında doğal iyileştirme , bioenerji, bitkilerle tedavi gibi çalışmaların altın çağını yaşayacağını simgelemekte.
Neptün etkisi ay ile 150 lik açısı ise , tutulum güzergahının temsil ettiği coğrafi alanlar üzerinde sel-su baskınları, doğal afetlerin olacağını simgelemekte.
"Doğa basittir, karmaşık değildir. Karmaşık ve dolambaçlı olan bizim aklımızdır." Sepharial
Sevgimle Kalın Emi
Elif Hece (Esmeralda)
Ek Not: Türkiye Ve Tutulum Etkisi özel bir çalışma yapılarak sitemize eklenecektir.
Tutulmalar ile ilgili , daha fazla astronomik bilgiye başvurmak veya tutulmaları anında internetten izlemek isterseniz NASA’nın internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz:
Cinsel kimliğin, eğilim, yönelim ve eylemsel olarak astrolojik bakış açısından incelenmesi, şimdiye dek astrologların pek el atmadığı bir araştırma sahasıdır.
Bunda cinsel kimlik buhranlarının, sapkınlıklarının astrolojik veri olarak çok az istatistik veriye sahip olması da etkindir. Astrolog bir tıp adamı değildir, elindeki haritalar üzerinden yıllarca çalışma yaparak, gözlemleyerek ve bu cinsel kimlik karmaşasında olan kişilerinharitalarından ortak veriler derleyip üzerinde çalışmalar yaparak elde edebileceği sonuçlarla alt zemini inşa eder.
Cinsel kimlik karmaşasında, doğuştan gelen faktörler olduğu gibi sonradan oluşan sapkınlıklarda etkindir.
Ereklerde, cinsel olarak Mars planeti gözlemlenir, Mars’ ın düşmesi, etkisini yumuşatması, su ve hava elementinde özellikle Balık- Kova- Terazi de yer alması (diğer belirteçlerle birlikte) feminenliğe, ateş ve toprak elementinde özellikle, Oğlak, Koç, Boğa, sadizm, mazoşizm, ölü sevicilik, şiddete dayalı diğer cinsel eğilimlere ve daha üst skalada basit çevrelerde gerçekleşecek , gelişigüzel ilişkilere yöneltecektir.(diğer belirteçlerle birlikte) .
Venüs ile uyumsuz açısı (retro Venüs-Mars ), ve ardından bu vakalarda Ay’ ın burcu da çok önemlidir.
Ay ateş elementinden bir burca yerleşmiş ise, erkeklerde duygusallığı fazlasıyla artıracaktır, tatmin olmakta zorlanan değişik cinsel fantezilere yönelen bireyler oluşturacaktır. 5. evde transit bir Uranüs geçişi , Natal haritada yer alan, Ay, Güneş, ve Mars- Venüs gibi kişisel karakter oluşumunun alt yapısına zarar verdiği vakit, kişide heyecan aramadürtüsü ve riskli işlere yönelim, eğlence anlayışı marjinalliğe doğru kayacağından sonradan oluşmuş bir cinsel kimlik karmaşası gerçekleşecektir.
Uygunsuz normal dışı cinsellik yaşanacaktır ve hatta işin içine Şiron, Pluto gibi fiziksel enerjide söz sahibi planetlerde girmiş ise, cinsel yolla bulaşan hastalıklara davetiye çıkarmış olacaklardır.
Mars ile Satürn’ ün açısı, natal da, bir erkeğin haritasında, fizikselliği temsil eden 1.ev, 6.ev ve psikolojik, ruhsal sorunlarımızı, karşı koyamadığımız tedavi edemediğimiz hastalıklı düşüncelerimizin meskeni 12.ev alanlarında zararlıaçı ilişkisine girmişse kişide cinsellikten soğuma , iştahsızlık ve buna paralel iktidarsızlık sorunlarını artıracaktır. Ay burcuda ateş elementinden ise kişi kendi cinsine yönelecektir ya da yaşamını biseksüel olarak devam ettirecektir.
Venüs’ ün hava elementinde olması özellikle ikizler gibi cinsel kimliği nötr olan bir burçta olması bir erkek için diğer belirteçlerde yerine oturmuş ise feminenliği fazlasıyla artıracaktır.
Mars’ ın oktavı olan Pluto erkek haritalarında , cinsel kimliğin en önemli belirteçlerindendir. Sonradan oluşan cinsel anormalliklerin temelinde, gelişigüzel ilişkilere girmek, düzensiz dağınık bir yaşam tarzı, ve yaşamın hiçbir alanından tatmin olamama duygusu, güç elde etme arzusu , cinsellikle kendini ispat etme dürtüsü gibipsikolojik yönelimler yatmaktadır. Pluto bunların hepsini bünyesinde barındıran bir planettir. Venüs ile kavuşumu, Merkür ile uyumlu açısı, kendini feminen hissetmesine ve bu düşüncelerini Merkür ile eyleme dökme arzusunu tetikleyecektir.
Uranüs sahnede ise sapkınlık boyutuna taşıyacak kendini ifşa edecek,
Duygusuzca sekse yönelecektir, eğer ki Neptün sahne de ise , duygusallık ağır basacaktır, yetersiz, beslenememiş duyguları, ya da aşkın hallerde olan duyguları ile bu yöne eğilim gösterecektir, özel çevrelerde yaşayarak, yıllarca bu durumunu gizleyecektir.
8.ev alanı cinselliğin nasıl yaşandığını, ne tür çevrelerde yaşanacağını ve nasıl insanlara yöneleceğini, sadakatini, ve cinsel gücünü şehvetini belirtir. Sekizinci evin yönetici planeti, cinsel kimlik hakkında temel alınacaktır. Ardından 5.evin yerleşimi, içinde bulunan planetler, evin yöneticisi ve harita üzerinde açı ilişkisi, cinsel kimliğinin alt tabanını oluşturduğundan , ne tür yönelimleri olduğunu, cinsel kimliğini nasıl algıladığını ve sahnede ne tür ilişkiler ve nasıl insanlarla birlikte olduğunu göstermesi açısından ikinci belirtecimiz olur.
Bu yazı dizimize zaman buldukça devam edeceğim, şuana kadar vermiş olduğum bilgilere ek olarak, pekişmesi adınaGeorge Michael’ ın kısaca cinsel kimlik analizine değinelim. Astrolojiye ileri seviye ilgisi olan ve bu konuda araştırmaları olanlar var ise, elektronik ileti ile bana ulaşırlarsa sevinirim.
George Michael’ ınay burcu ASLAN ve 3.ev (eyleme döktüğümüz düşüncelerimiz, iletişim gücümüz, nasıl iletişim kurduğumuz, kendimizi ifade tarzımız, yaşam boyu kurduğumuz ilişkilerle gelişen toplumdaki yerimizin ilk evi, ), ve ateş elementinde, 9.evin (en üst düzey düşünce yapımız, eylemlere döktüğümüz ve daha çok kişiye ulaştığımız düşüncelerimiz, ahlak ve dini yapımız ) kapısında kova burcunda yer alan Satürn ile karşıt açı ilişkisine girmiş, yetersizlik duygusu, duygusal olarak içe kapanıklık, toplumdan izole olma isteği,
Sağlıksız duygusallık, ilişkiler, korkular, kadınlara karşı soğukluk vb...
Uranüs, pluto , mars 3.evinde kavuşum yapmış, pluto mars ile başak burcunda kavuşum yaparak, 3.ev alanından 9.evde yer alan şiron’ a karşı durmuş. Pluto ve mars cinsellikte ilk söz sahibi planetlerdir ve orgazmı, doyumu, cinsel kimliğin oluşumunu çekirdeğini analtır, iki enerji planeti birleşerek cinselliği yaşamının önemli bir noktasına getirmiş ve buradan şiron ile karşıt açısı onun cinsel alanda, kimliğinde pek çok yaralarının olacağını göstermekte. Şiron iyi açılarla dokunduğu yerişifalandırır ,kötü açılarla isezehirler.
Pluto ve mars’ ın başak burcu gibi sağlığı, toplum kurallarına yatkınlığı ve cinsel alanda soğukluğu temsil eden bir burçta olması onun seksüel olarak bir erkek kimliğinde yetersiz olduğunu simgelemekte.
Bu duruma literatürde pasiflik denilmekte. Şiron ile de karşıt açısı Cinsel uzvunda sorun olduğunu göstermekte.
(burada paylaştığım bilgilere ek olarak bu sonuçlara yargıya varmadan önce başka belirteçleri de eklediğimi belirtmek isterim. Zihinler şimdi karışmasın diye kısmen kısaca değiniyorum.)
Uranüs de işin içine dahil olarak, cinsellikte söz sahibi olma sıfatıyla, marjinalliğini beslemiştir. Aykırı, sıra dışı ilişkilere yönelimini sağlamıştır. Vertex noktası 5.ev alanında , Uranüs ile kare açı (90) yapmış ve 8.evin yöneticisi konumunda olan Uranüs yine cinsel kimlikle alakalı bir alanda olan vertex noktasını zorlamıştır.
12.ev alanında bulunan güneş ile vertex noktası birleşmeyen gerilim açısına girerek 5.ev alanından onun erkeklik unsurlarını zorlamıştır.
Cinsel kimliğine yönelik çok fazla gizli ilşkileri yaşayacağını söyleyebiliriz. Vertex noktası diğer insanları, yaşamımıza bir şekilde sonradan dahil olup köklerimizden olmayan yabancısı olduğumuz insanların dahil olarak bizleri değiştirmesini simgeler. Kendisine özgü insanlardan oluşmuş bir çevresi olduğunu görüyoruz ki zaten kişi kendisi gibilerle beraberdir.
Haritalar öyle muazzam ki en ince ayrıntısına kadar işleniyor ve yol haritamız oluyor adeta, her şey nasılda sistematik olarak örülmüş, kurgulanmış …
5.ev alanına yerleşen akrep burcunda ki Neptün, duygusal, cinsel ve zihinsel olarak onu karıştırmış, bulanıklaştırmış ve kendini bu tür ilişkilere vererek rahatlamasını sağlamıştır. Ve aynı zamanda Neptün ona hem sahnede sanatında 5.ev olması dolayısıyla ve neptün’ ün genel özlelikleri dahilindebu bulanıklığın çıkışı olarak müziğeyönelmesini, söz yazarlığı sıfatını yani şiirsel analtımlı şarkıları ve duygusal eserleri bize kazandırmıştır. Aşırı yoğun ve akrep-neptün derinlerde olan duygusallığı , pluto-mars kavuşumunun şiron ile yaraladığı, akrep-neptün – şiron uyumlu açısı ile kendisini daha feminen yapmıştır.
Akrep burcu zaten haritasında kıstırılmış (engellenmiş) gezegen olarak durmakta, ve engellenmiş burç haritalardaki etkisi en yüksek olan ve gizli çalışan burçtur. ve Neptün’ de bu alanda engellenmiş gezegendir, engellenen gezegenler, sınırlandırılmıştır, bu gezegen mahiyetine göre sınırını kaldırır ise en yüksek seviyede gücünü sergiler. Neptün engellenmiş gezegen olması itibariyle ona müzisyenlik, yazarlık yeteneği kazandırmıştır. Ve 5.ev alanında olması aşk yaşamında yaşamına dahil edeceği insanlarla , açı ilişkisine göre nasıl bir tutum içine gireceğini açıklığa kavuşturmuştur.
Neptün-şiron uyum açısı,içsel derinliğini, cinsel kimliğini yaptığı işe kendini adayarak ve yaptığı işle alakalı olarak feminen yönlerini daha rahat sergilemesini , 9.ev alanı olması itibariyle felsefesini kendi felsefesini daha rahat yaşamasını sağlamıştır.
Zihinsel gücünün simgesi, düşünce yapısını ve eylemlerini açıklayan Merkür, yine cinsel kimlikte etkin olan Merkür hava elementine yerleşmiş, ikizler burcuna ve 12.ev gibi bir alan dahil olmuş, burada hava elementinde olan Venüs ile kavuşum yaparak, sırasıyla, önce pluto –mars-uranüs üçlüsüne zor bir açı yapmış(kare), ardından yine 5.evde yer alan kıstırılmış burç akrep de yer alan neptün’ e birleşmeyen gerilim açısı yapmış ve son olarak da şiron ile kare açı zor bir bakış alanına dahil olmuş…
Merkür le kavuşum yapan Venüs 12.ev alanında bilincini feminenliğe yönelterek beslemiş, Merkür ikizlerde olması sebebiyle güçlenmiş ve venüs’ e güçlü bir kavuşum yaparak onun seksüel yönde ve duygusal yönde feminen bir düşünce biçimine yönlenmesini sağlamış.
8.ev başlangıcı kova burcu ile başlamış ve yöneticisi olan klasik astrolojiye göre Satürn , ay’ dan etki almış, kadınlara olan soğukluğu, modern astrolojiye göre yönetici Uranüs ise zaten pluto-mars ile kavuşuma girmiş ve şiron’ un etkisine maruz kalmış.
Güneş yani bedensel ve yaşamsal kimliği 12. ev gibi zararlı bir alana yerleşmiş. Yukarıda ki belirteçler de cinsel alanda sorunlarla dolu olduğundan , feminen yanlarının çok yüksek olmasından dolayı üzerine tuz biber olmuş. Gizli bir kimlik, kendini gizlemek, izolasyon vb…
Part of Sex noktası 19 ‘ 12 derece kova burcu 8 ev alanında ve 9.ev giriş kapısında yer alan Satürn ile kavuşum yapmış . sex noktasının yöneticisi Uranüs aykırılığı beslemiş, Satürn ise ay ile açı ilişkisiyle 8.ev alanında cinsellik tarzını , yetersiz olan fiziksel ve aşırı beslenmiş olan duygusallığıyla kendi cinslerine yönelmesini sağlamış.
Ek Not: O feminenliği sadece özel cinsel yaşamında ve sanatında yansıtmakta , sosyal olaylarda ve toplumsal yaşamında Uranüs’ e özgü olarak bir devrimci, yasak delici, oldukça korkusuz ve aykırı , hırçın biri…
Bu verilerin ışığı altında cinsel kimliğinin sonradan değişmediğini, doğuştan aldığı tesirlerle şekillendiğini görüyoruz, yani bir sapkınlık değil tamamen doğuştan almış olduğu yıldız etkileri ve yerleşimleri…
Cinsel kimliğinde gerek doğuştan gerekse sonradan değişimleri yaşayan pek çok harita üzerinde çalıştım, hepsinde ortak noktalar, ay buçlarının ateş elementinde olması , Satürn ile zor açı ilişkisine girmesi, Uranüs’ün ya açısız ya da mars ile beslenmiş olması, Şiron’un haritalarında odak gezegen olması, pars of seks noktalarının, 8.ev alanı, yöneticisi ile açısalilişkide olması. kişisel gezegenler olan Venüs, Mars ve Merkür gibi planetlerin Hava elementinde olması,
Çokyakın ilişkide akrep etkisi yaralanmış, bir şekilde zarar almış,
5.ev alanında duygusallığı feminenliği güçlendirecek etkilerin olması
Ve tüm bunlara ek olarak bazı özel çalışmalarla…
George Michael demişken, bir hayranı olarak, çok sevdiğim ve yıllardır dinlemekten bıkmadığım şarkısı '' jesus to a child'' ın sözlerini yazmazsam olmazdı.
Bu şarkıyı George Michael ,sevgilisi (hemcinsi) için yazmış, bestelemiştir.
kindness in your eyes i guess you heard me cry you smiled at me like jesus to a child i'm blessed i know heaven sent and heaven stole you smiled at me like jesus to a child and what have i learned from all this pain i thought i never feel the same about anyone or anything again but now i know
when you find a love when you know that it exists then the lover that you miss will come to you on these cold, cold nights when you've been loved when you know it holds such bliss then the lover that you kissed will comfort you when there's no hope in sight
sadness in my eyes no one guessed and no one tried you smiled at me like jesus to a child loveless and cold with your last breath you saved my soul you smiled at me like jesus to a child and what have i learned from all these tears i've waited for you all those years then just when it began he took your love away but i still say
so the words you couldn't say i'll sing them for you and the love we would have made i'll make it for two for every single memory has become a part of me you will always be my love well i've been loved so i know just what love is and the lover thet i kissed is always by my side oh the lover i still miss... was jesus to a child
gozlerimde huzun... kimse anlamadi, anlamayi da denemedi aslinda sen ise gulumsedin bana bir cocuga gulumseyen isa misali: sevgisiz ve soguk son nefesinle ruhumu kurtariyormus gibi bana gulumsedin bir cocuga gulumseyen isa misali...
peki ben ne ogrendim bunca acidan? yillarca seni beklemisken ustelik tam basladiginda o calip goturdu sevgini...
soyleyemediklerini sarki yapip soyleyecegim senin yerine yasayamadigimiz aski yasayacagim ikimizin yerine her bir ani bir parcam oldu cunku sen hep askim kalacaksin
daha once sevildim, sirf bu yuzden biliyorum sevmeyi ve dudaklarini optugum sevgilinin hep sevgilim kalacagini oysaki hala ozledigim tek sevgili bir cocuga gulumseyen isa misali...
‘’ Astroloji’ de Cinsel Kimlik’’ yazı dizimiz devam edecektir. Şimdilik bu kadar.
Astronomide Ay düğümlerinin terimsel anlamı,Ay'ın yörüngesinin ekliptik tutulan düzlemini kestiği noktalardır.Kuzey ay düğümü Ay'ın güneyden kuzeye geçerken,güney düğümü ise kuzeyden güneye geçerken yörüngesinin tutulum düzlemiyle kesiştiği noktadır.Astrolojide horoskoplarımızda bu noktalar 180 derecelik açı yaptıklarından karşıt konuma yerleşirleR.Horoskoplarda bulundukları evler ve burçlarla temel anlamlarını kazanırlar.
Ay düğümleri hayatımızın anlamını kavramamız için birer anahtardır.insan olarak yaratıldığımız ve bu evrende kendimize bir yer edindiğimize göre hiç bir şey tesadüfi değildir,yaratılışımızın muhakkak bir amacı bir gayesi var,her birimize yaradan tarafından atanmış görevler var.her birimiz insan olarak doğuyoruz lakin dünya yüzündeki yaşamlarımızla kimileri insancık olarak göçüp gidiyor kimileri ise insanca ayrılıyor...herkes adem fakat herkes adam olmuyor,işte bu yüzden ay düğümleri çok öenmlidir,adem mi adam mı olacağız,insan mı insancık mı ayrılacağız...
Ay düğümleri,bir nevi kader insan ilişkisidir,yaratıcı ile kulun ilişkisidir.sezg,leri aydınlığa kavuşturan bir etkidir.Ruhsal etkileri tanımlar,şöyleki ruhun selameti her birimizin sahip olduğu ruhun durumu,şöyle ki,insanın iyi yada kötü diye adlandırılabilecek bir ruha sahip olup olmadığını ay düğümleriyle tahmin edebiliriz,elbet tahmin belki yanlış zira yanılma payı vardır her tahminde,diğer destekleyizi açılar ve etkilerle ruhun durumu en net şekliyle açığa çıkar...
Astrolojide ay düğümleri,insan ve ölüm sonrası açısından oldukca ilginçtir,bu düğümler ruhun yaşamını hangi yolda urduracağını yani beden kılıfından ne zaman ayrılmaya karar vereceğini,yaşamına nasıl yön vereceğini,neden-sonuç ilişkilerini gösterir,yani ay düğümleri aslında RUHUN noktalarıdır.
Kuzey ay düğümü geleceğe,güney ay düğümü ise geçmişe çeker,karmik yaptırımlar,kalıtımsal getirdiklerimiz taşıdıklarımız bu düğümlerden anlaşılır.
Yaşamımızda bu iki zıt ucu tanıyıp tanımlayıp denge kurmamız gerekir sağlıklı bir insan olmak adına,düğümlere çok iş düşmektedir,yol göstericidir düğümler....
Ay düğümleri diğer yazımda da belirttiğim gibi insan ve kader-kul ve yaradan arasındaki bağın kilit noktasıdır...
Her birimiz doğarken bir misyon üstelenerek bu dünyaya geliyoruz,yaratılmış hiç bir şey değersiz,önemsiz,sebepsiz değildir.Yüce Yaradanın nizami olarak inşaa ettiği bu yeryüzünde varolan herşey aynı yere gider yani O'na...istikametimiz hepimiz için aynıdır.yön tek'tir,dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizler için hazırlanan adına kader dediğimiz potansiyelelrimizle yüklü olarak geliriz,sonrasında yaşamımzıda ki olaylara göre hayatımız şekillenir,iki yol vardır biri mutlak kader diğeri irademizi kullandığımız kendimize bırakılmış serbest ruh-i kader,işte ay düğümleri mutlak kaderin tecellisidir bence,ve ruh-i kader dediğim olay ise irademize bağlı olan yani o da astroloji yolu ile var olan iyi ve kötü potansiyellerimizi bilerek tanıyarak anlayarak vücuda getirme yetimizin olduğu serbest bırakıldığımzı olaylar bütünüdür.
Ay düğümleri bir insan yaşamı ve sonu ve daha sonrası ebedi dünyası için bizlere ipuçları veren bir noktadır,çok önemli bir yere sahiptir.bazen düşünüyorumda ying-yang felsefesine benzetiyorum,zira düğümlerin biri geçmişe diğeri geleceğe,biri iyiliğe diğer kötülüğe sevk eden etkilerle örülmüş..
Şimdi ay düğümlerinin tanımını yapalım ve sonrada Ay Düğümleri'nin yerleştiği burçları ve evleri irdeleyelim(burçlardan ziyade yerleştiği evler daha da önemlidir)
Kuzey Ay Düğümü
Bu nokta almanın,artmanın noktasıdır,insanın yaşamındaki geleceğini ve ruhunun gittiği yeri belirler,bir nevi insanın ve ruhun geleceğini...
kişinin hayatındaki başarı alanını gösterir,şansın size nasıl ve nerden geleceğini gösterir,bu düğümün yerleştiği ev,sosyal hayatınızı yükselme ve olgunlaşma konusunda nasıl kullanacağınızı belirtir,ve bulunduğu eve göre yine hangi konullarda şartsız ve koşulsuz nasıl ne gibi yardımlar alacağınızıda gösterirbulunduğu konuma göre hayata geliş amacınızı görevinizi belirler,yarım kalan bir işi tamamlamak üzere geldiğinizi gösterir,bu yarım iş sizin tekamüle erme noktanız olup aynı zamanda imtihan kapınızdır,her şerde bir hayr,her hayrda bir şer gizlidir sözü gibi aynı...
Daha pek çok anlamları görevleri vardır,zaman içerisinde sırası geldikce açılımlarıyla tek tek yazacağım sizlerle paylaşacağım...
Güney Ay Düğümü
kuzey ay düğümünün tam karşıtı evde yerleşir,zıttıdır,kuzey ay düğümü almak,artmak,açılmak,güvenlik,büyümek ve gelecek ise güney ay düğümüde ,geçmiş,kalıtımsal,çocukluk anıları,kaçmak,küçülmek,korkmak,sahipsiz hissetmek,sığınma dürtüsü,inziva,vermek vb...alakalıdır.
İnsanın ve Ruhunun geçmişini simgeler,ruhun geçmişi deyince önyargılı insanlarımız hemen reenkarne olayı ile karıştırıyorlar,reenkarne vardır yada yoktur bunu kimse bilmiyor bilemz şuanda,daha doğrusu ben bizzaat gözlemlemedim,ruhun geçmişinden kastım özellikle yeri gelmişken açıklama gereği duydum;ben müslümanım elhamdülillah,öyle yaratılmışım dünyaya gelen her varlık gibi,ruhum ise çok önceden ezeli yaratılmıştı,ve yaradan benim dünyaya gelene kadar ruh olarak bulunduğum yerdeki tek irtibatımdı,yani bu beden giysimi giymeden önce benim ruhum beden esaretinde değildi ve zaten vardı...işte varolan bu ruhun geçmişini gösterir,hiyerarşi bir sistem vardır,güney ay düğümü beden giysime bürünmden önce ebedi alemdeki ruh olarak nasıl bir kimliğim olduğu hakkında bana bilgiler vermektedir gibi...
bu düğüm en zayıf noktamızı gösterir,alışkanlıklarımızı,geçmişten taşıdıklarımızı,kurtulamadıklarımızı simgeler,bulunduğu eve göre kişiyi kısıtlar ve yalıtır,ve tabiki bunların yanı sıra pek çok açlımları vardır,sırası geldikce makalelerimde değineceğim...