Astroloji Kader'in Yorumlanmasıdır!

18/11/2009 - Astrolojide Cinsel KimliK II – Eşcinsellik (Gay)



Paylaş





Astrolojik verilerin ışığında, astrolojide cinsel kimlik makalemize, eşcinsellik diğer adı ile gay kimliği ile devam ediyoruz.(3.bölümde lezbiyenlik) İlk makalemizde  , astrolojik veriler ışığında cinsel kimlikten ziyade  cinsel sapkınlıklar ve sapmalarda etkin olan genel tanımları paylaşmıştık. 

 

Astrolojide kendi cinsine yönelimi diğer makalemizde sunmuştum,George Michael’in haritasını ele almıştık. bir çeşni idi ve cinsel kimlikte, aseksüel, biseksüel, gay, lezbiyen, ölü sevicilik, ensest gibi pek çok tanım mevcut ve bunlara kısmen değinmiştim. Bu makalemizde salt erkekte eşcinselliği gay boyutuyla ele alacağız.




Eşcinselliğin(Homoseksüel) Tanımı



Kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Belli bir süreç sonunda erkek eşcinseller kendilerini gay , kadınlar kendilerini lezbiyen olarak tanımladı. Bu gün halk tarafından pek bilinmeyen bu kelimeler Türkiye'de yaşayan eşcinseller arasında da benimsendi ve sıklıkla kullanılmaya başlandı. Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır.



Eşcinsellik dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavram tümüyle yok sayılır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul edicidir. Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen eşcinseller bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla (izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür organizasyonları hem eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı kullanmaktadırlar. Ayrıca bu ülkelerdeki eş cinseller kendilerine özgür cinsellik, daha sosyal bir hayat vs gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür oluşturmuşlardır.




Uzun süredir eşcinsel hayatın içerisinde astrolojik  araştırmalar yapmaktayım. Bu defa , kendi toplumumuzdan, bir eşcinsel yaşamı ele alacağız.Onay vermesiyle, haritasını mercek altına aldık. Astrolojik verilerle, bir röportaj havasında bu makaleyi hazırladık. Kimlik bilgileri ve fotoğraflarını ekleme konusunda , profesyonel bir çalışma olduğu ve  ilmime güvendiğinden kendi rızasıyla makaleye eklenmiştir.

İncelemiş olduğumuz kişi kim derseniz, O işinde ve sosyal yaşantısında başarılı  bir birey.

Meslek olarak tam haritasına uygun;  make-up artist yani makyaj tasarımı , sezon makyajları sunumu ,sahne arkasında ( kulis ),  özel davet ve düğünlerde yer alan cemiyet hayatının tanıdığı bir uzman. Bu mesleğinde daha da ilerlemek istiyor ve en zirveye talip.




Elif Hece : Sevgili Mehmet,  Öncelikle astroloji ilmine verdiğiniz bu katkı adına teşekkür ediyorum.

 

S-             :Elif Hece: Öz ve yükselen burcunuz Terazi , sizi gözlemlediğim kadarıyla , estetik ve sanat duygunuzun  çok gelişmiş olduğunu görüyorum. Bu eşcinsellere özgümüdür zira çoğunlukla , sanat , moda gibi estetik alanlarda faaliyet gösterirler. Bunun sebebi sizce ne olabilir?

 

 

C -               : Mehmet B. : Ben teşekkür ederim Sevgili Elif, Bizler, hayata daha naif baktığımız ve daha duyarlı algıladığımız için, ister istemez yönelim olarak , kendimizi ifade edebilmek ve çok gelişmiş olan estetik duygumuzu yansıtmak adına evet çoğunlukla bu alanlarda kendimizi geliştiriyoruz. Vizyonumuz her zaman geniş ve yeniliğe açıktır. Bir insan kendi bedenini ve ruhunu sevdiği zaman bunu en güzel görsel konumlarla ifade eder, çünkü içinden taşan estetik ve beğeni duygularını paylaşmak ister.

  

S-              : Elif  Hece ; Eşcinsel yaşamı kendi gerçeğinizle ve toplumun gerçeğiyle nasıl yaşıyorsunuz zira eşcinseller sosyal toplumda yer alabilmek için maalesef dört duvar arasında kendi gerçeklerini gizli yaşamak zorunda kalıyorlar ; siz bu ayrımı nasıl dengeliyorsunuz?

 

 

C-                Mehmet B : Özel ilşkilerimde , öncelikle önem verdiğim konu , kimliğimin ve görüntümün olduğu gibi benimsenmesi,  feminenlikten ziyade maskülen bir yaşamı tercih ederek , eşcinsel olmanın bir sapkınlık olmadığını , hastalık olmadığını , yaratılıştan geldiğini , ve benim bir kadın kimliğine bürünmeden bu içsel doğamın var olduğunu topluma göstermekten çekinmiyorum. Çünkü;  eğitime ve gelişime çok önem veriyorum.eşcinsellik bir gerçek ise bizlerde bir bedende iki tabiat taşıyoruz.üçüncü bir cinsiyet gibi algılamaları toplumun kendi yanlışıdır.

Toplumumuzda cehaletten kaynaklanan ön yargıları yıkmak  ve kapanan kapıları açmak için , kendimizi dış dünyada ifade etmeliyiz. Bazen bükemediğimiz bileği öpmek gerekebiliyor !  Bu yüzden toplumdan uzaklaşmak yerine sosyal  ve  profesyonel iş yaşamının içinde kendimize özgü yeteneklerimizle ve zekamızla kendimizi ifade ederek toplumun  ön yargılarını yıkmayı başarabiliriz.

Ben bu ayrımı dengelerken, sabrımın,hırsımın  ve ruhsal üstünlüğümün farkındalığını bilerek yapıyorum.

 

 

S-                 : Elif Hece: eşcinsellik denildiği zaman akla gelen ilk şey erkek erkeğe yaşanan seksüel yaklaşım oluyor oysa ki lezbiyenlikte bir eşcinselliktir , fakat lezbiyen ilişkilerde toplumun aklına ilk etapda seks gelmiyor. Neden gay ilşkilerde daha çok seks ön planda algılanıyor?

 

C -             : Mehmet B.:  Aslında biz gayler  yaşantımızda, seksten çok, aşkı, sadakati ve estetiği arıyoruz. Şahsen ben;  güzel , zarif ve şık olan herşeyi elde etme dürtümün yoğun olduğunun farkındayım, seks tüm toplum yaşantısının bir gerçeğidir, bizler için seks yapmak bir kadının bekaret teslimiyeti kadar özeldir.

 

 


Bu bilgilerin ardından, yol haritasında bir yolculuğa başlayalım.




Astrolojide cinsel kimlikte en etkin unsurların bir önceki makalemde de belirttiğim üzre , uranüs, merkür, ay, venüs ve mars, ardından şiron, ay’ın ateş elementinde olup yaptığı açılar ve ev yerleşimi,

Yine erkek haritasında mars’ın düşmesi, zararlı konumda olması, hava elementi ağırlığı, 12.ev de önemli kişisel gezegenlerin varlığı, merkür’ün (hermafrodit) haritada önemli bir konumda olması, ay’ın erkek haritasında feminen doğayı desteklemesi, vertex noktası,  kişisel gezegenler ile uranüs işbirliği içinde bulunması gibi istatistiksel veriler epey fazlaca.

Mehmet ’in öz burcu içindeki ışığı terazi kimliğinde ve 12.ev alanına yerleşmiş, güneş bizim kimliğimizdir, yükselen burcumuz aynamızdır içimizdeki ışık (güneş)ne ise dışımızdaki ayna bunu yansıtır.Terazi yöneticisi venüs olması nedeniyle feminen bir burçtur her ne kadar hava elementi olsa da. Burçların yöneticilerinin de doğaları vardır, boğa da venüs maddeleşir , maçolaşır deyim yerinde ise terazide ise , terazinin zarif doğası, estetik düşkünlüğü ile feminenleşir. 12.evde yer alması yalın anlamda kimlik  gizlenmesi değil elbet, bir çok 12.ev güneş’ e sahip insan var, 12.ev alanından güneş, 2.ev sonlarında yer alan uranüs ile sekstil  açı ilişkisine girmiş, gizlenmiş kimliğini ortaya çıkarmada kendi oluşturduğu değer yargılarına prensiplerine göre, uranüs vari   özgürlükçü, yenilikçi, sıradışı bir yapıya sahip.teraz kimliğini uranüse özgü rahatça sergileyebilmekte.ve kimliğini bir gay olarak ortaya koyması aslında güneş baba figürüdür, 12.ev kayıplar evidir bir nevi isyan, babaya, bilinçaltında yer etmiş olan kötü izlere bir isyan belki de…


Merkür 1.evinde yerleşmiş ve terazi burcunda, 1.ev dış kimliğimiz, dışarı yansıyan aynamız, fiziksel oluşumumuz ve bunu merküryen bir tavırla sergilemekte, iletişimde güçlü, sosyal biri,  ellerini kullanmada yetenekli ve pek çok yabancı dil bilmekte, ikizlerde yer alan şiron’un çocukken konuşma  problemi vermesini yenmiş durumda. Merkür , 8.evde(cinsellik, cinselliğin ifadesi, yaşandığı mekanlar, ruhsal ve derin çözümlemelerin yapıldığı yer,ölüm –yaşam-mistik dünya ve ötesi) yer alan vertex noktası ile 150’lik birleşmeyen gerilim açısı oluşturmuş, düzenlemeler yapmamızı gerektirir 150 lik açılar, zira ayrı element olduklarından birbirini anlamakta zorluk çekerler. Diğer tarafdan vertex noktası kaderimizi yaşamımızı şekillendirecek değişterecek olan olayların ve kişilerin geldiği yerdir, 1.ev alanı kendi dış kimliği ve 8.ev alanı kendi cinselliğini yaşama alanı ve vertex noktası ile gerilim açısı merkür’ün hermafrodit olmasından dolayı onun yaşamına dahil olan insanlarla ve 8.ev alanıyla (düşünsel )zorlandığını göstermekte.

 

Venüs ve Mars Başak burcunda 11.ev alanında kavuşum yapmış, maskülen ve feminenlik iç içe, bu durum onun aşırı derecede romantik olmasına , duyarlı olmasına ve şehvetinin fazlalığına işaret etmekte. Tutkuludur ve bunu kontrol altına almakta zaman zaman zorlanabilir,Başak’ta olması nedeniyle, bu duygularını iffetli bir şekilde yaşamak ister. Cinse değil aşkın ve duygunun kendisine aşıktır. Güzelliğe aşıktır. Etrafında kendine özgü çevresi vardır. 11.ev arkadaş-dost grup çevresidir. Hormonlarda düzensizlik belirtisidir bu etki aynı zamanda ! bu güçlü etkinin yönlendirilmesi gerekir bu onu sanata yöneltmiştir zaten yükselen ve öz Terazi ,Başağında kozmetik dünyasını yönetmesinden Terazi’nin zaten özellikleri malum bu alana yöneltmiş ve içindeki güzellik duygusunu estetik yeteneğini bu alanlarda sergilemektedir. Feminen bir alanda makyör…



Cinsel kimlikte baş rol oyuncularından olan merkür’ün üst oktavı ve mitolojik anlamınıda okumanızı öneririm Uranüs yine cinsel kimlikle, fiziki beden ile alakalı olan şiron ile karşıt (180) açı yapmış, ve başakta yer alan mars-venüs kavuşumuna  kare (90) yaparak T-Kare tamamlanmış. Bunun anlamını buradan yazmayacağım zaten ileri seviye astrojiyle ilgilenenler bunun ne anlam taşıdığını biliyorlar. 8.evde bu etkinin olması çoğu şeyin izahıdır zaten. Doğuştandır bu kimlik. Ve bu kimliğin ilerde getirecekleri !

Değişken burçlarda oluşan bu açı kalıbı, onun değişme yeteneğini, reformistik yapısını açıklamaktadır. (Astrolojide kolay açı kalıplarındansa , zor açı kalıpları iyidir zira yüzeyel olan açılarda kişi zor bir transitle karşılaşınca ne yapacağını şaşırır yalpalar, dibe vurur, oysa doğuştan sert etkilere haiz olmuş bir insan , bu etkileri daha kolay atlatır zira doğuştan gelen bir savunma mekanizması vardır.)

Ve pluto değişimin , dönüşümün planeti, 1.evde (fiziksel görünüm, ilk çevre, yaşamdaki tüm adımların ilk oluştuğu yer )yerleşmiş, 3.evde (ergenlik dönemi, düşünce yapımız, iletişim ve kendimizi ifade tarzımız)yer alan neptün ile 60’lık açıya girmiş ve buradan 9.evde yengeç burcunda yer alan Ay  ile 180 lik açı ile tamamlanmış. Bu açı kalıbı astrolojide yod olarak bilinen kavrama benzemekte , yod da , iki 60 lık açı yapan planetle  birde bunların 150 lik açı yaptığı planet, yod terimini oluşturur. Kadersel bir açıdır bu ve kesinlikle gerilim verir. Bu açınında ben, yod kavramına dahil olduğunu düşünüyorum. Ve tepe noktası yengeç –ay,  dişil, edilgen, alıcı bir karışım. 9.ev diğer anlamlarının dışında kişinin en üst düşünce mekanizmasını açıklar, düşüncelerimizle eyleme geçeriz, ne düşünüyorsak uygulaıdğımız ve gösterdiğimiz de odur. Bu durumda kişinin doğasında en üst seviyede değişim pluto ile başlayacaktır 1.evde, ve 3.evde ilk gençlik ergenlik döneminde neptüne özel olarak çözülmeler olacaktır ve ay ile 9.evde düşüncelerini eyleme dökmekten ve gay kimliğini ifşa etmekten kişi sakınmayacaktır.


Sevgimle Kalın Emi

Elif Hece Öztürk (Esmeralda)


Not: Denizatı yaratılmış olan , dişisi için hamile kalabilen tek canlıdır.
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : astrolojide cinsel kimlik,homoseksüellik,uranüs ve cinsellik,

16/11/2009 - 21 Aralık 2012- Kıyam - Et !

Paylaş




Son günlerde hepimizin ilgisini çeken 2012 fenomeniyle ilgili olarak, bilgim dahilinde , bir yorumda benden olsun diyerek uzun zamandır üzerinde düşündüğüm, ve sadece aklımla, beynimin kıvrımlarında, yüreğimdeki kitaba başvurarak sağlıklı bir sonuç almaya çalıştığım bu konuyu paylaşmak isterim…

 

İlk olarak kamuoyunda Sevgili Burak Eldem’ in 2012 Marduk’ la Randevu (2003)adlı araştırma kitabıyla duyurulmuştu (en azından ben o dönem öğrenmiştim). O dönem epey popüler olmuş ardından her tükettiğimiz şey gibi unutulmuştu. Ve bu sene başlangıçlı olarak, bilenin bilmeyenin, aklı alanın almayanın, ağzı olanın konuştuğu, çeşitli teoriler ürettiği , biraz espiri,  biraz ciddi sohbet konuları arasında yerini alıverdi.

 

Ne idi 2012? Kıyamet mi, yoksa ön provası mı? Salt bu tarih mi kilit noktası peki ya öncesi varmıydı, ya sonrası? Her şeyi inkara odaklı soyuta kapalı somuta tutunmuş insan aklı , inancın erdeminden vazgeçmiş, bilmeye ama bilip de tüketmeye kendini şartlamış insanoğlu için ne idi anlamı? Bilimsel olarak ne kadar veri vardı elimizde, ilahi gerçeklerden ne kadar haberdarız, ezoterik anlamlarını ne kadar doğru algıladık ?  Uyanış ise bu kaçımız uyandık,  uyananlar  ne diyor, uykuda olanlar neler sayıklıyor?  İnkarda mıyız hala, ya da hazırlıkta olanlar kimler,  hazırlığını yapanların bohçasında neler var? Neyi götürme hazırlığındalar? Ölmeden ölmek fiili ne idi? Kıyameti belleğimize nasıl aldık, kıyam- et… yerinden doğrul, ayağa kalk ve uyanışa geç…!

Maya uygarlığına mal edilmiş bir konu gibi görünse de, her uygarlığın, öğretinin, kutsal kitapların ve ilim-bilim adamlarının üç aşağı beş yukarı geleceğini bildikleri bir dönemdir 2012. Ve öncesi…


(Marduk adlı gök cisminin 21 aralık 1983 tarihinde keşfedilmesinin ardından popüler olmaya başlamış.)

Bu konuda net dünyasında epeyce bir bilgi var buraya taşımak istemedim, kendi süzgecinizle değerlendirmeniz için. Maya takvimi, marduk, 2012 vs…

Ankara’lı ,  ailesinde pek çok ilim insanının (kadın/erkek) olduğu bir kökten geliyorum, çocukluğum, kainatın dilinden konuşan büyüklerimin arasında geçti, İlahi gerçeğin,  mutlak-ı kadir’in sistemi üzerine ne fanatik olacak, ne de inkarcı olacak şekilde dozunda ayarında saf bilginin özünü anlatanların arasında geçti.

Dünya’nın yaşayan bir varlık olduğunu, sudan, topraktan, ateşten çok ama çok öte, nefes alan veren, aynen bir bebek gibi gelişen, genişleyen , büyüyen, ne vermiş isen bu bebeğe, ne öğretmişsen aynının karşılığını alacağın bir tarla gibi ektiğini biçeceğin bir yer olduğunu öğrendim. İnsan neslinin bu dünya ya halife olduğunu, bizim dünyamız gibi nice dünyaların var olduğunu öğrendim. Ve bu dünyalarda yaşayan nice varlıkların olduğunu, insan nesli gibi düşündüğünü, çalıştığını, geliştiğini öğrendim.

Yaratılmış olanın, bir süreliğine belli bir süreye göre ruhsal gelişimi adına dünyaya gönderildiğini,başlangıçta her ruhun bir yaratıldığını, bir zulmet içinde kimine nur isabet ettiğini kiminin ise zulmetle gark olduğunu öğrendim. Nur isabet edenlerin bu dünya içinde en ağır görevleri tanzim edilenler olduğunuda zaman içinde öğrendim…

Dünyanın da aynen insan gibi, doğum, gelişim ve ölüm üçgeninde kesinliği asla inkar olmayacak sona doğru gittiğini öğrendim. Kainatın , vesile- sonuç  dairesinde  sistematik bir şekilde      planlı programlı tek milim şaşmadan düzenlenen bir gerçeğe doğru, sonuca doğru  yüzdüğünü öğrendim.

‘’ Deme şu niçin şöyle,

O da olması gerektiği için öyle’’

Ve günümüz dünyası , yaşlı bir dünya , insanların negatif enerjilerini emen, hisseden , süzen, emanet olduğunu unutup hoyratça üzerinde deneyler yaptığımız, nefes alacak alanlarını daralttığımız, kuruttuğumuz, şeklini şemalini dili yok diye değiştirdiğimiz, canı yok diye üzerine bombalar attığımız, bize verdikleriyle yetinmeyip,verdiklerini korumak geliştirmek yerine,  yok petroldü yok su idi diye diye delik deşik ettiğimiz, yüzölçümü belirli olan alanlara dar gelip, daha da genişlemek adına bizlere çizilen sınırların daha fazlasına sahip olma adına, yüzünü kana buladığımız dünya, dünyamız…




Kendisine verdiğimiz onca zararın , hasarın ardından bir gün kusacağını bilmezlikten gelip, onca ibrete hikmete rağmen salt kendi bencilliğimizle benden sonrası diğerlerinin sorunu diye diye atmosferini , dengesini, iklimini bozduğumuz dünya ve en nihai sebep –sonuç ilişkisiyle kainattaki yerini, yörüngesini bozduğumuz dünya…




 

Her insanın kıyameti öldüğünde kopar,  öldüğünde uyanır insan aslı bir oyun aslı bir rüyadan ibaret olan  dünya yaşamındaki uykusundan sonra başlar yaşam. Kıyamet uyanış demektir, ve yaşadığımız  çağ kıyamet çağıdır. ölmeden ölenler bunu kavrar.ilahi bilgiler yüzyıllar boyunca insanın uyanışına rehber olmaya çalıştı, kalplerimizi mühürledik kendi aklımızla irademizle, tıkadık kulaklarımızı gel-geç zevklerimizle, egolarımıza taptık bin bir zulmet içinde, hırslarımıza yenik düştük, gelişmek yerine geriledik, sonra dil uzattık geçmişe ne kadar geriler diye.çağlar açıldı, çağlar kapandı, her biri bir ibret her biri bir hikmet içinde. Kördük, öyle ya yaşıyoruz dünya ayakta , bizde ayakta ama kendi yarattığımız sisler içinde….

Yaşlı ve kainatın bilgisini belleğinde tutan yorgun dünyamızı yenilemek adına bir şey yapmadık, yaptıklarımız ise ortada işte. O ‘ na ait olan her şeyi bozduk, özünü bozduk, dengesini bozduk, Suyunu kirlettik, toprağını pislettik, verdiklerini dejenere ettik,  bilim diye genleriyle oynadık, bazen doğru olsa da çoğu zaman yanlış yaptık, ve ardından başka dünyalar arayışına girdik, bilim adına mı hayır,kirleteceğimiz başka dünyalar bulmak için, suyumuz azaldı,   bitkilerimiz azaldı, yaşam veren enerjilerimiz azaldı,ve kotayı doldurduk, kotası henüz dolmayan yerlere ise barış adı altında, ön hazırlığında perde arkasında çeşitli oyunlar hilelerle müdahale ettik, kimyasal olan yine kendi buluşlarımız olan en tehlikeli şeyleri , kendi neslimizle denedik, dünyayı ikiye böldük kurbanlar ve kurtarıcılar, oysa dünya ile birlikte kendimizi de  kurban ettiğimizin  farkında değildik.

 

Ve şimdi tarih olarak 21 Aralık 2012, ama öncesi , sebepleri ile sonun başlangıcına geldik, uyanan uyandı, uykuda olanlar sahneye fırladı, uyananlar çekildi bir bir dünya sahnesinden uyuyanlar sayıklar şekilde şaşkın ve öfkeli negatif enerjileriyle ...

 

21 aralık 2012 tarihinde kıyamet bildiğimiz terimle kopmayacaktır, zira çoktan başladı kıyam- et…

Dengesini bozduğumuz dünya için bir kurtuluş  bir temizliğin başlangıcı, toplu ölümlerle bir bir temizlenecek olan negatif enerjilerin gidişi, ve uyanışa geçenlerin altın çağı. (altın çağ bir öğreti adına yazılmamıştır, bu kelimeyi sık sık kullanan öğretilere tabi değilim ), sancılı bir süreç ve yaşlı dünyanın intikamı. Küresel krizler hem de her anlamda, ekonomik, doğal, iklim, gıdalar, hastalıklar, savaşlar, ve bir süre karanlığın en karanlığı azgınlıklar sapkınlıklar ki çoktan başladı…

21 aralık 2012 sadece bu dönem için biçilmiş tevafuki bir tarih.  Kainatta yaratılmış hiçbir şey sebepsiz değildir, ibreti bir hikmeti olmasın, astroloji yıldızların ilmidir ve yıldızlar mutlak-i kadirin görevlileridir , kainatta var olan her iş, olay, yaşam onların Rahman’ dan aldığı emir ile oluşur, olur var olur, akıl ve irade verilmiştir , düşünceden ibarettir insan ve düşünceleri eyleme geçince kaderi olur. Bir ceza var ise suç ta vardır, ilahi adalet mekanizması  her şeyden haberdardır bilgisi vardır, onun yazdığı değişmesi mümkün olmayan senaryo işte oynuyoruz, bu kaderimiz, bu dünyanın kaderi demek en büyük cehalettir, şirkdir, HERŞEY ONUN BİR PARÇASIDIR, İNSAN DA KAİNATTA ONUN NEFESİYLE OLUŞMUŞTUR. İnsanın bunun idrakine varması gerekir, Yaradan’ ın bir parçasıyız ve onun enerjisi onun sıfatlarıyla tecelli etmişiz. Şimdi bizler yeryüzüne halifeyken emanete yaptıklarımıza bir kez daha bakıp uyanmalıyız. Değişmez olan sonuca gideceğiz , sürünerek gitmek yerine niçin uçarak gitmeyelim… sonucu değil  belki , ama değiştirebileceğimiz şeyler  mutlaka var. Bir oyun bir rüya sahnesi olsa da dünya yaşamı yarınların ön hazırlığıdır, oyunu düzgün oynayan, rüyasını kabusa döndürmeyenindir sonsuz huzur . düşüncelerimizde var olan negatif enerjilerden, fısıltılardan, şekillerden şemallerden arınarak, bilinçaltımızda bir köşeye büzüşüp kalmış sevgi damarımızı gün ışığına çıkartalım, kaybettiğimiz , setleri engelleri olan,  empatimizi yeniden bulmaya gayret edelim.…




Sözün özü: 21 Aralık 2012 tarihinde,  dünyalı terimine göre bir kıyamet yaşanmayacaktır. Ve o tarihe endekslenmek yanlıştır. Evet dünyanın ekseni değişecektir zaman içinde,’’ sonun başlangıcı’’ sözü özettir. Tek tek kuraklık olacak, açlık olacak, savaşlar çıkacak, teknolojik aletler bozulacak , dünya bir süre karanlıkta kalacak vs. gibi şeyler zaten olacak olan , olağanüstü şeyler değil. 2012 ruhsal anlamda kıyam-et anlamı taşımakta. Ve bizler hala bu yaşlı dünyayı alttan alttan kazmakla tüketmekle uğraşırsak ki sonuç öyle görünmekte, suç varsa ceza da var… bu dünya ruhsal gelişim merkezidir ölümsüz olan ruhlarımızdır tekamülümüz için kurulmuş bir dünyadır. Ve rehbersiz değiliz, rehberinizi dinleyin kurtarabileceğiniz ne kadar ruh var ise elinizi uzatın negatif enerji alıyorsanız bırakın zira bazılarının enerjisi düşüktür öyle olması gerektiği için, çoğu zaman ilk anda algılayamazsınız,  algıladığınızda bırakın vakit kaybetmeyin girdiğimiz çağ ruhları kurtarma çağıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz bu hizmete gönüllü olarak adayın kendinizi. sizinle aynı çamurdan olanlardan, takdir beklemeden devam edin…

 

 

Elif Hece (Esmeralda)

Sevgimle olun- kalın emi…

 

 

Not: Kutsal Kitaplarda geçen dünyanın sonuna ilişkin alametler 2009 yılı 9 şubat tarihiyle çok hızlı bir şekilde oluşmaya başladı, 2012’den itibaren bu alametler vakti zamanı geldikçe ifşa olacaktır. Ve yine 22 Temmuz 2009’ da gerçekleşen tam güneş tutulmasının sonuçlarını birlikte görmeye başladık ve alametlerin illaki gözümüze sokulması başımıza gelmesine gerek yok, mana gözlerinizi açında bir seyreyleyin bakalım şu alemi neler olmakta!!! Umarım bazı güçler , kainatta yaşayan başka varlıklara demokrasiyi götürmeye kalkışmaz, zira onlar bizden çok ilerde... bu da espirimiz olsun:) Benden, Mehdi,Deccal, Yecüc-Mecüc, Debbetü-ül arz, HZ. İsa’ nın gelişi  gibi kavramlar hakkında bilgi isteyenlere ise buradan sesleniyorum son kez , lütfen bu konularda mail yollamayın emi.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : 21 aralık 2012,kıyamet,kuraklık,savaşlar,küresel kriz

14/11/2009 - M.Ö 2012 M.S - NOSTRADAMUS

                                      http://1.bp.blogspot.com/_2Z7VYcC8u4c/R2WJJ0M-yvI/AAAAAAAAA7E/c7uZN25m6_0/s400/Nostradamus.jpg


Nostradamus'un kehanetleri gerçek mi oluyor? Son depremler Fransız kâhinin işaret ettiği 2012'deki kıyametin alameti mi? Fransız kahin, Türkiye için neler gördü?

Nostradamus'un kehanetleri gerçek mi oluyor? Son depremler Fransız kâhinin işaret ettiği 2012'deki kıyametin alameti mi? Beş yüzyıl önce Türkiye için neler gördü? Tek solukta okunacak gizemlerle dolu bir dosya...

Kehanetleri

Üçüncü Dünya Savaşı 2076'da, dördüncüsü ise 2106'da çıkacak. Dördüncü Dünya Savaşı sonrasında bin yıllık barış çağı yaşanacak. Hayat 3797 yılında sona erecek. Nostradamus'a göre sadece insanlık bitecek, dünya hiç yok olmayacak.

Güney Asya'dan sonra Türkiye'de deprem olacak. Centuries kitabını yorumlayan İngiliz uzmanlara göre Endonezya depremleri sonrası Yunanistan ve Türkiye'de karışıklık (yer sarsıntıları) olacak. Fransız uzman Fontbrune ise karşı: O ciltteki kehanet Gölcük depremiydi. Yeni deprem yok.

Fransız uzmanlara göre Nostradamus 2015'e kadar dünya için 'karanlık bir dönem' görüyor. Kahine göre dünyada iklim değişiklikleri olacak. Büyük bir kuraklık yaşanacak. İnsanoğlunu bu uzun kuraklık döneminden sonra bir felaket daha bekliyor: Boyutu bilinmeyen dev sel suları...

'Gökten taşlar inecek başına'

Nostradamus dünyaya çarpacak dev göktaşları ve kuyruklu yıldızlar hakkında sayısız kehanette bulundu Yorumculara göre kâhin muhtemelen 2126 yılında görülecek olan Swift-Tuttle kuyruklu yıldızından bahsediyor.

Mehdi gelecek, altın çağ başlayacak

Nostradamus, Ortadoğu kökenli bir Mehdi'nin Asya'da belireceğini ve onun gelişiyle, Dünya'nın 2016-2020 yılları arasında Altın Çağ'a gireceğini söylüyor.

Ünlü Alman edebiyatçı Goethe'nin, ''Sürekli yaşamın sırrının izlerini süren, zamanın ardındakileri görebilen, o zamana kadar akıl edilememiş bağlantıları çözümleyen kişi...'' satırlarıyla tasvir ettiği Nostradamus için uzmanlar, sadece savaş, kan, gözyaşı ve felaketleri gördüğü gerekçesiyle 'karamsar kahin' yakıştırması yapıyor.

Ve hemen ardından da 'Altın Çağ' denen 1000 yıllık barış dönemi başlayacak.

Alametler 2007'de başlayacak

Nostradamus'a göre 2006'da yağmur ormanları yok olacak. Bir yıl sonra da kuraklık başgösterecek.

Ardından Dünya'yı depremlerle dolu bir 18 yıl bekliyor. 2025'te ise Dünya'nın ekseni değişecek.

Salgın hastalıklar ise cabası. En ölümcül salgın da 'Büyük Neptün' yani Amerika'da baş gösterecek

İşin ilginç tarafı, kâhinin 1555'te yazdıkları, BM'nin küresel ısınma raporuyla ciddi benzerlikler taşıyor.

2025'e kadar Dünya ekseni değişecek

Dünya’yı büyük çevre felaketlerinin beklediğini öne süren Nostradamus, depremler sonucu 2025 yılına kadar Dünya ekseninin değişeceğini söylüyor.

New York'lu şifre çözücü Peter Lorie, 'gelecek mühendisi' olarak tanımladığı Nostradamus'un dörtlüklerinden hareketle, bir çok uzmanın kahinin dörtlüklerinde 2012 yılına dikkat çektiğini, ama insanoğlunun ilk önce 2007 yılına önem vermesi gerektiğinin altını çiziyor. ''Nostradamus'un kehanetlerine göre 21'inci yüzyılın başı yeni olaylara gebe'' diyen Lorie kahinin 'Yüzyıllar' eserinden örnekler veriyor.

'Dünya karanlığa gömülecek'

Nostradamus, çevre felaketlerine ilişkin kehanetlerinde, güneş ve ayın bir bulutla örtüleceğini ve dünyanın karanlık içinde kalacağını öne sürüyor.

Tüm zamanların en tanınmış kahini Nostradamus'un deprem, sel ve diğer doğal felaketlerle ilgili kehanetleri olduğu da bilinmekte. Kehanetlerin şifrelerini okuyan uzmanlardan Fransız Peter Lemesurier, küresel ısınmaya ve kahinin birinci cilt 17'inci dörtlüğüne dikkat çekiyor: Kırk yıl hiç gökkuşağı görülmeyecek Sonra kırk yıl boyunca her gün görülecek Kurak topraklar daha da kuraklaşacak Ardından dev su baskınları gelecek.

Kendi ölümünü gördü

Nostradamus ''İyi geceler'' diyen papaza ''Sabah öleceğim'' dedi. Mezarının da hangi tarihte açılacağını bilmesi herkesi şaşırttı.

Gut romatizması ve su toplaması nedeniyle durumu ağırlaşan Nostradamus, 1 Haziran 1566 gecesi kendisine ''İyi geceler'' diyen bir papaza şu cevabı verir: ''Bu son gecem. Sabaha ölmüş olacağım...'' Nostradamus, 2 Temmuz 1566 sabahı, 62 yaşındayken odasında ölü bulundu. Böylece Nostradamus'un son kehaneti kendi ölümü oldu. Nostradamus'un ölümü, 141'inci kehanetindeki gibi oldu: ''Kralın armağanını aldıktan sonra, bir saray dönüşü, verecek son soluğunu. En sevgili dostları, yakınları yatağının ve sedirin başında, ölmüş bulacaklar onu...''

Türkiye kehaneti deprem ve savaş

Nostradamus'un haber verdiği depremin 1999'da olduğunu iddia edenlerin yanı sıra kimilerine göre büyük bir deprem daha bekleniyor.

Astrolojiden faydalanarak kehanetlerinde kesin zamanlama verileri kullanan ilk kahin Nostradamus, öngörülerinde Türkiye'ye de yer ayırıyor. Türkiye ile ünlü kahinin iki kehaneti bulunuyor: Deprem ve savaş Fransız şifre çözücü Jean-Charles De Fontbrune'ye göre, Türkiye ilk olarak ikinci cildin 52'nci dörtlüğünde geçiyor: Atina ile savaş Geceler boyunca yeryüzü sallanacak, Sonraki baharda iki kez daha olacak Korent, Efes boğulacak denizde Yiğit şampiyonlar savaşa girecek... Üçüncü satırdaki Korint Yunanistan'ı, Efes ise bazılarına göre İzmir'i bazılarına göre Türkiye'yi temsil ediyorFontbrune'ye göre, ilk satırda bahsedilen depremler Güney Asya'da oluyor. Depremler 'sonraki bahar'da da devam ediyor. Bu tarihin 2005 ya da 2007 olduğuna inanılıyor. Fontbrune'un ismini veremediği bir ülke iki deniz (Ege ve Karadeniz) arasından geçerek Yunanistan ve Türkiye'ye karşı yola çıkacak. Ardından iki ülke askeri savaşa girecek Türkiye ile ilgili ikinci kehanet üçüncü cildin üçüncü dörtlüğünde geçiyor: Mars, Merkür ve Ay biraraya gelecek, Güney'de korkunç bir kuraklık görülecek Asya'nın dibindeki toprak sarsılacak Korent ve Efes'te karışıklık... Güney Asya'daki 26 Aralık ve 28 Mart depremleri sonrası İngiliz bilimadamları bu dörtlükteki üç satırı 'Endonezya depremleri'ni temsil ettiğini açıklamış ancak 'Yunanistan ve Türkiye'de karışıklık' satırını yorumlamamıştı.

Endonezya depremi sonun başlangıcı mı?

Nostradamus'un, 'kesin' kehanetlerinin 2012 yılında son bulması ve kıyamet öncesinde afet ve savaşların yaşanacağını iddia etmesi, akıllara 'Endonezya depremi sonun başlangıcı mı?' sorusunu getirdi.

2050'YE KADAR SAVAŞLAR

3797 yılındaki sonla ilgili en detaylı araştırma da Peter McHoll tarafından yapılmıştır. McHoll'a göre, 3797 rakamı, son günün tarihini vermektedir. Kahinin hesap sistemine göre bu tarihle beraber insanlığın dördüncü büyük çağı biter ve 'saat' durur. McHall, Nostradamus'un astrolojik takvimine şöyle dikkat çeker: ''Hz. İbrahim ile birlikte Koç Çağı başladı. İnsanoğlu Yaratıcısı'nın bilincine vardı. Hz. İsa ile birlikte Balık Çağı başladı. Şu anda ise Kova Çağı'nda bulunmaktayız. Ve bu çağda doğal afetler dünyanın kapısını çalacak.

Bu da insanoğlunun yeteneklerinin koşullara uyum sağlamasını sağlayacak.'' McHall'a göre, Nostradamus Kova Çağı sonrası 1000 yıllık bir dönem görüyor. Sona doğru girilecek bu 1000 yıllık dönemde 'barış çağı' yaşanacak. McHall'un yorumlarına göre, 2050 yılına kadar büyüksavaşlar olacak. Avrupa büyük acılara gebe kalacak ve Almanya tekrar ikiye bölünecek... İran Şahı'nın devrilmesiyle başlayan ve 2050 yılına kadar sürecek olan 73 yıl 7 aylık 'Arap egemenliği' de 2050'de sona erecek. (McHall, Nostradamus 'Arap egemenliği' kelimesi ile neyi kastettiğini açıklayamıyor) Almanya'nın yeniden birleşeceği 2050 yılına kadar savaş ve hastalıklarla boğuşacak olan yaşlı dünya, bu tarihten sonra 26 yıl sürecek bir huzur dönemine giriyor. Nostradamus'a göre III. Dünya Savaşı 2076'da meydana geliyor.

(Bir kısım şifre çözücüler III. Dünya Savaşı'nın tarihi için 1987'yi gösterirken McHall, Nostradamus'un ne kadar süreceği belli olmayan bu savaşın tarihini 2076 olarak gördüğünü iddia ediyor) Fransız kahin, 'büyük kaos' dönemi dediği IV. Dünya Savaşı'nın tarihini de belirliyor: 2106!.. Kahinin hesabına göre, üç kuşak sonramız 'en kanlı dünya savaşı' ile tanışıyor ve bu savaş 25 yıl sürüyor. Nostradamus, Kuzey-Güney çekişmesi diye adlandırdığı bu kanlı savaşı şöyle anlatıyor: Fas'tan çıkıp gelecek kralları Avrupa'ya Ruhları parçalayıp, kentleri yakıp yıkmaya. Asya'nın büyüğü dev ordularla aşacak karayı, suyu, Mavileri, babayı ve haçı kovalamaya...


Kaynak: İnternet Arşivi - Nisan-2005


Paylaş

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : nostradamus,2012 sonrası,mehdi,kehanet,küresel kriz

2/11/2009 - 30 + Satürn Ötesi





***Sesimi duyabiliyorsan, seninde canın yandığındandır.
Yaramı görebiliyorsan, aynı bıçak açtığındandır.
Bu da geçer diyebiliyorsan, 30’unu aştığındandır.

Oyundan çıkabilirsin, bırakıp gidebilirsin, kaçarak saklanabilirsin.
Lakin…
Biri yerini söyler, hayat bulur sobeler, başladığın yere dönebilirsin.***

Burak Aydos - 30 +



İnsan yapısı iki aşamadan oluşur, biri dış dünyası ; bedeni, diğeri ise iç dünyası; ruhu.  İçerdeki dünya ne kadar sağlam inşa edilmiş ise dış dünyadaki gözle görülen yapıda bir o kadar sağlam, gösterişli, güvenli, ve güçlü durur.

 

İnsan yaşama merhaba dediği andan itibaren iç yapısını oluşturmakla serüvenine başlar. Dış dünyayı algılamaya çalışır, gereksinimler, sınırlar, idealler, toplum, birey olma, korkular, endişeler, sabır, dayanıklılık, irade, kararlar, eylemler ve eylemlerin oluşumu, düşünce sistemi vb…

 

İnsan önce, zaman kavramıyla tanışır, zamanın kısıtlaması, sınırlaması, fiziken ve ruhen kattıkları, aldıkları, kaybettirdiği ve getirdikleriyle tanışır. Zaman ile bir yarış başlar, büyüme yarışı, emekleme, yürüme ve iç dünyasına kattıklarıyla dış dünyada yer edinme mücadelesi içinde buluverir kendini …

 

Ardından zamanın yandaşı olan mekan başlar, yaşamın neresinde  olduğunu ve neresinde olması gerektiğini sorgular, mekanda yanında olacakların seçimine başlar, bazen daraltır mekanı bazen de sonuna kadar açar. Dış yapı böylece oluşmaya başlar, temel atılır, artık katlar çıkılacaktır. Temel iskeleti,  fiziki yapıyı oluşturmuştur, ve ona ruh katmak ise duygusal tepkimeleri ile mümkün olacaktır. Aldığı etkilere nasıl tepki vermiş ise ona göre şekillenecektir iç mimari. İç dünyada o zamana kadar edindiği birikimlerle bir görüşe sahiptir.

 

Aldığı kararlar ile kendisini gerçekleştirecektir, düşüncelerini eyleme dönüştüreceği kararlar ile sonu belirleyecektir. İradesi, disiplini, dünyevi sorumlulukları, görmek istediği saygıyı kendisine verecektir.

Tüm bunların kaynağı Satürn’dür, güneş ile kendi bilincinde karakterinde, ay ile duygusal iç yapısında, Merkür ile aklını ve zekasını kullanma kabiliyeti, idrak gücünde, Venüs ile ortaklık bilincinde, mars ile mücadele ve yaşam motivesinde, Jüpiter ile ahlaki ve felsefi dünya görüşü ile bir kimlik belirlemiştir artık ve sonun başlangıcı 30’ lu yaşlarda başlamıştır.

 

30’ lu yaşlara kadar gençliğimizi yaşayacağımız insanı ararken, 30’ dan sonra yaşlılığımızı geçireceğimiz insanı aramaya başlarız. Bu zamana değin, her istediğime sahip olabilirim, her şeyi yapabilirim, ben güçlüyüm, zamana hükmedebilir mekanı kendime göre düzenleyebilirim diyen zihniyet artık yavaş yavaş  gerçeklerin hiçte düşündüğü gibi olmadığını kavramaya başlar, bir teslimiyet içine girer, yapabilecekleri ve yapamayacaklarının ayrımına varır, yaşamında gerçekte ne istediğini ve istediği şeyler için o güne değin neler yaptığını, nasıl bir rota çizdiğini, geçmişin tarlasına neleri ektiğini, ve ektiğine  nasıl baktığını, kuruttu mu, yeşertti mi, ürün almaya başlayacağı yaşlarda ektiğinin sonuçlarını biçme zamanı geldiğinde neyle karşılaşacağı konusunda derin bir endişe ile kendini izolasyon etmeye başlar, bir geriye çekiliş, bu içe dönüştür.

 

Satürn evrenin polisidir ve hatayı affetmeyecektir, yanlışa doğru ile cevap verecektir, sen dirensen de boşadır zira o yapıyı sen oluşturdun ve sorumlusu sensin, cezayı da sen üstleneceksindir.

 

Yanlış seçimler, bugün ki durumun izahıdır, evet Kader olgusu vardır, lakin kader yol idi, kader arsa idi, o yol da kullandığımız aracı biz belirlemiştik, o arsaya yapıyı biz inşa etmiştik hep böyle kalacağız zannetmiştik. Jüpiter dönemiyle(24-25) fazlaca iyimser olmuş, Jüpiter’in gelişim kapısından şöyle bir bakıp geri çıkmıştık. Satürn öğretmen idi, ısrarla biz yaramaz öğrencilerine sabrı, sorumluluk almayı, disiplini, doğru adım atmayı öğretmeye çalışmış, kimimiz dersini almış kimimiz kulak kabartıp es geçmiştik.

 

30 yaşından sonra, başarılı öğrenciler yeni katlar çıkarken , başarısız olan sınıfta kalan öğrenciler sudan çıkmış balık gibi, ne yöne gideceğini şaşırmış bir şekilde yapayalnız  ortada kalmıştı. Satürn, yalnızlıktı. Hepimizi derse almıştı, her birimize yaşam koşullarımıza uygun şekilde adilane derslerimizi en ince teferruatına kadar öğretmeye çalışmış, deyim yerinde ise gözümüzün içine sokmuştu. Bizlerin, aslımıza uygun bir şekilde yapılanmamız için, gerekli eğitimi vermiş, bazı seçimler yapma zamanı gelince, bu alınan kararları somut bir şekilde eyleme geçirmemiz için gerekli donanımı sağlamıştı.

 

Sonuç itibariyle, öğretmen Satürn, yaşadıklarımızla bizleri olgunlaştırır, kararlarımızın mükafatını da ceremesini de 30’ lu yaşlarımızdan sonra almaya başlarız. Geçmez dediğimiz şeyler geçer gider yaşantımızdan, bu da geçer demeyi öğreniriz, sesimizi duyanlara , aynı bıçakla açılmış, benzer yaralarımızın olduğu insanlara, yaşamlara yöneliriz, bir oyun bahçesi zannettiğimiz yaşamın öyle olmadığını artık idrak ederiz, ne oyundan çıkabilir ne de oyuna doğru dürüst iştirak edebiliriz. Kaçmaya çalışsakta, bırakıp gitsekte, hayat bir yerde sobeler ve başladığımız yere dönebiliriz…

 

Ya başarılı öğrenciler….

 

Elif HeCe (Esmeralda)

Sevgimle kalmayın, sevgimde olun emi...

 

 

 

*** 30+ adlı şarkısında geçen sözleri kullanmama izin verdiği ve bu yazıma ilham olduğu için  Bestekar- Söz Yazarı- Yorumcu Sevgili Burak Aydos’ a sonsuz teşekkürlerimle…


Paylaş

 

 


Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : burak aydos,30+,satürn,29 yaş,

6/9/2009 - MERKÜR RETROSU - 6 EYLÜL - 30 EYLÜL






Bu senenin son Merkür retrosu, 6 eylül-30 eylül tarihleri arasında, terazi burcunun 6 derecesi ile başak burcunun 21 derecesi arasında gerçekleşecek.

Retroların özellikle Merkür retrosunun etkisi yadsınamayacak kadar önemli ve büyüktür astroloji ilminde.

İnsan düşünceden oluşmuş bir varlıktır, düşünceleriyle eyleme geçer, yaşam olaylarında düşüncelerinin etkisi ile kararlar alır , uygular  ve sonuçlarına göre yeniden stratejiler belirler. Akıl insana verilmiş bir hazinedir ve Merkür aklın simgesidir.

 

Genel anlamda bu yılın son retrosunda özellikle, güneş ve yükselen burçları, terazi ile başak olanlar ve yine bu retro ile natal haritalarında zararlı bakış açıları oluşturacak gezegenlere sahip olanlar çok fazla etkileneceklerdir. Yol haritalarınızda bu etki hangi ev alanında oluyor ise, o alanlarda yeniden bir gözden geçirme zamanıdır. Terazi burcu zodyağın 7.ev alanını yönetir, evlilik, ilişkiler, toplumla ilgili olan olaylar, ortaklıklar, ikamet değişimi, sosyal yaşam içinde yer alan sorumluluklar, diplomasi yeteneğimiz, ben olgusundan sonra gelen biz olgusu… Başak burcunuda ziyaret edecek olan bu retro , zodyağın 6.ev alanını temsil etmesiyle , sağlık, iş hayatımız, günlük yaşam mücadele alanımız, gelecek planlaması, pratiğe dökeceğimiz teorik bilgilerimiz, disiplinline etmemiz gereken  egolarımız vb… alanlarda, ertelediğimiz, gecikmeler, kopuşlar yaşadığımız alanlarda yeniden bir daha düşünmek adına bizleri test edecektir. 6.ve 7.evin temsil ettiği alanlarda, haritalarımızda etkinin oluştuğu ve açılarla geliştiği alanlarda özellikle, yeni başlangıçlar kararlar almaktan kaçınmalıyız.

İkili ilişkilerimizde yanlış anlaşılmalar olabilir, söz ağızdan bir kere çıkar geri almak mümkün olmayabilir, sağlık alanında sorunlarınız başlayabilir. ertelemeleriniz ilerde ciddi sorunlara yol açabilir. İş ortaklığını düşünenler ya da iş ortağı olanlar arasında yine gerginlikler olabilir. Retrolarda ek sıkça, teknolojik aletlerde ve yine ulaşım araçlarında teknik anlamda arızalar hasarlar baş gösterebilir.

Her insan için elbette sorunların aynısının  yaşanması beklenilemez , genel anlamda iletişimlerimizde hepimiz dikkatli olmalıyız ve sağlıklı düşünme, karar alma , empati yetimizi güçlendirmeliyiz.

Bu dönem aynı zamanda evliliğinde sorunlar yaşayan çiftler içinde özellikle terazi etkisi olan ve 7.evde bu retroyu karşılayanlar için evliliğin devamı ya da bitimi için en sağlıklı kararı uzlaşarak verecekleri zaman dilimi olabilir. Tabi öncesi var ise ve hep ertelemişler ise sorunlarını en azından uzlaşma, karar alma olayı netleşir.

Son zamanlarda oldukça gergin ve hareketli bir gündeme sahip ülkemiz için duruma göz attığımızda, merkür’ün natal mars ile kavuşum payında geri harekete geçtiğini görüyoruz 4.ev alanında.

Mundane (Politik Ülke  astrolojisi) astrolojisinde 4.ev alanı,

Ülkenin topraklari , sınırları, milli değerleri ve halk bilinci,çiftçilik,mahsül,gayri menkuller,dogal afet (kuraklik , sel , heyelan , yangin , orman yanginlar vb..)mezarliklar,muhalefet partisi ve hükümete karsi olanlarını temsil eder.

Mars yine politik astrolojide, askeri gücü, halkın enerjisini yönlendirdiği alanları, kargaşa,  gergin ortamları, ayaklanma, silahlı olayları, toplumu bir arada tutan savaş korkusu,düşman,uluslar arası politikada anti sosyal hareketleri,tek taraflı kararlı saldırgan harekete geçiren gücü,gerilim,savaş,asker ve ordu,genç erkek nüfusu.enerjinin en çok ortaya çıktığı alanlar vb… konuları temsil etmekte,

 

Merkür enerjisi ise,ulaşım, haberleşme, eğitim, ticaret, yazarlar, medya, yayın ve yayın kuruluşları, dış ve iç politikada yapılan anlaşmalar, söylentiler, spekülasyonları aynı zamanda ülkenin eğitim alan genç nüfusunu yönetmekte. Bu üçlüyü yani 4.ev ve iki enerjiyi harmanladığımızda yorumu siz okurlarıma bırakıyorum. (!)

 

‘’ Bana ne gelirse benden gelir, dilim dursa başım selamet bulur ‘’

 

Sevgimle kalın emi

Elif Hece / Esmeralda


Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : merkür retrosu, 6 eylül merkür retrosu, merkür retrosu ve astroloji, astrolojide merkür retrosu, merkür retrosunun kişis

30/8/2009 - EVLİLİK-İLİŞKİLER ASTROLOJİK DEĞERLENDİRMELER

 

insanların en çok danışmak istediği konuların başında

muhakkak özel ilişkiler gelmekte,ne zaman evleneceğim,

yaşamımda ki insanla evlilik var mı,şu yaşıma geldim

hala evlenmedim,evliliğe adım atmakta zorlanıyorum,

daha önce evlilik yaşadım ikinci kez evlenecek miyim,

evleneceğim insanla ilişkimiz nasıl olur ve benzeri

aynı yöne giden pek çok soru...


Erkekler genelde iş,kariyer maddiyat ile ilgili danışırken,
kadınlarımız hep ilişki bazına yönelmiş duurmda.
erkekler yalın olarak kendi dünyalrını inşaa etmek isterken
kendi egemenliklerini ilan etmek isterken,
biz kadınlar yaşamımızı onlara endekslemiş durumdayız,
evleneceğim insan maddi olarak güçlü mü,evleneceğim erkek
beni aldatacak mı,bir ilişki yaşıyorum bana sevgisi ne boyutta
ve benzeri sorular yine...

Bir erkek çok nadirdir ilişkisi için astrologa danışsın,
ama kadınlarımız,sosyal yapısı ne olursa olsun,eğitim seviyesi ne olursa
olsun yaşamına dahil edeceği erkeğin izdüşümünde,daha yaşam alanına
almadan sorumluluğunu üstlenme hevesinde...

İlişkiler şüphesiz yaşamımızda çok önemli bir noktada,
gerek evlilik gibi, kutsal bir bağ ile olsun,gerekse flört döneminde
karşılıklı sunumlar alımlar veimlerle olsun çok önemli noktada.
nice kadınlar bilirim evlilik için kariyerinden vazgeçen,
ilişkisi için kendisini o istiyor diye eve kapatan,
bir çok yeteneği olduğu halde ne kendisine ne de topluma

sırf ilşkide olduğu erkek gözönünde olmasını istemiyor

diye geri planda kalan...elbet tüm bunların astrolojik

olarak bir açıklaması var,değil mi niye herkes aynı değil,

haritalar kişilerin bireysel kodlarıdır
tüm düşünceleri eylemleri çıkış noktaları ve sonuçları
haritalarından bir  kaç adımla analiz edilir ki bazen
kişinin cevabını arayıp bir türlü bulamadığı ve hatta
bilinçaltında sürekli bastırmaya çalıştığı
iç güdülerini sessiz eylemlerini bile günyüzüne çıkarır...

İlişki haritaları basit bir şey değildir,

ben balık burcuyum,sen akrep burcusun
güneşlerimiz 120 lik uyum açısı yapıyor

,ikimizde aynı elementteniz,süper bir ilişkimiz olur
demek değildir,bu kadar kısa bir anlatımı bu kadar

yüzeysel değildir,astrolojinin özüne bir hakarettir.
ilişki yani diğer adıyla synastry haritalarıa kesin doğum verileri ile
iki insanın haritasından yepyeni bir harita yaratmak demektir.
simetrik olarak planetlerinin bakışları,aynı karakterde

 olan planetlerin yerleştiği ev alanları,
ve tabi en önemlisi ki ezoterik astrolojide kullanılan
çoğu astrologun bilmediği ışık varlıklarının haritalarda
bulunduğu yerlerin birbirleriyle olan temaslarıdır.


gemiyi en son kaptan terk etmelidir,bir ilişkide kaptan kimdir
felaket anlarında birbirlerinden uzaklaşıyor mu yoksa

omuz omuza veriyorlar mı?
verecekler mi?maddiyata yaklaşımalrı nedir?

biri hep bana diyorsa diğeri
al sana mı diyecek,aile kavramına saygı boyutu nedir?
ve bunun gibi pek çok kavram,soru işareti?
evet eveleneceksindir,istediğin bu ise onunla evlenmekse
biraz jüpiter desteği,biraz güneş uyumu,biraz juno bağlantısı
bir parça venüs mars çarpması alın size evlilik?
fakat evlilikten beklentinzi ne?

toplum baskısı için mi evlenmek istiyorsunuz?
evlenmek için evli olmak için mi evlenmek istiyorsunuz?
evliliği bir kurtarıcı gördüğünüz için mi evlenmek istiyorsunuz?
anne olmak için mi?
o insana delice aşıksın tutku halinde saplantı haline geldi onun için mi?
cinsel dürtülerin için mi?
evlilik aile kavramına duyduğun saygı için mi?
gelecek nesillere katkın olsun,pırıl pırıl evlatlar yetiştirmek için mi?
yaşamı birlikte omuzlamak,birlikte herşeyi aşmak i,çin mi?
bir yoldaş,bir arkadaş bazen hüzün bazen neşe yaşama dair herşeyi
birlikten kuvvet doğar,sevgi paylaştıkca çoğalır ,aşka ihtiyacım var
ben aşksız ve benim diğer yarım olan erkeksiz yaşayamam diye düşündüğünzü için mi?


evet bir ilişkimiz var ise,önce onu yaşamımızda ne kadar istiyoruz,
ve niçin bu kadar çok istiyoruz,onsuz yaşam nasıl olur,onunla yaşam nasıl olur?
bunun cevabını dürüstce kendimize soralım ve bulalım,ondan sonra
ilişki haritamız için danışmanlara başvuralım,
bahar kelebekleri gibi en fazla 3 gün ömrü olduğu AŞİKAR ilişkiler
için kimse kimseyi yormamalı...


selvi boylum,al yazmalım diye klasik bir türk filmi vardır ki
en güzel ilişki,aşk,sevgi,emek,şefkat,fedakarlık,süreklilik
gibi tüm ilişkilere ait kavramalrı ne gzüel özetlemiştir...

o filmi hatirlayalım ve kendi içimizde şuan yaşadığımzı
ilişkiye bi bakalım,en çok kim fedakar,kim emek veriyor,
kim kutsallığına önem vermekte korumakta,kim kime sahip çıkıyor...
her ilişki evliliğe gitmez,ve her evliliğe giden ve sonuçlanan ilişkide evlilik değildir...

Astrolojide,adem'lerle havva'lar arasındaki uyumu görebiliriz,geleceğini,gidişatını
çözümleyebilir,ve hatta hangisinin erken öleceğini kimin dul kalacağını bile..
hangisinin aldatma meyli varsa ve aldatacaksa tarihine olay anına ve aldattığı kişinin
statüsüne kadar bulabiliriz.fakat önce yukardaki soruları kendimize bir soralım
ve ondan sonra danşalım,hem kendimize kendi içimize hemde astrologlara...


aşksız dönmüyor dünya,ama o dünya siz olun,bırakın aşk sizin etrafınızda dönsün


sevgimle kalın emi

 E. Hece - Esmeralda

 

Not: Özel bir durum nedeniyle yeniden güncelleme yapılmıştır.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk, evlilik, synastry, ilişki analizi, horoskop, ücretsiz ilişki analizi, yıldız haritası, evlilik ve astroloji, neptün

16/7/2009 - TAM GÜNEŞ TUTULMASI - 22 TEMMUZ 2009

TAM GÜNEŞ TUTULMASI - 22 TEMMUZ 2009

 

 

 

Güneş Tutulması Astronomi Teknik Bilgi ( * )

 

Tutulmalar çok eskiden beri bilinen gök olaylarıdır. Yer, Ay ile birlikte Güneş çevresinde yörüngesel hareketlerini yaparken Güneş'e dönük yüzleri aydınlık, öbür yüzleri karanlıktır ve karanlık tarafta uzayda birer gölge konisi oluştururlar.Ay' ın gölge konisinin  yer üzerine düşmesi ileGüneş Tutulması  olayı meydana gelir. Güneş tutulmaları Ay, Güneş ve Yer'in uzayda birbirlerine göre konumlarının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birinin gölge konisinin diğeri üzerine düşmesi için bu üç cismin yaklaşık aynı doğrultuya gelmiş olmaları gerekir. Bu da ancak Ay'ın yeniay ve dolunay evrelerinde mümkün olur. Eğer Ay'ın yörünge düzlemi, tam olarak Yer'in yörünge düzlemi ile çakışık olsaydı; her yeniay evresinde Güneş tutulması meydana gelirdi. Fakat her iki yörünge düzlemi arasında 5° lik bir açı vardır ve tutulmalar ancak özel bazı koşulların sağlanması sonucu meydana gelir. Bu özel koşullar bugün çok iyi bilinmektedir ve gelecekte olacak Güneş tutulmaları önceden çok duyarlı bir şekilde hesap edilebilmektedir.Tam tutulma, gölgeli tutulma, parçalı tutulma 

olmak üzere, üç tür Güneş tutulması vardır.
Ay'ın gölge konisinin tepesi Ay'dan yaklaşık 375000 km uzakta bulunur. Ay'ın Yer yüzeyine
uzaklığı 350000 km ile 400000 km arasında değişir. Ay, Yer'e en yakın olduğu zaman gölge
konisinin tepesi Yer'in içinde kalır. Koninin Yer Küre ile arakesiti, bozulmuş bir elips şeklindedir.
Genişliği en fazla 270 km olabilir. Bu, gölge konisi ile Yer kürenin arakesit çapıdır. Bu gölgenin
Yer üzerindeki ilerleme hızı 30 km/dak. dır. Buna göre, Yer üzerinde belli bir yerde tutulma süresi
en fazla 270:30=9 dakika olur. Halkalı tutulma ise en fazla 10 dakika sürer. Yer üzerinde tam
gölge konisinin içinde kalan yerlerdeki gözlemciler için Ay diski, Güneşi tam olarak örter ve bir tam Güneş tutulması olur. Yarı gölge konisi içinde kalan bölgelerde, parçalı Güneş tutulması
izlenir. Ay, Yer'den çok uzak olduğu zaman tutulma konumu gerçekleşirse, koninin ancak
uzantısı Yer'e ulaşabilir. Bu uzantı koni içinde kalan yerlerden, Güneş'in kenarı halka şeklinde
görülür. Buna, halkalı Güneş, tutulması denir. Kimi zaman halkalı başlayan bir tutulma daha
sonra gölge konisinin tepesinin Yer'e değmesi ile tam Güneş tutulmasına ve onun ötesinde
tekrar halkalı Güneş tutulmasına dönüşür. Bir tam Güneş tutulması anında , hava birden soğur
ve gökte yıldızlar görünmeye başlar, gök koyu mavi bir renk alır. Tam tutulma anında Güneş'in
kenarına denk gelmiş bir Güneş patlaması gelişiyorsa bu patlamayı da izleme şansı olur.

 

22 Temmuz 2009 Çarşamba sabahı, Yengeç Burcunun 29’ 26 derecesinde meydana gelecek olan tam güneş tutulması,

Hindistan, Çin, Japon adaları ve Pasifik okyanusunun güneyini kat eden maviyle çizilmiş 258 km genişliğindeki tutulma hattından tam tutulma olarak izlenebilecek.  Bu tutulma, mavi çizgilerle taralı alan içinde kalan Asya'nın doğusu, Endonezya ve Pasifik okyanusun'dan parçalı tutulma olarak izlenebilecek. Tam tutulma Ay'ın gölgesinin Türkiye saati ile 03:53'de Hindistan'da Khambhat körfezine düşmesiyle başlayacak. Gölge 3 saat 28 dakika süreyle 15200 km yol kat ederek 07:18'de Dünya'yı terk edecek. Tutulmanın hiç bir evresi Türkiye'den izlenemeyecek. Ay'ın gölgesi 05:35'de güney Pasifik okyanusu üzerindeyken tam tutulmanın 6 dakika 39 saniye ile en uzun sürdüğü an  gerçekleşecek.  Türkiye'den izlenemeyecek olan bu tutulmanın tam tutulma evresi sırasında tutulma yandaki animasyonda gördüğünüz gibi gerçekleşecek.

 

Bu tutulum 6 dakika 39 saniye ile  şimdiye dek en uzun süre gözlemlenecek
tutulmadır. Türkiye'de 1999 yılında izlenebilen tam güneş tutulması 2 dakika 15 saniye sürmüştü.

 




Astroloji Bağıntısıyla Kişisel Tutulum Etkileri

 

* Güneş ve Ay tutulması astrolojik haritamızda hangi evlerde gerçekleşiyorsa hayatımızda o konular vurgulanıyor demektir. Yılda ortalama iki kez oluşan tutulmalar karşıt evlerde gerçekleşirler. Mesela Yengeçte oluşan bir Güneş tutulmasının ardından Oğlakta gerçekleşen bir Güneş tutulması birbirine karşıt evlerde oluşan stresi anlatır. Kişisel gezegenlerle  birleşim ve karşıt açı içinde olması durumunda  ise vurguyu arttıracaktır. Uzun süre ihmal edilmiş konular varsa birden gündeminize  gelecektir. Tutulmaları hayatınızın belli bir alanında birdenbire ışıkların yanmasına benzetebiliriz.  O konuda çalışma yapmaya başlamanın  zaman gelmiş demektir. Elbette yapılması gerekeni yapmamayı da seçebilir kişi. Fakat dikkat çeken konunun ihmal edilmesi, konunun problemli şekilde ilerde tekrar gündeme geleceğinin işaretçisidir. 

 

* Güneş tutulması daha çok dışsal ve kişinin etrafında oluşan olayları anlatırken, Ay tutulması içsel, duygusal ve kişisel olayları ifade eder. Her Güneş tutulması bir yeniay zamanı olduğu için yeni  başlangıçları anlatırken , Ay tutulması dolunay zamanı oluşmasıyla, netleşmeleri, bitişleri ifade eder. 

 

Yeniayın tutulma ile birlikte gerçekleşmesi,  bu dönemde başladığımız işlerin, attığımız adımların, yeni projelerin, attığımız tohumların hatta  sadece niyetlendiğimiz işlerin bile hayatımızda çok daha etkili olacağını, hayatımızda kalıcı etkileri olduğunu fark ederiz.

Bu yılın ikinci güneş tutulması Saros 138 ailesinin bir tutulması olacak. Önümüzde ki 7 yılı kapsayan bir döngü başlamış olacak.

Başta yengeç burcunun son derecelerinde dünyaya gelen insanları,Dış dünyalarıyla alakalı olarak yeni başlangıçlar, dışarıdan gelişen kişinin etrafında oluşan olaylarla ilgili pek çok yeni durumlar beklemektedir.  Güneş tutulması, yine kişinin astrolojik doğum haritasında hangi evde gerçekleşirse o alanda etkili olacaktır.Tutulumla açı ilişkisine giren gezegenler yeni başlangıçların ne yönde olacağını, pozitif mi negatif yönde mi olacağını belirtir.

*Hayatımızın evrende gelişen olaylardan kopuk veya bağımsız olmadığını, evrendeki her şeyin birbirleriyle etkileşim halinde olduğunu, meydana gelen bu fenomenlerin aslında bizlerin gelişimi ve değişimi için birer fırsat olabileceğini anlar ve bunu kabul edip gerekli değişimi kendi irademizle yapabilirsek, işte o zaman başımıza bir felaket gelmesine gerek kalmaz. Artık bizler de başımıza gelen olaylar için Güneş’i veya Ay’ı veya Burçları sorumlu tutmaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü onlar bizim için dönüşüm ve değişim zamanlarını işaret etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.





Astrolojik Bağıntısıyla Dünya Üzerindeki Tutulum Etkisi

Öncü ve su elementinden olan Yengeç burcunda gerçekleşecek olan tam güneş tutulması, Yengeç Burcunun yönetici planeti Ay olması sebebiyle, Ay’ ın idaresinde olan, insan populasyonu, sağlık, beslenme, küçük haşereler, sularla ilgili konular, kadınlarla ilgili durumları ön plana çıkaracaktır.

7 yıllık süreçte özellikle bu üçlünün ilk bölümü olan 2 yıllık bir süreçte, bulaşıcı olan yeni keşfedilecek hastalıkların türemesi,

Toplu olarak insan ölümleri, özellikle suya yakın bölgelerde oluşacak zararlar, kadınlarla ilgili, evlilik kurumu aile yapısına yönelik yenilikler ve yine toplumun bildiği tanıdığı pek çok kadının sansasyonel şekilde boşanacağını simgeler.ay’ ın insanları temsil etmesi ve Uranüs’ den aldığı 120 lik açı ile toplumda özellikle cinselliğe dayalı konularda, eşit insan hakları ve benzeri temalarda isyanların çıkacağını ayaklanmaları da gündeme taşıyacaktır.

2012 öncesi teknolojik ve duygusal devrimciler kendilerini gösterecektir. Ve yeni bir çağa doğru ilk tohumlar bu yeni ay evresinde atılacaktır. Bu yeni sirkülasyonla birlikte dünya üzerinde yeni bir kadın lider çıkacaktır. Kadınlarla alakalı olarak dünya gündeminde pek çok olaylar bizleri beklemektedir. Ay-Uranüs 120 açısı dünya üzerinde boşanmalarıda körükleyecektir.

Kova burcunda yer alan Neptün, şiron ve Jüpiter ile 150’ lik birleşmeyen gerilim açısı ile sağlık sektöründe, köklü tanınmış

Markalaşmış pek çok ilaç firmasının iflas edeceğini, ve yine şiron etkisiyle sağlık alanında doğal iyileştirme , bioenerji, bitkilerle tedavi gibi çalışmaların altın çağını yaşayacağını simgelemekte.

Neptün etkisi ay ile 150 lik açısı ise , tutulum güzergahının temsil ettiği coğrafi alanlar üzerinde sel-su baskınları, doğal afetlerin olacağını simgelemekte.

 

 

 

 

"Doğa basittir, karmaşık değildir. Karmaşık ve dolambaçlı olan bizim aklımızdır." Sepharial

 

Sevgimle Kalın Emi

Elif Hece (Esmeralda)

 


 




Ek Not: Türkiye Ve Tutulum Etkisi özel bir çalışma yapılarak              sitemize eklenecektir.

           

Tutulmalar ile ilgili , daha fazla  astronomik bilgiye başvurmak veya tutulmaları anında internetten izlemek isterseniz NASA’nın internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz:

http://eclipse.gsfc.nasa.gov.tr/eclipse.html


Astronomi Teknik Bilgi Ve Görseller

  • kandilli.boun.edu.tr/astronomy
  • Evrensel astroloji bilgileri





 
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : 22 temmuz güneş tutulması, yeni ay etkileri, yengeç burcunda güneş tutulması, ay ve güneş tutulumları, güneş tutulmasını

15/7/2009 - Astroloji ' de Cinsel Kimlik - I



Astroloji’ de Cinsel Kimlik - I

 

Cinsel kimliğin, eğilim, yönelim ve eylemsel olarak astrolojik bakış açısından incelenmesi, şimdiye dek astrologların pek el atmadığı bir araştırma sahasıdır.

 

Bunda cinsel kimlik buhranlarının, sapkınlıklarının astrolojik veri olarak çok az istatistik veriye sahip olması da etkindir. Astrolog bir tıp adamı değildir, elindeki haritalar üzerinden yıllarca çalışma yaparak, gözlemleyerek ve bu cinsel kimlik karmaşasında olan kişilerin  haritalarından ortak veriler derleyip üzerinde çalışmalar yaparak elde edebileceği sonuçlarla alt zemini inşa eder.

 

Cinsel kimlik karmaşasında, doğuştan gelen faktörler olduğu gibi sonradan oluşan sapkınlıklarda etkindir.

 

Ereklerde, cinsel olarak Mars planeti gözlemlenir,  Mars’ ın düşmesi, etkisini yumuşatması, su ve hava elementinde özellikle Balık- Kova- Terazi de yer alması (diğer belirteçlerle birlikte) feminenliğe, ateş ve toprak elementinde özellikle, Oğlak, Koç, Boğa, sadizm, mazoşizm, ölü sevicilik, şiddete dayalı diğer cinsel eğilimlere ve daha üst skalada basit çevrelerde gerçekleşecek , gelişigüzel ilişkilere yöneltecektir.(diğer belirteçlerle birlikte) .

 

Venüs ile uyumsuz açısı (retro Venüs-Mars ), ve ardından bu vakalarda Ay’ ın burcu da çok önemlidir.

Ay ateş elementinden bir burca yerleşmiş ise, erkeklerde duygusallığı fazlasıyla artıracaktır, tatmin olmakta zorlanan değişik cinsel fantezilere yönelen bireyler oluşturacaktır. 5. evde transit bir Uranüs geçişi , Natal haritada yer alan, Ay, Güneş, ve Mars- Venüs gibi kişisel karakter oluşumunun alt yapısına zarar verdiği vakit, kişide heyecan arama  dürtüsü ve riskli işlere yönelim, eğlence anlayışı marjinalliğe doğru kayacağından sonradan oluşmuş bir cinsel kimlik karmaşası gerçekleşecektir.

Uygunsuz normal dışı cinsellik yaşanacaktır ve hatta işin içine Şiron, Pluto gibi fiziksel enerjide söz sahibi planetlerde girmiş ise, cinsel yolla bulaşan hastalıklara davetiye çıkarmış olacaklardır.

 

Mars ile Satürn’ ün açısı, natal da, bir erkeğin haritasında, fizikselliği temsil eden 1.ev, 6.ev ve psikolojik, ruhsal sorunlarımızı, karşı koyamadığımız tedavi edemediğimiz hastalıklı düşüncelerimizin meskeni 12.ev alanlarında zararlı  açı ilişkisine girmişse kişide cinsellikten soğuma , iştahsızlık ve buna paralel iktidarsızlık sorunlarını artıracaktır. Ay burcuda ateş elementinden ise kişi kendi cinsine yönelecektir ya da yaşamını biseksüel olarak devam ettirecektir.

 

Venüs’ ün hava elementinde olması özellikle ikizler gibi cinsel kimliği nötr olan bir burçta olması bir erkek için diğer belirteçlerde yerine oturmuş ise feminenliği fazlasıyla artıracaktır.

 

Mars’ ın oktavı olan Pluto erkek haritalarında ,  cinsel kimliğin en önemli belirteçlerindendir. Sonradan oluşan cinsel anormalliklerin temelinde, gelişigüzel ilişkilere girmek, düzensiz dağınık bir yaşam tarzı, ve yaşamın hiçbir alanından tatmin olamama duygusu, güç elde etme arzusu , cinsellikle kendini ispat etme dürtüsü gibi  psikolojik yönelimler yatmaktadır. Pluto bunların hepsini bünyesinde barındıran bir planettir. Venüs ile kavuşumu, Merkür ile uyumlu açısı, kendini feminen hissetmesine ve bu düşüncelerini Merkür ile eyleme dökme arzusunu tetikleyecektir.

Uranüs sahnede ise sapkınlık boyutuna taşıyacak kendini ifşa edecek,

Duygusuzca sekse yönelecektir, eğer ki Neptün sahne de ise , duygusallık ağır basacaktır, yetersiz, beslenememiş duyguları, ya da aşkın hallerde olan duyguları ile bu yöne eğilim gösterecektir, özel çevrelerde yaşayarak, yıllarca bu durumunu gizleyecektir.

 

8.ev alanı cinselliğin nasıl yaşandığını, ne tür çevrelerde yaşanacağını ve nasıl insanlara yöneleceğini, sadakatini, ve cinsel gücünü şehvetini belirtir. Sekizinci evin yönetici planeti, cinsel kimlik hakkında temel alınacaktır. Ardından 5.evin yerleşimi, içinde bulunan planetler, evin yöneticisi ve harita üzerinde açı ilişkisi, cinsel kimliğinin alt tabanını oluşturduğundan , ne tür yönelimleri olduğunu, cinsel kimliğini nasıl algıladığını ve sahnede ne tür ilişkiler ve nasıl insanlarla birlikte olduğunu göstermesi açısından ikinci belirtecimiz olur.

 

Bu yazı dizimize zaman buldukça devam edeceğim,  şuana kadar vermiş olduğum bilgilere ek olarak, pekişmesi adına  George Michael’ ın kısaca cinsel kimlik analizine değinelim. Astrolojiye ileri seviye ilgisi olan ve bu konuda araştırmaları olanlar var ise, elektronik ileti ile bana ulaşırlarsa sevinirim.




 

George Michael’ ın  ay burcu ASLAN ve 3.ev (eyleme döktüğümüz düşüncelerimiz, iletişim gücümüz, nasıl iletişim kurduğumuz, kendimizi ifade tarzımız, yaşam boyu kurduğumuz ilişkilerle gelişen toplumdaki yerimizin ilk evi, ), ve ateş elementinde, 9.evin (en üst düzey düşünce yapımız, eylemlere döktüğümüz ve daha çok kişiye ulaştığımız düşüncelerimiz, ahlak ve dini yapımız ) kapısında kova burcunda yer alan Satürn ile karşıt açı ilişkisine girmiş, yetersizlik duygusu, duygusal olarak içe kapanıklık, toplumdan izole olma isteği,

Sağlıksız duygusallık, ilişkiler, korkular, kadınlara karşı soğukluk vb...

 

Uranüs, pluto , mars 3.evinde kavuşum yapmış, pluto mars ile başak burcunda kavuşum yaparak, 3.ev alanından 9.evde yer alan şiron’ a karşı durmuş. Pluto ve mars cinsellikte ilk söz sahibi planetlerdir ve orgazmı, doyumu, cinsel kimliğin oluşumunu çekirdeğini analtır, iki enerji planeti birleşerek cinselliği yaşamının önemli bir noktasına getirmiş ve buradan şiron ile karşıt açısı onun cinsel alanda, kimliğinde pek çok yaralarının olacağını göstermekte. Şiron iyi açılarla dokunduğu yeri  şifalandırır ,  kötü açılarla ise  zehirler.

Pluto ve mars’ ın başak burcu gibi sağlığı, toplum kurallarına yatkınlığı ve cinsel alanda soğukluğu temsil eden bir burçta olması onun seksüel olarak bir erkek kimliğinde yetersiz olduğunu simgelemekte.

Bu duruma literatürde pasiflik denilmekte. Şiron ile de karşıt açısı Cinsel uzvunda sorun olduğunu göstermekte.

(burada paylaştığım bilgilere ek olarak bu sonuçlara yargıya varmadan önce başka belirteçleri de eklediğimi belirtmek isterim. Zihinler şimdi karışmasın diye kısmen kısaca değiniyorum.)

 

Uranüs de işin içine dahil olarak, cinsellikte söz sahibi olma sıfatıyla, marjinalliğini beslemiştir. Aykırı, sıra dışı ilişkilere yönelimini sağlamıştır. Vertex noktası 5.ev alanında , Uranüs ile kare açı (90) yapmış ve 8.evin yöneticisi konumunda olan Uranüs yine cinsel kimlikle alakalı bir alanda olan vertex noktasını zorlamıştır.

12.ev alanında bulunan güneş ile vertex noktası birleşmeyen gerilim açısına girerek 5.ev alanından onun erkeklik unsurlarını zorlamıştır.

Cinsel kimliğine yönelik çok fazla gizli ilşkileri yaşayacağını söyleyebiliriz. Vertex noktası diğer insanları, yaşamımıza bir şekilde sonradan dahil olup köklerimizden olmayan yabancısı olduğumuz insanların dahil olarak bizleri değiştirmesini simgeler. Kendisine özgü insanlardan oluşmuş bir çevresi olduğunu görüyoruz ki zaten kişi kendisi gibilerle beraberdir.

Haritalar öyle muazzam ki en ince ayrıntısına kadar işleniyor ve yol haritamız oluyor adeta, her şey nasılda sistematik olarak örülmüş, kurgulanmış …

 

5.ev alanına yerleşen akrep burcunda ki Neptün, duygusal, cinsel ve zihinsel olarak onu karıştırmış, bulanıklaştırmış ve kendini bu tür ilişkilere vererek rahatlamasını sağlamıştır. Ve aynı zamanda Neptün ona hem sahnede sanatında 5.ev olması dolayısıyla ve neptün’ ün genel özlelikleri dahilinde  bu bulanıklığın çıkışı olarak müziğe  yönelmesini, söz yazarlığı sıfatını yani şiirsel analtımlı şarkıları ve duygusal eserleri bize kazandırmıştır. Aşırı yoğun ve akrep-neptün derinlerde olan duygusallığı , pluto-mars kavuşumunun şiron ile yaraladığı, akrep-neptün – şiron uyumlu açısı ile kendisini daha feminen yapmıştır.






Akrep burcu zaten haritasında kıstırılmış (engellenmiş) gezegen olarak durmakta, ve engellenmiş burç haritalardaki etkisi en yüksek olan ve gizli çalışan burçtur. ve Neptün’ de bu alanda engellenmiş gezegendir, engellenen gezegenler, sınırlandırılmıştır, bu gezegen mahiyetine göre sınırını kaldırır ise en yüksek seviyede gücünü sergiler. Neptün engellenmiş gezegen olması itibariyle ona müzisyenlik, yazarlık yeteneği kazandırmıştır. Ve 5.ev alanında olması aşk yaşamında yaşamına dahil edeceği insanlarla , açı ilişkisine göre nasıl bir tutum içine gireceğini açıklığa kavuşturmuştur.

Neptün-şiron uyum açısı,  içsel derinliğini, cinsel kimliğini yaptığı işe kendini adayarak ve yaptığı işle alakalı olarak feminen yönlerini daha rahat sergilemesini , 9.ev alanı olması itibariyle felsefesini kendi felsefesini daha rahat yaşamasını sağlamıştır.

 

Zihinsel gücünün simgesi, düşünce yapısını ve eylemlerini açıklayan Merkür, yine cinsel kimlikte etkin olan Merkür hava elementine yerleşmiş, ikizler burcuna ve 12.ev gibi bir alan dahil olmuş, burada hava elementinde olan Venüs ile kavuşum yaparak, sırasıyla, önce pluto –mars-uranüs üçlüsüne zor bir açı yapmış(kare), ardından yine 5.evde yer alan kıstırılmış burç akrep de yer alan neptün’ e birleşmeyen gerilim açısı yapmış ve son olarak da şiron ile kare açı zor bir bakış alanına dahil olmuş…

Merkür le kavuşum yapan Venüs 12.ev alanında bilincini feminenliğe yönelterek beslemiş, Merkür ikizlerde olması sebebiyle güçlenmiş ve venüs’ e güçlü bir kavuşum yaparak onun seksüel yönde ve duygusal yönde feminen bir düşünce biçimine yönlenmesini sağlamış.

 

8.ev başlangıcı kova burcu ile başlamış ve yöneticisi olan klasik astrolojiye göre Satürn , ay’ dan etki almış, kadınlara olan soğukluğu, modern astrolojiye göre yönetici Uranüs ise zaten pluto-mars ile kavuşuma girmiş ve şiron’ un etkisine maruz kalmış.

 

Güneş yani bedensel ve yaşamsal kimliği 12. ev gibi zararlı bir alana yerleşmiş. Yukarıda ki belirteçler de cinsel alanda sorunlarla dolu olduğundan , feminen yanlarının çok yüksek olmasından dolayı üzerine tuz biber olmuş. Gizli bir kimlik, kendini gizlemek, izolasyon vb…

 

Part of Sex noktası 19 ‘ 12 derece kova burcu 8 ev alanında ve 9.ev giriş kapısında yer alan Satürn ile kavuşum yapmış . sex noktasının yöneticisi Uranüs aykırılığı beslemiş, Satürn ise ay ile açı ilişkisiyle 8.ev alanında cinsellik tarzını , yetersiz olan fiziksel ve aşırı beslenmiş olan duygusallığıyla kendi cinslerine yönelmesini sağlamış.

 

Ek Not: O feminenliği sadece özel cinsel yaşamında ve sanatında yansıtmakta , sosyal olaylarda ve toplumsal yaşamında Uranüs’ e özgü olarak bir devrimci, yasak delici, oldukça korkusuz ve aykırı , hırçın biri…




Bu verilerin ışığı altında cinsel kimliğinin sonradan değişmediğini, doğuştan aldığı tesirlerle şekillendiğini görüyoruz, yani bir sapkınlık değil tamamen doğuştan almış olduğu yıldız etkileri ve yerleşimleri…

Cinsel kimliğinde gerek doğuştan gerekse sonradan değişimleri yaşayan pek çok harita üzerinde çalıştım, hepsinde ortak noktalar, ay buçlarının ateş elementinde olması , Satürn ile zor açı ilişkisine girmesi, Uranüs’ün ya açısız ya da mars ile beslenmiş olması, Şiron’un haritalarında odak gezegen olması, pars of seks noktalarının, 8.ev alanı, yöneticisi ile açısal  ilişkide olması. kişisel gezegenler olan Venüs, Mars ve Merkür gibi planetlerin Hava elementinde olması,

Çok  yakın ilişkide akrep etkisi yaralanmış, bir şekilde zarar almış,

5.ev alanında duygusallığı feminenliği güçlendirecek etkilerin olması

Ve tüm bunlara ek olarak bazı özel çalışmalarla…

 

 

George Michael demişken, bir hayranı olarak, çok sevdiğim ve yıllardır dinlemekten bıkmadığım şarkısı '' jesus to a child'' ın sözlerini yazmazsam olmazdı.

Bu şarkıyı George Michael ,sevgilisi (hemcinsi) için yazmış, bestelemiştir.



kindness in your eyes
i guess you heard me cry
you smiled at me like jesus to a child
i'm blessed i know
heaven sent and heaven stole
you smiled at me like jesus to a child
and what have i learned from all this pain
i thought i never feel the same about anyone or anything again
but now i know

when you find a love
when you know that it exists
then the lover that you miss
will come to you on these cold, cold nights
when you've been loved
when you know it holds such bliss
then the lover that you kissed
will comfort you when there's no hope in sight

sadness in my eyes
no one guessed and no one tried
you smiled at me like jesus to a child
loveless and cold
with your last breath you saved my soul
you smiled at me like jesus to a child
and what have i learned from all these tears
i've waited for you all those years
then just when it began he took your love away
but i still say

so the words you couldn't say
i'll sing them for you
and the love we would have made
i'll make it for two
for every single memory
has become a part of me
you will always be my love
well i've been loved so i know just what love is
and the lover thet i kissed is always by my side
oh the lover i still miss... was jesus to a child



gozlerimde huzun...
kimse anlamadi, anlamayi da denemedi aslinda
sen ise gulumsedin bana
bir cocuga gulumseyen isa misali:
sevgisiz ve soguk
son nefesinle ruhumu kurtariyormus gibi
bana gulumsedin
bir cocuga gulumseyen isa misali...

peki ben ne ogrendim bunca acidan?
yillarca seni beklemisken ustelik
tam basladiginda o calip goturdu sevgini...

soyleyemediklerini sarki yapip soyleyecegim
senin yerine
yasayamadigimiz aski yasayacagim
ikimizin yerine
her bir ani bir parcam oldu cunku
sen hep askim kalacaksin

daha once sevildim, sirf bu yuzden biliyorum sevmeyi
ve dudaklarini optugum sevgilinin hep sevgilim kalacagini
oysaki hala ozledigim tek sevgili
bir cocuga gulumseyen isa misali...


‘’ Astroloji’ de Cinsel Kimlik’’  yazı dizimiz devam edecektir. Şimdilik bu kadar.

 

Sevgimle Kalın Emi

 

Elif HeCe


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : george michael, gay, eşcinsellik, astrolojide cinsellik, astroloji ve cinsel kimlik, pluto ve mars kavuşumu, şiron, şiro

13/7/2009 - AY DÜĞÜMLERİ (GEÇMİŞ-GELECEK)


 

Astronomide Ay düğümlerinin terimsel anlamı,Ay'ın yörüngesinin ekliptik tutulan düzlemini kestiği noktalardır.Kuzey ay düğümü Ay'ın güneyden kuzeye geçerken,güney düğümü ise kuzeyden güneye geçerken yörüngesinin tutulum düzlemiyle kesiştiği noktadır.Astrolojide  horoskoplarımızda bu noktalar 180 derecelik açı yaptıklarından karşıt konuma yerleşirleR.Horoskoplarda bulundukları evler ve burçlarla temel anlamlarını kazanırlar.

 

Ay düğümleri hayatımızın anlamını kavramamız için birer anahtardır.insan olarak yaratıldığımız ve bu evrende kendimize bir yer edindiğimize göre hiç bir şey tesadüfi değildir,yaratılışımızın muhakkak bir amacı bir gayesi var,her birimize yaradan tarafından atanmış görevler var.her birimiz insan olarak doğuyoruz lakin dünya yüzündeki yaşamlarımızla kimileri insancık olarak göçüp gidiyor kimileri ise insanca ayrılıyor...herkes adem fakat herkes adam olmuyor,işte bu yüzden ay düğümleri çok öenmlidir,adem mi adam mı olacağız,insan mı insancık mı ayrılacağız...

 

Ay düğümleri,bir nevi kader insan ilişkisidir,yaratıcı ile kulun ilişkisidir.sezg,leri aydınlığa kavuşturan bir etkidir.Ruhsal etkileri tanımlar,şöyleki ruhun selameti her birimizin sahip olduğu ruhun durumu,şöyle ki,insanın iyi yada kötü  diye adlandırılabilecek  bir ruha sahip olup olmadığını ay düğümleriyle tahmin edebiliriz,elbet tahmin belki yanlış zira yanılma payı vardır her tahminde,diğer destekleyizi açılar ve etkilerle ruhun durumu en net şekliyle açığa çıkar...

 

Astrolojide ay düğümleri,insan ve ölüm sonrası açısından oldukca ilginçtir,bu düğümler ruhun yaşamını hangi yolda urduracağını yani beden kılıfından ne zaman ayrılmaya karar vereceğini,yaşamına nasıl yön vereceğini,neden-sonuç ilişkilerini gösterir,yani ay düğümleri aslında RUHUN noktalarıdır.

 

Kuzey ay düğümü geleceğe,güney ay düğümü ise geçmişe çeker,karmik yaptırımlar,kalıtımsal getirdiklerimiz taşıdıklarımız bu düğümlerden anlaşılır.

Yaşamımızda bu iki zıt ucu tanıyıp tanımlayıp denge kurmamız gerekir sağlıklı bir insan olmak adına,düğümlere çok iş düşmektedir,yol göstericidir düğümler....

 

 

 

Ay düğümleri diğer yazımda da belirttiğim gibi insan ve kader-kul ve yaradan arasındaki bağın kilit noktasıdır...

 

Her birimiz doğarken bir misyon üstelenerek bu dünyaya geliyoruz,yaratılmış hiç bir şey değersiz,önemsiz,sebepsiz değildir.Yüce Yaradanın nizami olarak inşaa ettiği bu yeryüzünde varolan herşey aynı yere gider yani O'na...istikametimiz hepimiz için aynıdır.yön tek'tir,dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizler için hazırlanan adına kader dediğimiz potansiyelelrimizle yüklü olarak geliriz,sonrasında yaşamımzıda ki olaylara göre hayatımız şekillenir,iki yol vardır biri mutlak kader diğeri irademizi kullandığımız kendimize bırakılmış serbest ruh-i kader,işte ay düğümleri mutlak kaderin tecellisidir bence,ve ruh-i kader dediğim olay ise irademize bağlı olan yani o da astroloji yolu ile var olan iyi ve kötü potansiyellerimizi bilerek tanıyarak anlayarak vücuda getirme yetimizin olduğu serbest bırakıldığımzı olaylar bütünüdür.

 

Ay düğümleri bir insan yaşamı ve sonu ve daha sonrası ebedi dünyası için bizlere ipuçları veren bir noktadır,çok önemli bir yere sahiptir.bazen düşünüyorumda ying-yang felsefesine benzetiyorum,zira düğümlerin biri geçmişe diğeri geleceğe,biri iyiliğe diğer kötülüğe sevk eden etkilerle örülmüş..

 

Şimdi ay düğümlerinin tanımını yapalım ve sonrada Ay Düğümleri'nin yerleştiği burçları ve evleri irdeleyelim(burçlardan ziyade yerleştiği evler daha da önemlidir)

 

Kuzey Ay Düğümü

Bu nokta almanın,artmanın noktasıdır,insanın yaşamındaki geleceğini ve ruhunun gittiği yeri belirler,bir nevi insanın ve ruhun geleceğini...

kişinin hayatındaki başarı alanını gösterir,şansın size nasıl ve nerden geleceğini gösterir,bu düğümün yerleştiği ev,sosyal hayatınızı yükselme ve olgunlaşma konusunda nasıl kullanacağınızı belirtir,ve bulunduğu eve göre yine hangi konullarda şartsız ve koşulsuz nasıl ne gibi yardımlar alacağınızıda gösterirbulunduğu konuma göre hayata geliş amacınızı görevinizi belirler,yarım kalan bir işi tamamlamak üzere geldiğinizi gösterir,bu yarım iş sizin tekamüle erme noktanız olup aynı zamanda imtihan kapınızdır,her şerde bir hayr,her hayrda bir şer gizlidir sözü gibi aynı...

 

Daha pek çok anlamları görevleri vardır,zaman içerisinde sırası geldikce açılımlarıyla tek tek yazacağım sizlerle paylaşacağım...

 

Güney Ay Düğümü

kuzey ay düğümünün tam karşıtı evde yerleşir,zıttıdır,kuzey ay düğümü almak,artmak,açılmak,güvenlik,büyümek ve gelecek ise güney ay düğümüde ,geçmiş,kalıtımsal,çocukluk anıları,kaçmak,küçülmek,korkmak,sahipsiz hissetmek,sığınma dürtüsü,inziva,vermek vb...alakalıdır.

 

İnsanın ve Ruhunun geçmişini simgeler,ruhun geçmişi deyince önyargılı insanlarımız hemen reenkarne olayı ile karıştırıyorlar,reenkarne vardır yada yoktur bunu kimse bilmiyor bilemz şuanda,daha doğrusu ben bizzaat gözlemlemedim,ruhun geçmişinden kastım özellikle yeri gelmişken açıklama gereği duydum;ben müslümanım elhamdülillah,öyle yaratılmışım dünyaya gelen her varlık gibi,ruhum ise çok önceden ezeli yaratılmıştı,ve yaradan benim dünyaya gelene kadar ruh olarak bulunduğum yerdeki tek irtibatımdı,yani bu beden giysimi giymeden önce benim ruhum beden esaretinde değildi ve zaten vardı...işte varolan bu ruhun geçmişini gösterir,hiyerarşi bir sistem vardır,güney ay düğümü beden giysime bürünmden önce ebedi alemdeki ruh olarak nasıl bir kimliğim olduğu hakkında bana bilgiler vermektedir gibi...

 

bu düğüm en zayıf noktamızı gösterir,alışkanlıklarımızı,geçmişten taşıdıklarımızı,kurtulamadıklarımızı simgeler,bulunduğu eve göre kişiyi kısıtlar ve yalıtır,ve tabiki bunların yanı sıra pek çok açlımları vardır,sırası geldikce makalelerimde değineceğim...

Sevgimle kalın Emi...

Elif HeCe  (Esmeralda)...




 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ay düğümleri, astrolojide ay düğümleri, kuzey ay düğümü, güney ay düğümü, kuzey ay düğümü yengeç, güney ay düğümü oğlak,

12/7/2009 - Astroloji Ve Ölüm I - VE HAYAT HER ŞEY YOLUNDAYKEN…





Son zamanlarda ,  sık sık  ölüm haberleri alıyorum. Bir anda bu oyun sahnesinden hiç bir şey yokken aniden ayrılanlar, genç ölümler, hayata yeni yeni başlamışken bir anda bitişler, geride kalan anılar, deneyimler, yenilgiler ve dilsiz zaferler… kimi aniden çıkan bir hastalık yüzünden , kimi spor yaparken, kimi, ufak bir baş ağrısından, kimi düz yolda aracını kullanırken önüne çıkan köpeğe çarpmamak adına direksiyon hakimiyetini kaybederek, kimi 20 yaşında kimi 33… bize göre genç, ani, erken ölümler…

 

 

Astroloji’ de en çok merak edilen konulardan biriside ölümdür. Nasıl bir sonun bizi beklediği, ne şekilde öleceğimiz ve  kaç   yaşımızda ?

Doğum   nasıl ki, astrolojide önceden biliniyorsa, ölümde aynen bilinmekte. Doğum haritalarımız yaşamımızın tüm şifrelerini, kapılarını ve anahtarlarını içinde barındıran muazzam bir sistemin el kitabı.

Etik olarak bir astrolog ölüm zamanını vermez, haritanızda görse dahi söylemez bunun yerine sizi uyarabilir ,   sonuç değişmeyecektir ölüm gelecektir, ya hastane odasında, ya ameliyat masasında, ya evinizde bir elektrik çarpması neticesi, ya da bir tatilde suda boğularak,

Haritalardan ölümün nasıl geleceği,  ölüm hali ,  mekanına kadar tespit edilebilmektedir. Ölüm kaderse, ölüm şekli kazadır.

 

Peki ölümü, bedenin  sonunu hangi evler hangi gezegenler getirir?

 

Bugüne değin , 8.ev alanının, ölüm evi olmasından dolayı hep ürkmüşüzdür, transitlerle 8.ev alanına gelen, Satürn, Uranüs gibi planetlerin yaşamı bitireceği endişesi taşımışızdır. Ve hatta bu konuda yazılan yalan yanlış, bilir bilmez bu denli önemli ve ciddi bir konu için önüne gelenin orada burada yazmış olduğu metinleri okuyup , paranoyaklaşmış dahası kendimizi izole etmişizdir.

8.ev alanına gelen ağır gezegenlerin transiti ölüm getirmez, öyle olsa idi, insanların hepsi 29 yaşına kadar olan süreçte , 8.evinden Satürn transitini yaşamaktalar !

8.ev alanının yöneticisi olan gezegen ölüm şeklimizi belirler., ve ölüm anımızdaki ortamı, geride bırakacaklarımızı belirtir.

 

 

Astroloji’ de dördüncü ev yaşam sonu evidir, bedenin sonunu simgeler, sekizinci ev ruhun bedenden ayrıldığı evdir, ve on ikinci ev salt ruhsal ölümdür, ölüm sadece bedensel değildir, ruhsal olarak da ölüm yaşarız.

İntiharlar ruhsal rahatsızlıklar neticesi oluşan ölüm  çeşididir, ve intihar etme potansiyeli taşıyan kişilerin on ikinci evleri vurguludur, ve transitlerle bu noktayı tetikleyen bir planet intihar meylini destekler ve kişi ölüme doğru gider…

 

Hastalıklar ve bunlara bağlı olarak tedaviler, ameliyatlar kişinin potansiyelinde,   hastalık neticesi ölme etkisi var ise, sekizinci ev alanından anlaşılır, transitlerle desteklenen bir sekizinci ev olayı haritanın diğer enstrümanlarının  da bu tabloya eşlik etmesiyle gerçekleşir.

 

Dördüncü ev alanı yaşam sonunun nerede olacağını, ne şekilde bu sahneden ayrılacağımızı belirtir.

 

Su burçlarının hakimiyetindedir  ölüm konusu, yengeç, akrep ve balık,

Su yaşam kaynağıdır, olduğu yerde hayat vardır ve suyun kuruması yaşamında sonudur. Su burçları ötelere açılan kapılardır, dördüncü ev cennet, sekizinci ev cehennem, on ikinci ev  araftır.

 

Ölüm noktası ,  ay düğümleri, tutulumlar, sabit yıldızlar, natal haritamızda ölüm belirteçlerine denk gelen malefik etkili planetlerin sert açıları ölümde etkindir. Bugüne değin incelemiş olduğum ölüm haritalarında dokuzuncu evin de etkin olduğuna şahit oldum !

Yaşam ve ölüm boyutlarla alakalıdır. Ölüm  değişimdir, dönüşümdür , son değildir boyut değiştirmedir. Dokuzuncu ev uzakları simgeler, yer değişimlerini, seyahatleri, en üst düşünce yapımızı, değişik felsefeleri, yabancısı olduğumuz ortamları, konuları insanları ve mekanları  simgeler.

 

ÜNLÜLER DÜNYASINDAN, İNTİHAR, KAZA, HASTALIK GİBİ ÇEŞİTLİ VESİLELERLE DÜNYA SAHNESİNİ TERKETMİŞ KİŞİLERİN VE YİNE YAKIN ÇEVREMDE ÖLEN KİŞİLERİN, NATAL VE TRANSİT  HARİTALARINI İNCELEDİĞİMDE, diğer belirteçlerin dışında , ay düğümlerinin , vesta’ nın, ceres’ in ,  ve jüpiter’in yerleşiminin ne denli ölümle ilişkin olduğunu gördüm. Evet Jüpiter ‘ in ölümle birebir ilişkisi var.

Dokuzuncu ev alanının ölümle ilişkisi olduğu gibi, yöneticisi Jüpiter de ölüm tiyatrosunda başrolde…

 

Zamanı gelince hepimiz bu oyun sahnesini terk edeceğiz,eksik kalan yanlarımızı başka boyutlarda  deneyimleyeceğiz.  Asıl gerçek olan yaşam bu sınav alanında ki almış olduğumuz ihtarlara ve başarılara göre her birimiz kendi azığı ile yukarıda bir yerlerde  yeniden yaşama başlayacağız. Bu ruh ile verilmiş olan nefesi iyi değerlendirelim, bedenimiz üzerindeki elbisemiz sıkıyor ise zorlamayalım kendimizai, gerekirse soyunalım çırılçıplak gezelim ama sıkan giysimizi değiştirmemekte inat etmeyelim, değişime direnmek, dönüşüme direnmek hastalık olup çıkar bedenimizde ve bu emanet olan bedeni toprağa geri verirken nasıl almışsak öyle iade etmeye çalışalım.

Ölüm kaçınılmaz son ama ölüm öncesi yaşam kalitesi bizlerin elinde olandır. Seçimlerinizi doğru yapın, acı çekerek ölmek yerine , kanser olup zor bir tedavi süreci yerine, kötü işlere meyl edip bir kurşun ile bir bıçak ile öldürülmek yerine, yaşamınızı kendi akıl ve iradeniz ile karıştırıp intihar olgusunu canlandırıp beyninizde kendinizin katili olmak yerine,

Üzerinize giymek istediğiniz, giydiğiniz,  dışa gösterdiğiniz kıyafetlerinizi ve içinizde var olan ruhsal elbisenizi iyi seçin.

Kader olgusuna fazla takılıp ki kimse  tam olarak nedir bilmemekte, bu verilmiş olan yaşamı ıskalamayalım.

 

 

 

 

Elif Hece ( Esmeralda )

 

 

Sevgimle Kalın Emi…

 

 

Not: Ölüm, ölüm ötesine dair birlikte çalışmalar yaptığımız, değiştirmek zorunda olduğumuz bizi sıkan elbiselerimizi giymekte inat etmemizden dolayı  nelerle karşılaşacağımızı, neleri kaybedeceğimizi, ve yeniden neleri deneyimlemek zorunda kalacağımız hakkında bir sürü ek bilgi dahilinde  yakınen görüştüğümüz, Sevgili öğrencim, ablam ve annem  İzmir’ den Ayşe Birgül Hanımefendiye ithafendir bu makale.

 


Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : astroloji ve ölüm, astrolojide ölüm, ölüm gezegenleri, sekizinci ev, 8.ev, 4.ev.12.ev, balık burcu, akrep burcu, pluto v

29/6/2009 - Astrolojide Ay Düğümlerinin Önemi

AY DÜĞÜMLERİNİN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ

 

Ay düğümleri haritamızda iki ayrı kutupda yer alan sanal noktalardır.

Biri geçmişimiz, diğeri geleceğimiz. Biri ailemizden genetik olarak taşıdığımız,

Mizaç, suç, günah, zaaf, nefs, hata, diğeri bizlerin bizden sonra bizimle bağlantılı olarak dünyaya getireceğimiz ruhlara bırakacağımız mirastır.

Bir olayın meydana gelmesi ve bizim yaşamımızda önemli olması için diğer bir güce ihtiyacı vardır, bu bir insan faktörüdür.

 

Bir insan girer yaşamınıza , bir anda değişir hayatınızın yönü, bir insan girer yaşamınıza cehennem olur her gün, bir insan girer yaşamınıza gerçek oluverir en imkansız gördüğünüz düşünüz,

Bir insan girer yaşamınıza hayal perdesi kalkar, bir insan girer yaşamınıza gönül ufkunuz açılır, bir insan girer yaşamınızı zehir zemberek bir insan girer yaşamınıza eczası olmayan yaranıza şifa…

 

İnsan insanın hem aynası hem de en derin kuyusu dehlizidir.

İnsan insanın hem mezarı hem beşiğidir…

 

Kuzey ay düğümünün haritalarda bulunduğu ev ve burç bırakacağımız miras, güney ay düğümünün bulunduğu ev ve burç ödeyeceğimiz, kaçışımızın olmadığı bedellerdir.

 

Anadolu’ da bir söz vardır, çocuk anne ve babasının günahını öder …

 

Güney ay düğümünün bulunduğu konum, sınav alanımızdır. Çaresiz kaldığımız, yenik düştüğümüz, elimizden bir şey gelmeyerek sürükleneceğimiz noktadır…

Kuzey ay düğümünün bulunduğu konum, bu duruma dur diyebilme yetimizin olduğu, aklımızın ve irademizin devreye girerek bu karmik hataların tedavi edeceğimiz noktalardır.

Tekamüle ermek noktası kuzey ay düğümüne bağlıdır.

 

Sizler inanıyor musunuz? Her şey öylesine alelade bir şekilde ceryan ediyor,

Sizler inanıyor musunuz? Yüce yaratıcı Rahman ve Rahim olan başımıza gelen hadiseleri keyfiyane (sümme haşa) bir oyundan  ibaret, med-cezir yapmış bizleri oynuyor gibi olsun…

 

Nedir zaaflarımız? Nedir en güçlü olduğumuz yönlerimiz? Nedir kendinizde olan bir hasletten dolayı gurur duyduğunuz yönünüz? Nedir en savunmasız olduğunuz haliniz ve nedir çelik bir duvar gibi karşı durduğunuz prensipleriniz?

Kendinize ne kadar yakınsınız ve ne kadar uzaktasınız olmak istediğiniz halinizden?

Neresindesiniz bu sınav alanının ve ne kadar hakimsiniz aklınıza iradenize?

Sızlanıyor musunuz sadece, neden bu benim başıma geldi, neden ben diye?

Baktınız mı hiç aynanızdan içeri süzülüp bir başkası gibi, kendinize, çıplaklığınıza? Ne kadar cesursunuz kendinizi yalın halde görmeye?

Hiç düşündünüz mü, eyleme geçmemiş dahi olsanız, bir kötü düşüncenizin evrende yer bulup size geri döneceğini, ve başınıza gelen her kötü olayın sizin için bir derece bir basamak olduğunu  ve eylemleri gerçekleştiren suçladığınız insanların, düşman kesildiğiniz insanların aslında sizin gelişiminiz adına görevli olduğunu? Her insanın bir misyonu bir amacı olduğunu ve hiçbir şeyin nedensiz olmadığını, hak ettiğimizi ya da olması gerektiği için öyle olduğunu?

İşte bu noktada ay düğümleri devreye girer, bu yaşamınızda hangi konulara, olaylara hakim ve hangi konularda zorlanıyorsunuz, denenmeleriniz, zaaflarınız ve yaşayacağınız kötü olaylar ve karşılaşacağınız, gelişiminize basamak olacak insanlar hangi alanlardan sizi zorlayacak. Hangi çevreden gelecek zararlar ve hangi çevreden gelecek kolaylıklar. Kimler size  imtihan, ya siz kimlere  imtihansınız? Doğum haritalarımızdadır bunların şifreleri, ve diğer insanların haritalarıyla eşleşim yaptığımızda yaşamımızda önemli yere sahip olanlarla,

Şaşırtıcı derecede görebiliriz, yüceldiğimiz, bizi yüceltecekleri ve battığımız bizi dibe çekecekleri… imtihandan kaçış yoktur her şey olması gerektiği için olacaktır lakin kişi ne kadar iyi tanımış ise kendini, olayı da o denli lehine çevirebilir, hangimiz ateşi bilerek tutmak ister ki  ve hangimiz altındaki tabureyi darağacında iken ,ayaklarının altından itmek ister ki? Darağacı yaşayacağınız olaydır mekandır , ateş göreceğiniz objedir imajdır, ateşe su da dökebilirsiniz,

Darağacına çıkmadan evvel sonu görüp önemle alabilirsiniz?

Kul kaderini yaşar lakin kader tek başına keyfi sadistçe zulmler vermez, yaşadığımız hayattır kader, akıl ve irademizle oluşmuş çizgidir yoldur kader ,

Ve yönler elinizdedir. Kader ve kaza inancı , kader yol ise kaza yöndür.

Suçlamak niye Yaratıcıyı? Yaşamımızda ki, mevcut olan kaza ve kader olaylarının tüm şifreleri, ay düğümlerinde gizlidir…

 

 

Elif Hece Ö.  (Esmeralda)

 

 

 

 

 

 

Bir işi murâd etme
Olduysa inâd etme
Hak’dandır o reddetme;
Mevlâ görelim neyler 
Neylerse güzel eyler.

 

Hakk'ın olacak işler
Boştur gâm-u teşvişler
Ol hikmetini işler;
Mevlâ görelim neyler
 Neylerse güzel eyler.

Hep işleri fâiktir

Birbirine lâyıktır
Neylerse muvâfıktır;
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

 

Deme şu niçin şöyle
Bak sonuna sabr eyle
Yerincedir ol öyle;
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.

Hiç kimseye hor bakma

İncitme gönül yıkma
Sen nefsine yan çıkma;
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

 

İbrahim Hakkı ERZURUMİ

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : kuzey ay düğümü, güney ay düğümü, kuzey ay düğümü koç burcunda, güney ay düğümü 6.ev, astrolojide ay düğümleri, astroloj

6/5/2009 - SONSUZA DEK- BALIK’LARIN AŞKI

SONSUZA DEK- BALIK’LARIN AŞKI

 

*’’acılar yaşıyorum kavuşmak bedeliyle
bekliyor biliyorum az ötemde sessizce
adımlarım yaklaştı görüyorum orda işte
kayboluverdi yine sokaklar arasında…’’

 

Zodyak’ın reel dünyadan kopuk, o güçsüz görünümü altında  iç dünyasında nice fırtınalara direnen, dışardan bakınca sakin bir denizi andıran ütopik balık insanları…

Cennet ve cehennem kavramını aynı anda yaşayan, arafta kalmak gibi bir lüksleri olmayan, ya dibinde hayatın ya da zirvesinde , kendisi de o yere nasıl geldiğini bilmeden hisleriyle, iç sesiyle yürüyen sürgün öteliler…

Beşeri aşkla pişen, dünya sınav alanında kendisine verilen ödevin aşkla sınanmak olduğunu idrak eden, ilahi aşkın basamaklarından bir bir,

kah sürüne sürüne, kah uça uça sonsuzluğa yücelen aşk insanları…

incitmeyim diye kendini inciten,kırmayım diye kendini kıran, fedakarlık timsali, lale devrinden kalma çocuklardan olan balık insanları…

Klasik astrolojiye göre Jüpiter etkisinde olan, modern astrolojide Neptün’ ün ağır vurgunuyla imtihana tabi olan, aşkın sembolü Venüs’ ün yüceldiği burç olma payesiyle onurlandırılan, dünyevi hırsları olmayan, Leyla’ dan geçme faslında Mevla’ yı bulma yollarında itilen kakılan insanlar…

Aşkın sonsuzluk iksirini arayan, ne kadar çok uğrasa da hayal kırıklığına yine de aramaktan, sevmekten ümidini kesmeyen  insanlar…

Bir balık’ ın aşkı hiçbir dünyalının aşkına benzemez, kuyuya atılan Yusuf, ateşe atılan İbrahim’ dir onlar, ne sızlanırlar ne  isyan ederler aşk ise söz konusu, ölümü, aşk ile eşdeğer biçerler.

Eyyub gibi sabrı dokurlar,  beklerler… Sonsuz  olan aşkın özlemiyle kendi ruhlarına öz olanı, eş olanı ararlar, bu yolda sessiz ve derinden giderler,

Acılarını bir başlarına çeker, ne yardım alır ne de dilenirler…

Yaşamın diğer alanlarında istikrarsız bir görünüm çizmelerine rağmen aşkta bir o kadar tutkulu, sahiplenici ve bağlılık yemini ederek sonsuza dek idealize ettikleri aşkın özlemiyle hedeflerinden bir kez bile şaşmayan balık insanları…

Fiziki bedeni,  tensel doyumu değil, ruhsal çekim alanıyla ikilikten birlik olmayı, birlikten hiç olmayı düşleyen, sonsuzluk yolunun aşk sarhoşları…

Neptün’ ün  zıpkınından  aşk vurgununu yiyen, Venüs’ün kadehinden aşk şarabını içen  ,  Jüpiter’ in kasesinden yüce  erdemleri seçen, bu dünyaya bir iki beden fazla gelen balık insanları…

En nihai, çıktıkları bu sonsuz aşk arayışında,bir  simurg  gibi aşkın kendileri olduğunu, kendilerinde var olanı aradıklarını idrak eden, insanın kendini bilmesinin en büyük sır olduğunu o sırra haiz olanların bu aşk ile sonsuzluğa ulaşacağını anlarlar…

Aşk içimizde bir cevherdir, aşk kainatın özüdür, aşk ile başlayan her iş huzura ulaştırır, aşk’ ın  mekanı gönlümüzdür, ve insan gönlüne sığdıramadığını, başka hiçbir yere sığdıramaz…

 

Balık yönlerinizi keşfetmeniz dileklerimle…

 

 

E. HECE


*sonsuza dek- Söz: Ayşegül Canku Beste: Doğan Canku*

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : balık burcu ve aşk, burçların aşk uyumu,

3/5/2009 - MERKÜR RETROSU- 7 Mayıs- 31 Mayıs




7 Mayıs- 31 Mayıs 2009  tarihleri arasında, ikizler burcunun 01 derecesi ile, Boğa burcunun 22 derecesini kapsayacak olan , Merkür geri hareketi

( retro )oldukça önemli. Etkinin yaklaşım alanı olan belirsiz günler diye adlandırdığımız bir hafta öncesini de tedbirli olmak açısından göz önüne almalıyız. yaşantınızı yakından ilgilendiren her konuda, dikkatli düşünmek, tekrar incelemek, her şeyi gözden geçirmek, düzenlemeler yaparak, girişimde bulunmaya hazır hale getirmekle uğraşmalıyız.


Güneşe en yakın gezegen olan Merkür’ün, astrolojik olarak ifadesi, iletişim, haberleşme, yolculuklar başta olmak üzere çevremizdeki insanlarla bağlantıya geçmemiz ve bilgi sahibi olmamız, zekamızı ve mantığımızı kullanarak yaşadığımız olayları değerlendirmemizi, algılamama gücümüzü temsil etmesidir. Güneş ve Ay hariç gökyüzündeki tüm gezegenler gibi merkür de yılın belli zamanlarında geri hareketini yapar. Bunun anlamı, Dünyaya göre yörüngesel hızı yüksek olan Merkür’ ün geri hareket zamanlarındaki hız düşüklüğüdür. İşte bu hız değişikliği nedeniyle, kendi fonksiyonları konusunda da yavaşlama dönemi başlamış demektir. 

Hızlı bilişim dünyası, haberleşme, öğrenme ve öğretme kapasitesi, dinlemek, okumak, her türlü görüşme, pazarlıklar, diğer insanlarla yaptığımız yasal anlaşmalar, kontratlar ve çok özel olan yazılı ve sözel anlaşmalar merkür gezegeninin astrolojik olarak etkisi altında olan olgulardır. taşınmalar ve en önemlisi seyahatler konusunda da etkilidir. Merkür, kelimelere, görüşlere ve duyumsal algılara hükmeder. Etkisi hızlı ve değişkendir.

İşte bütün bunlar üzerinde astrolojik olarak denetimi sağlayan merkür gezegeni geri gidiş evresinde yukarıdaki tüm olgular üzerinde terslikler, gecikmeler ve kontrol dışı olaylar yaşatmaya başlar. Bu durumlar her geri hareket döneminde oldukça sık rastlandığı ve hemen hemen her insanın başına bir yada birkaç kez geldiği için, artık herkes tarafından bilinmekte ve kişiler bu tarihleri oldukça önemsemekteler.

Bu dönemde, içimize dönmemiz geniş alana yayılmış geçmiş muhasebesi yapmamız,

Gereksiz ve boş yere konuşmalardan kaçınmamız,

Ertelediğimiz, bir şekilde yarım bıraktığımız zihinselliğe dayalı işlerimize yönelmemiz,

Aramızda husumet olan, bir şekilde yanlış anlaşılmalar, iletişim sorunu nedeniyle koptuğumuz insanlarla yeniden bir araya gelmemiz,

var ise irademizin güçsüz olduğu zayıf düştüğü kötü bir alışkanlığımız, karakterimizde negatif olan bir yönümüz bunu düzeltmeye çalışmamız,

daha önceden vermiş olduğumuz bir kararımız var ise yeniden kılı kırk yaracasına gözden geçirmemiz,

 

ve buna benzer zihni ve iletişimin desteklediği alanlarda yenileme yapılandırma çalışmalarına girmemizde fayda vardır.

 

Merkür retrosunda, hayati önem taşıyan, geleceğimizi yakından ilgilendiren konularda, günlük yaşamımızda değişim yapmak, tadilat, teknolojik bir alet satın almak, taşınmak gibi konularda yeni bir girişim yapmak adına hiç uygun bir dönem değildir.

Retro bitiminde ve takip eden diğer günlerde yeni olarak ortaya çıkan ve giriştiğimiz işlerde sonradan aksilikler , pişmanlıklar,gözden kaçırdığımız ufak gördüğümüz detaylar sonradan başımıza epey işler açabilir. Ekip işine dayalı yeni bir projeye başladık diyelim, aksaklıklar, gecikmeler, kopukluklar olacaktır ve verim oranı düşeceği gibi üründe ortaya çıkan şeyde bizi tatmin etmeyecektir.

 

Astrolojik olarak genel anlamda herkesi etkileyecektir , fakat özellikle retronun olduğu dilimde kişisel gezegenleri olan, ve natal haritalarında sert açı ilişkisine giren etkileri olanlar daha çok dikkat etmelidir. Natal haritamızda retro hangi ev dilimine isabet ediyor ise o ev alanında özel bir dikkat göstermemiz gerekecektir, ev dilimiyle ilgili yeni girişimlerde bulunmak yerine o ev alanında eksik, yarım kalmış, bir türlü kendimizi toparlayamadığımız geçmişe dayalı konularda düzenlemeler yapmak için ise en iyi zamandır.

 

SON SÖZ

 

Merkür retrosu değişken bir retrodur, zihinsel olduğundan geçmişe yönelik yarım kalan işleri bitirmek adına en iyi dönemdir. Tek dikkat etmemiz gereken ise yeni olacak hiçbir girişimde düşüncede bulunmamamızdır. Evveliyatı olan , sözel ya da yazılı anlaşma gerektiren işlerde dikkat etmeliyiz. Ani kararlar alarak hızlı bir şekilde başlayacağımız işler retro etkisinden sonra anlamını özelliğini yitireceğinden haritalarında, retroyu  3.ev, 5.ev, 6.ev  alanlarında karşılayacak olanların, bir süre  rolantide  kalması iyidir.

 

Sevgimle Kalın

 

E. HECE

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : merkür retrosu, geri giden merkür, astrolojide retrolar, ikizler burcunda merkür retrosu, boğa burcunda merkür retrosu,

24/3/2009 - JÜPİTER Mİ? SATÜRN MÜ?

5 Ocak’ tan bu yana  Kova burcunda seyrine devam eden Jüpiter,

2007/Eylül ayından bu yana Başak burcunda yer alan Satürn ile 22 Mart itibariyle 150 derecelik birleşmeyen açı etkisine girdi (quincunx (150).

İki gezegenin, birbirlerinden
150 derece uzakta olduğu zaman oluşan

astrolojik bir açıdır. Birleşmeyen, ne yapacağı, sonucu ne olacağı kestirilemeyen, , kişiyi zorlayan ,kaza riski, yanlış anlaşılmalar, iletişim kopukluğu veren bir etkidir.

 

Bu bizleri astrolojik olarak genel anlamda nasıl etkileyecektir?

Nelere dikkat etmeli, hangi alanlarda uyanık davranmalı, ve ne gibi bir tedbir almayız?

 

Genel anlamda bu birleşmeyen açının anlamı, etki alanları;

çok az ortak özelliğe sahip olan bu iki gezegenin birleşmeyen açısı, sonuç olarak huzursuzlukları getirecektir. yaşamımızda yeniden ayarlama yapmamız gereken, geleceğe yönelik hedeflerimizle alakalı olarak karar almamızın gerektiği alanlarla, odaklandığımız konularla ilgili olarak bir karşıtlık, bir dengesizlik hali verecektir. Aynı zamanda bunlara ek olarak çıkan yeni  olaylar, konular, kararlar düşüncelerde bir anda her şeyi karıştıracaktır.

 

Yaşam alanımızda öncelik verdiğimiz konularla ilgili olarak tekrar düzenlemeye girebiliriz, bakış açımızda değişimler olabilir. Bu bizim için ne kadar hazır olduğumuzla alakalı bir durumdur, gereksiz yere bir iyimserlik(jüpiter) havasına bürünüp,ya da bu açı ile  karamsarlığa (satürn)yenik düşüp ,gereğinden fazla ciddileşip (satürn)enerjimizi heba etme riskimiz vardır.

 

Nerede olduğumuzu ve  yaşamımıza ne kadar hakim olduğumuzu görmemiz gerekir, bir şekilde yüzleşceğizdir, hayatımızın patronu kimdir, biz mi, yoksa başkalarımı yönetiyor.Kurallarımızı , prensiplerimizi belirleyen kimdir?

Bizi tutsak alan ya da  aşırılıklara sürükleyen  nedir?

 

Genişleme ve kapanmanın arasında dengeyi başarmak için bir gerilim olacaktır. Jüpiter, yaşamın normal perspektifinin dışında çözümleri bulmamız için bizlerin  yeteneğini temsil eder. Satürn, geçmişi kullanmayı, tecrübelerimizi değerlendirmek için yeteneğimizi temsil eder, ve gelecekte  oluşacak binanın ilk temelini atmamızın zorunluluğunu hissetmemizi  sağlayandır.

 

 

Gelecekte ne istiyorsak bu açıda Satürn ve Jüpiter’ in birbirini görmeyen kör gözlerinin yerine bizim bu etkiyi bilerek onlara göz olmamız gerekmekte. Hatalarımızın tekrarlanmaması için geçmişe bakmamız gerekecektir.

Geçmişe ait en güvenilir taş parçasını alıp kabul ederek hatalarımızı yeni inşamıza , bu taşı yerleştirmemiz gerekecektir.

 

Eğer bunları yapamazsak  her çalışmamız  boşa gidecektir. Ekonomik sorunlar bu süreçte oldukça etkin olacaktır.Durduk yere bu ekonomik sorunun  çıkmadığını anlamamız açısından bu etki döneminde finansman olarak,

şuanda ki duruma nasıl geldiğimizi gözden geçirme zamanıdır.

Realist bir yaklaşımla , ve tabi ki jüpiter’in iyimserliğini de buna katık ederek ,

Şansızlığımızı şansa dönüştürerek bu  açıdan umarım her birimiz karlı çıkacağız.

 

Şimdi natal haritalarımıza bakalım, bu transit etkiyi hangi evlerde karşılıyoruz, Gerekli düzenlemeler hangi alanda yapılmalı, bugünler yarınların temeli olduğuna göre, gelecekte nasıl bir yaşam istemekteyiz ve biz ne yapmaktayız, nasıl bir çaba içindeyiz, nerelerde bugüne değin hata yapmışız ve şimdi nasıl bir yapı inşa edeceğiz bunu idrak etmiş oluruz…

 

Sevgimle Kalın

 

E.Hece Öztürk

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : 150 astrolojik açı, jüpiter 150 satürn, jüpiter burçlarda, jüpiter evlerde, satürn terazi burcunda, jüpiter kova burcund

17/2/2009 - NEPTÜN VURGUNU


NEPTÜN VURGUNU

 

Yıldızların dilinden , ne anlatmak ve ne öğretmek istediklerinden anlamamız için, her hafta zaman buldukça, sizlerle yıldızların dilinden söyleşi yapmaya çalışacağım ve paylaşmaya, aktarmaya…

 

Neptün, sislerin içinde var olan, varlığını göremediğimiz ama etkisini ruhumuzda bir soluk gibi hissettiğimiz yıldızdır, bu yüzden somut olanla değil soyut olanla ilintilidir.

 

Belli belirsiz, bir göz kırpması kadar anlık fakat bıraktığı bırakacağı iz, okyanusun dibinden , karaya kadar hareketlendirerek tsunami kadar da etkindir.

 

Leyla’ dan geçme fasıllarında, mevla’ yı bulma yollarında, her şeyi ama o güne değin alışılmış olan, yerleşmiş olan , tabu, kavram, ego, prensip ne var ise hepsini çözecek güçtür. Bir nevi hidayet nurudur, bir nevi insanın kendisini dünyaya kurban ederek, ötelere ulaşma yolunda girdiği ilk kapıdır.  İlahi aşktır,

Aşka ulaştıracak olan  ve bu yolda ki her zorluğa , çileye boyun eğdirecek ve göze hoş gösterecek olan rüya alemidir ki gerçek olan rüyaya ulaştırandir.

 

Kimi zaman korkularımızdır, endişelerimizdir, korkaklığımız, içe dönmemiz , geri çekilmemizdir, tıpkı med-cezir gibi…

Kurtarılmayı ümit ettiğimiz yerdedir, bir mucize beklentisidir ki ne kadar layıksındır onun muhasebesini ve dahi aynasını iç alemine tutan el’dir.

 

Yaşadığımız aslı rüya olan adına dünya dediğimiz yerde, bu dünyanın kanunlarına , katı yapılarına, altta kalanı ezen, yukarıda olana boyun eğen,

Kula kulluk edenlere, ruhunu bu dünyadan aldığı kirlerle paslaştıranlara bir meydan okumadır Neptün. Sessiz ve derinden giderek, sözleriyle değil eylemleriyle kendini gösterendir Neptün.

 

Merhamet ve şefkat duygularının en gelişmiş en üst skalasıdır Neptün.

Kainat içinde var olan ne var ise canlı adına, her birini korumaya çalışan, himayesi altına almak isteyen, kol kanat geren, bu uğurda kendini feda eden, egosunu eriten yok eden ve aslı adem, adem’ in aslı hiç’lik ise, insanı silkelendirip kendine getiren güçtür Neptün.

 

Yaşam sınav alanı, haritalarımız karnelerimiz, her bir yıldız öğrenmemiz gereken dersimiz ise Neptün en ağır olan derstir. Dağıtır önce bulunduğu ortamı, ne var ise halı altına süpürdüğümüz, gözden uzak köşelere sakladığımız, bilinçaltına gömdüğümüz, görmemezlikten geldiğimiz, kaçtığımız, korktuğumuz, rol yaptığımız, aldattığımız ve aldatıldığımız ne var ise, her birini karıştırır birbirine, sadece bulunduğu ev alanında değil o evin etkilediği diğer alanlarda,  aldığı ve verdiği ışıklarla diğer evlerinde, yıldızlarında bu dağıtma işlemine girmesiyle her şeyi tek tek çözer, bu kargaşa ortamında kimi zaman kaçmak isteriz, uzaklaşmak, Neptün inzivadır bir anlamda, ki bu inzivada, şuuru kaybetmek de vardır , yeni bir bilinç elde etmekte, kaçışlarda alkol gibi maddelere sığınmak da vardır, kendimizde Neptün vari olan enerjileri keşfedip bu alanlarda rahatlamak da vardır, hizmet etmekte vardır ruhsal huzura kavuşmak da vardır.

 

İnsanoğlunun hayallerini yöneten bir yıldız olduğundan, ters etkilerle ve transitler ile yaşamımıza hayal kırıklıkları getirebilir, alt zemin yarım ise,

Maya bozuk ise, kişi kendini başkasının gözünden eleştirmemiş ise,

Negatif yönlerini görmemezlikten gelmiş ise bu kaçınılmazdır, hangi evde ise o alanda bol bol hayal kırıklığı yaşanacaktır bu potansiyeldir, işte bu potansiyeli nasıl atlatacağınız elinizdedir, öyle ya güzeller güzeli bizleri dünyaya süs bitkisi olarak mı yolladı, sadece kalabalık edelim görüntü olalım diye, elbette hayır!

Kaderimizde Neptün vurgunu yemek var ise kaçamayız arada ki fark ise ki çok önemli, bu vurgunu nasıl atlatacağımızdır, pes ederek mi, kendimizi zavallı bir kurban ilan ederek mi, suçu kadere yükleyerek mi, hani nerede kaldı irademiz?

Yoksa bu etkiyi hissedip, algılayıp, görerek, neptün’ün bu vurgunu sonucunda en az hasarla atlatmak adına içimizde ki o mucizevi gücü, umut ve sevgi ve inanç gücünü, bilinçaltımızda var olan o eşsiz yaratma gücünü keşfedip gardımızı ona göre mi alacağız…

 

Neptün mükafattır, göklerden gelen bir mükafattır önce bunu bilmeliyiz, hayr da şerde şüphesiz Rahman’ dan, Neptün şerrin içinde olan hayr’ dır bunu idrak etmeliyiz.

 

Şimdi haritalarımıza bakalım Neptün hangi evimizde natal haritamızda ve transit Neptün yani şuanda deneyimlemek zorunda olduğumuz Neptün hangi eve gelmiştir. Karşılaştırın bakın yaşamlarınıza, nerede zorlanıyor, dağıldınız, çözüldünüz nerede mucizeye ihtiyaç duyuyorsunuz, nerede Rahman’ sığındınız, nerede egonuz erimekte ve hangi alanlarda kendinizi ve ardından yaşadığınız ait olduğunuz çevreyi aldatma yoluna gitmektesiniz ve nerede kendiniz bizzat aldatılmaktasınız.nerede belirsizleşti hayat ve hangi noktada koptunuz gerçeğinden yaşamın ve sonuç ne olmalı, hangi hayaller alemindesiniz ve siz o hayali gerçek kılmak adına aldığınız ilhamlara, mesajlara ne kadar kulak ve yürek kabartmaktasınız…bu da diğer etkiler gibi gelip geçecektir, fakat bugünler yarınların tohumlarıdır peki bu tohumları verimli mi yoksa kurak iklimlere mi ekmektesiniz. İçinizde bir güç var ilahi bir güçtür Neptün siz bu gücün ne kadar farkındasınız?

 

 

Velhasılıkelam;

Neptün yaşayacağımız kaçınılmaz olan vurgun ise önce neptün’ün  artı ve eksilerini tanıyalım, ardından yaşamımıza bakalım ve bizler için neptün’ün şer’ de gizli olan hayr’ını yakalamak için, sesine iyi kulak verelim. Vurgun tanımadığınız bölgelere dalınca karşılaşacağınız sondur, kendini tanıyana vurgun ne yapabilir bir anlık baygınlıktan başka... Astroloji ilmi önce insanın kendini tanıması idi, cennetini ve cehennemini bizzat kendisinin yarattığını görmesi idi, ve bu görüşle iradesini sağlamlaştırması idi…

Yüzeysel bir hayattan ise derin ve ızdıraplı bir hayat evladır, yüzeyde olan sadece anda var olanı görür, derinde olan ise anın ötesinde var olanı görür, zira her hareket diplerden başlar… en karanlık yerden başlar…

 

Neptün vurgunundan sağ-salim çıkmamız dileklerimle, kör bakmayalım yeter.

 

Sevgimle kalın emi

 

Esmeralda (E.Hece )

 

*Bu fotoğraf beni çok derinden etkiledi, Neptün yazısına uygun düşmemiş diye düşünen dostlar olacaktır kısmen doğrudur lakin Neptün merhamet ve şefkattir.

Kendimiz dışında da yaşayanların olduğunu ve sadece zorluklarla bizlerin mücadele etmediğini bizden ve bizim o dünyalık sorunlarımızdan daha fazla sorunları olan bir dilim ekmeğe dahi muhtaç olan insanları da düşünmemiz gerektiğidir.*

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : neptün vurgunu, esmeralda, astroloji, horoskop

10/2/2009 - DOLUNAY' DA DOĞMAK (GÜNEŞ VE AY)




Bu yazı güneş ve ay’ ın birbirine karşıt olduğu an da

dünyaya gelen tüm DOLUNAY ÇOCUKLARINA ithafen dir…

 

Astroloji’de kuşkusuz tüm yaşam değerlerimizin ve enerjilerimizin çıkış noktası güneş ve ay’dır, yaratılışımız bu iki ışığın arasında gelişir, Ruh ve Beden bu iki ışığın enerjisiyle oluşur, güneş baba , ay annedir, ve bizler bu iki enerjinin ortak ürünleriyizdir.Biri dış dünyamızı oluşturur diğeri iç dünyamızı…

 

Cinsiyetimiz ne olursa olsun kadın/erkek yöneldiğimiz ilk alan ,örnek aldığımız ilk kişilik daima güneş’tir yani baba figürüdür, kız çocuk önce babayı tanır, erkek çocuk daima kendini ilk önce babaya ispat etmek ister.

 

Dış dünyamızı, sosyal olguları, toplumla olan ilişkilerimizi, bireyselliğimizi, kurallarımızı ve dahi prensiplerimizi hani o değişmeyen değişmez olan kimi zaman yerinde kimi zaman yersiz prensiplerimizi güneş ile elde ederiz.

Yaşam amacımızı, karakterimizi güneş ile ifade yolunu seçeriz.

 

Güneş’imizin yapmış olduğu açılar, bulunduğu ev alanı ve derecesi, bu derece de herhangi bir sabit yıldızlar kavuşumu ve herhangi bir arap noktasına teması yaşam boyu bizimle etkileşerek, dahil olduğu anlamlarda değişmez kaderimiz olur.

 

Hayata dair kaderimizde o değişmez olan yazgıya dahil ne var ise ilk çıkış noktası daima güneş’ tir. Bir eylemin faaliyete geçmesi için enerjiye ihtiyaç duyulur o enerji güneş’ tir…

 

Güneşin her daim ışık saçması için yine kendisi dışında kendine benzer enerjiyi verebilecek başka bir maddeye ihtiyacı vardır, açı yapmayan bir güneş sönüktür, ya da kolay açılara sahip bir güneş, çoğu zaman yüzeyseldir, parlaklığı sadece aldatır kendisini de diğerlerini de…

 

Birde bu dış dünyamızı besleyen bir bütün olmamızı sağlayan başka bir ışık vardır, dış dünya iç dünya ile tamamlanmamışsa eksiktir bazı şeyler yolunda gitmez, kişi sürekli bocalar hangi yöne gideceğini bilmeden, amaçsızdır, enerji vardır lakin yön yoktur, yol vardır lakin araç yoktur, işin içine duygu katılmamış iş ne kadar sağlıklı olabilir, duygularla beslenmemiş zaferler ne kadar mutlu edebilir, iç dünyanın ince kıvrımlarında, derin sularında yüzmemiş insan dış dünyada ne kadar cesur olabilir?

 

Bu açığı tamamlayan enerji Ay’ dır.

 

Güneş’ e fazla gelen ve emdirmek zorunda olduğu, aksi takdirde patlamalarıyla kendi kendisini yok edeceğinin farkında olduğu Ay’ a verdiği enerjisiyle  iç dünyamıza doğru yolculuğumuz başlar… dış dünya da ne var ise iç dünyada da aynısı vardır, aynı sırat köprüsü, aynı mizan terazisi, aynı sorumluluklar ve aynı zorunluluklar vardır, dış dünyamızı inşa ederken kullandığımız kum, harç, iç dünyamızda da geçerlidir. İşbirliği olmadan sağlıklı bir insan olamayız, bize ödül olarak verilen bu yaşamda ki o ödüle layık olmak için denediğimiz bu okulda sınavlarımızdan eksik notlar alırız, bir oyun olan bu sahne de , hep figüran kalırız ki çoğu zaman bir rol bile elde edemez, insan olmanın o en şerefli makamına erişemeden gelir ve gideriz…

 

Astroloji öyle muazzam bir ilim ki, önce güneş’ine yönlendirir insanı ve gör der işte her şey açıkta sana verilmiş olan bu, ve tanı kendini, bil yapabileceklerini ve kabul et yapamayacaklarını, hazmet önce kendini ve sonra tamamla sende olan ama uykuya geçmiş olan eksiklerini…burada  imdada ay yetişir, dış dünyamıza bakar şöyle bir ve anlamaya çalışır bizi, egolarımızı, öfkelerimizi, çocukluk yaşamımızı, aldığımız kaydettiğimiz hafızamızı yoklar, dış dünyamızda nelere nasıl ve  ne şekilde tepki vermemiz gerekir bizim adımıza hesaplar, iç duyularımızla harekete geçer ve düşünce bağımızla irtibat kurarak, olaylar esnasında eylemlerimizi ayarlar, düzenler ve sonuçlandırır…

 

Güneş ile Ay her zaman işbirliği yapmaz ve nedense çoğu zamanda böyle olur,

Uyumlu bir işbirliği yapması için birbirlerini tanımaları gerekir demiştim, şimdi ne kadar tanıyoruz bizi…dışımızı ve içimizi ne kadar ?

 

Güneş , ay ile karşıt açıda ise bu zorlu etki iki kutupsal etki sürekli birbirleriyle mücadele halinde olur, nefs ve irade, ruh ve beden, iç ve dış dünyamız, bilincimiz ve bilinçaltımız, kişiliğimiz ve alt kişiliğimiz, hayaller ve gerçeklerimiz, anne ve babaya olan   izlenimlerimiz, hissettiklerimiz, eşe olan bağlılığımız onunla olan iletişimimiz, toplumla olan bağlantımız ve kaçışlarımız,

Yapmak istediklerimiz ve yaptıklarımız, eylemlerimiz ve tutsaklıklarımız,

Tümüyle evrenle olan bağımız, her şey ama her şey uç noktalardadır, yaşam sürekli kaosları getirecektir, zorlu mücadelesi bol bir yaşam olacaktır,

Ya hep ya hiç, ya havlu attıracak ya da diretecektir, dengesizlik vardır cinsel kimlik de bile, yaşam bir kadına çoğu zaman erkek rolü yükleyecektir, bir erkeğe kadınlarla olan ilişkilerinde ya bir despot ya da bir pasif erkek rolü verecektir.

 

İşte bu etki Dolunay’ da doğum ile olur, dolunay çocuklarısınızdır artık, yaşam sizin için bir oyun sahnesi olmaktan çıkmıştır ve sizler yaşamın en derinindesinizdir, ışığınız sadece ve sadece diğerlerini aydınlatır kendinize hep karanlık kalırsınız, öyle derine en derine inersiniz ki, kimliğinizi kaybedersiniz,

Cennet ve cehennem oradadır ve siz ikisine de ait değilsinizdir, arafta kalmışsınızdır…

 

Bu etki ile doğanların kaçınılmaz hisleridir tüm bunlar, ve işbirliği zamanıdır,

Yukarıda da değindiğim gibi bir orta noktası her şeyin vardır ve artık bilinçlenme , karanlıktan aydınlığa çıkma, derinden edindiklerini yüzeyde olanlara, yaşayanlara sunma zamanıdır…

 

Hangi ev de oluşmuş ise bu dolunay ve hangi  gezegenlerle faaliyete geçmiş ise, her birinin tek tek ele alınıp artı ve eksileriyle tanıma zamanıdır. İnsanoğluna zor gelen her şey mutlaka bir hayrın kapısıdır. Zorluklar mükafattır, yüzeysel olmamak için, cenneti ve cehennemi tanımakla kalmayıp bizzat her ikisinin de  içinde yaşamak ve her birinden bir parça edinmek en zor olanı başarmaktır.

 

Dolunay çocukları farklıdır bu yüzden , tüm zorlukları yılmadan pes etmeden sonuna kadar dayanıp zaferi elde edenlerdir. Fakat kendini bilen tanıyan, negatif yönlerini törpüleyen, aynada değil, yüreğinde ki aynadan kendini görebilen  çocuklardır, ve diğerlerinin gözüyle kendini görüp toparlayan çocuklardır.

Bir mükafattır dolunayda dünyaya gelmek ve o insanlar dünyanın, karanlıktan gelen, o karanlığı aydınlık ile nur ile yıkayan, temizleyen bilgeleridir.

Aydınlattıkları evrene pek çok miras bırakarak gidenlerdir…yaşadıkları onca med-cezire rağmen arkalarında çamurlaşmış tortular yerine bilgi fosilleri, sevgi fosilleri bırakan çocuklardır onlar…

 

‘’elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.’’

 (İnşirah suresi 94/5)

 

Sevgimle kalın

 Esmeralda

(E.Hece)

 

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : dolunay, ay tutulması, güneş tutulması

21/8/2008 - KENDİ GÖLGESİ PLUTO’YA KARŞI




Transneptünıan gezegenlerinden olan ve pluto’nun en gizindeki gölgesi HADES

Gezegeni şuanda gökyüzünde kendi bedenine karşı harekete geçti…pluto ve hades transiti uzun süren, bireyselden ziyade toplumları ve geniş alana yayılmış zaman dilimlerini kapsayan en malefik etkili iki gezegen!

Şuanda gökyüzünde tam degresinde karşıt açı yaptılar,tohumlarını daha önceden atan bu etki,şuanda ve uzunca bir süre tüm dünyayı etkisi altına almış durumda!

Özellikle pluton karakterinde olan ülkeleri ve ülkeler astrolojisinde pluto’nun hakimiyetinde olan ülkeleri  zor bir dönem beklemekte.değişim ana tema lakin bu değişimler reformistik uranüse yakışan şekilde değil,zorlayıcı,patlayıcı,insanların kurban edildiği,toplumun üst katmanlarını temsil eden insan gruplarının alaşağı edildiği,hükümetlerin değişimi,coğrafyanın değişimi,yer altı faaliyetlerinin artması,kitlesel silahların bol bol kullanılması,

Askeriyede ki değişimler,ve askeri ele alan krizler,daha önce yapılan anlaşmaların yeniden gündeme gelmesi, ve terör olaylarında artışın olması,hadesin sağlık alanındaki etkisiyle ilkel olan sağlık oluşumlarının ayyuka çıkması,sebebi bilinmeyen ölümlerin artması.doğa olaylarında dengesizliğin artması,yer altının faaliyete geçmesi deprem-maden patlaması-yangınların artması vb…şekilde pek çok gelişime gebeyiz…

 

 

 

Ülkemiz gerek öz burcu akrep olması nedeniyle,gerekse 1.evinde bulunan pluto nedeniyle plutonik karakterde bir ülke…dünya siyasetini etkileyecek olan pek çok gelişmenin ilk çıkış noktası ülkemiz olacak.bu etkiyi ülkemiz 6.ve 12.evinde karşılamkta,12.ev mundane astrolojisinde, Hükümetin gizli düsmanlari , casuslar , sabotajcilar , tahrip ediciler , göstericiler , santajcilar , rüsvet , suç , suçlular , hapishaneler ,yardim kurumlari , gizli düsmanlar,Gizli servis ( gizli dedektifler , polisler,MIT vb ), yasaklamalar,suç kosullari vb..temsil etmekte,ve hades burada öyle kurulmuş ki,terörün tam anlamıyla temizlenmesi için daha çok uzun yıllar gerekmekte…

Mundane astrolojisinde, mafya gibi yıkıcı yer altı faaliyetleri,terör,her türlü gizli faaliyetler,toplumun gizli polisi,bilim araştırmacıları,okült insanlar,yıkımları ve yenilenmeyi temsil eden pluto ise 6.ev de yani halk sağlığı ve sağduyu, çalisanlar,memurlar,ordu,deniz kuvvetleri, polis personeli ,yiyecekler ile ilgili personeller, Kafeteryalar , restoranlar,is gücü sinifi ( isçi partisi , birlikler vb) Baskan yardimcisi ve milletvekilleri vb…

29 şubat 2012 yılına kadar ülkemizin kadersel gelişiminde en çok bu olaylarla gündemde olacağız.

 

 

12.evin kadersel engel olmamızın mümkünü olmayan gelişmeleri temsil etmesi nedeniyle hades’in çirkin yüzünü ülkemiz epey derinden görecek…6.evde bulunan pluto siyasi ve ekonomik pek çok olayda artık dönüşü olmayacak yıkımları hazırlayacak ve yeni bir yapılanmaya doğru gidilecek…

 

Mayıs 2010 yılından başlayarak yaklaşık 9 aylık olan bir süreçte,ülkemizin sınırları dahilinde etkin bir savaşın sıçramasına şahit olacağız!sınırlarımızın ihlali noktasında gerginlikler bu dönemde ekonomiyi de derinden etkileyecektir.

HAZIRLAYAN:ESMERALDA

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : hades, 12.ev pluto, ay-uranüs karesi, pluto etkisi, akrep burcu

2/8/2008 - İLİŞKİ VE DUYGULARINIZIN ELEMENTSEL GÜCÜ


Ateş/Ateş
Koç, Yay ve Aslan, kolay ve sık aşık olurlar ve çabuk bıkarlar. Gerçekte, aşktan yoksun bir hayat, ateş burçları için iç karartıcıdır. Koç ve Yay'ın,  yeni maceraların çoşku ve heyecanına olan ihtiyacı, daha durgun olan ve sürekliliklerden hoşlanan Aslan'dan daha çoktur. Ateş/ateş bileşimi cinsel açıdan heyecan verici olabilir çünkü ikisi de, güçlü ve yaratıcı bir yaklaşımı paylaşırlar ama ani etkilenmeler ve sonuçtaki kıskançlıklar ve kuşkular ilişkiyi yıkabilir. Ateş/ateş ilişkilerinin olumsuz yönlerinden biri de, her ikisinin şöför koltuğunu tercih etmesidir, böylece daha az egemen olan, onu sürekli engelleyen daha önemsiz bir role itilir. Sonuç olarak, bu kişi, genellikle muhteşem bir tabak fırlatma sahnesinden sonra, bir başkasını bulup eşini terkeder. Ateşin daima iyi bir bakıma ihtiyacı vardır, aksi halde söner ama yakıtı fazla olursa, kontrolden çıkacaktır.

Ateş/Toprak
Ateş ve toprak fiziksel ve sembolik anlamlarda çatışan iki maddedir. Fazla toprak ateşi söndürür ve fazla ateş ise toprağı kovurur. Ama ateş ve toprak birliği, üzerinde biraz düşünülürse, o kadar da anlamsız bir şey değildir. Yargıları ve davranışları çok farklı olsa da, ikisi de diğerinin yeteneklerinden yararlanır. Olumsuz yönde, ateşin şimdiki zamanı yaşama tercihi ve kısıtlamalara karşı kayıtsızlığı, toprağın geleneksel bağlılığıyla çatışabilir. Böylece, Koç Oğlak'ın, Aslan Boğa'nın ve Yay Başak'ın etkisindedir çünkü benzer niteliklerin zıt cazibesi bir mıknatıs gibi çeker. Bazen, ateş ve toprağın cinsel etkileşimi zorluklar yaratabilir. En azından başlangıçtaki enerjik cazibe bir yana toprak, ateşi biraz saldırgan ve geleneklere karşıt görebilir ve ateş ise toprağı aşk ve olağandışı ortamlarda sıkıcı ve yetersiz bulabilir. Toprak, onun iyi niyetini anlamalı ve alıştığı güven ortamında kalmaktansa, doğal olmalı ve ara sıra riske girmelidir. Her ikisi de, yaklaşımlarının tek doğru olduğuna inandığı ve diğerini değiştirmeyi başaramadığı takdirde birbirlerinden uzaklaşacaklar, ateş soğuyacak ve toprak daha hırçın olacaktır. Ama bu ikili daha yüksek bir yolu benimsediklerinde, toprak/ateş birliği, karşılıklı destek ve başarıyı getirebilir. Fakat, emek, bilinçlik ve ödün gerekecektir.

Ateş/Hava
Ateş ve hava, iyi bir birlik kurarlar. Her ikisi de kötümserlikten ve tedbirden hoşlanmazlar, toplumsal etkileşimi, eğlenceyi ve yeni düşünceleri severler. Hava, ateşin davranışlarının sonucunu, onun coşkusunu ezmeden inceleyebilir ama hava herşeye hafif değindiği ve ateş de oldukça ağır elli olduğu için çelişki oluşabilir. Hava her zamanki tarafsızlığı ile zorluklar ortaya çıkaracak, ateşi sonuçlarla başbaşa bırakacaktır. Hava birkaç olanak arasında kalıp, bir karara varmak için ateşin onu tahrik etmesine gerek duyduğu anda, ateş, onu harekete geçirmek için teşvik etmelidir. Zıtlıklar astrolojide hep mevcuttur ve Jung'un ifade ettiği gibi, her düşüncenin zıddının tohumunu taşıdığı ilkesini içerirler. Böylece, her kahraman Koç'un arkasında becerikli bir Terazi vardır, kendini yücelten Aslan'ın yanında insancıl bir Kova yatar ve yüce gönüllü Yay'ın içinde mantıklı bir İkizler vardır. Bu birliğin bir diğer olumsuz yönü de, ateşin duygusal seviyesi yüksek ve ateşli arzularına karşıt, havanın duygularıyla ilgili klasik sorunlarından ibarettir. İkisi birbirleriyle iletişim kurabilseler bile hava büyük bir tutkuyu besleyemez ve ateş ise duygularından çok uzun bir süre ayrı kalamaz. Bununla beraber farklılıklar, ateş/toprak veya ateş/su ikilemlerinden daha kolay halledilebilir.

Ateş/Su
Ateş ve su her açıdan huysuz uyku eşleridirler. Ateş sıcakkanlı ve doğaldır ve duyguları, dışa yöneliktir. Pasif ve daha yumuşak olan suyun ise duygusal beslenmeye ve anlayışa ihtiyacı vardır. Ateş burçları, düşüncesiz ve bencil olmaya meyillilerdir ama kolay affedip unuturlar. Su burçları ise, aşırı duyarlı ve savunmasızlardır ve incindiklerinde somurtmaya meyillilerdir. Ateş suyun, sık sık ruhsal durumunu değiştirememesine kızar, su ise ateşin antipatik ve bencil olduğunu düşünür. Sonuç olarak, ilişki sorunlarla yıpranır. Ateşin amacı suyun duygularını incitmek değildir ama su daha fazla incinme korkusuyla kendi dertlerini saklar ve duygusal bir gerilim oluşturur. Suyun duyguları sel gibi boşalınca, ateş hareketsizleşir. Böylece, ateş/su birliğinde çıkan en büyük sorun, farklı duygusal ihtiyaçları ve davranışları kabullenmede ve yardımlaşmakta görülür. Bir ateş eş, ikisinin en çok çalışanı olmalıdır çünkü suyun yaralanabilirliğini hep göz önünde bulundurmalıdır.  Su uzun bir süre için terkedildiğinde kinler beslememeli ve sessizlik içinde acı çekme eğilimini yenmelidir. Bir Ateş/su ilişkisi fiziksel yönde genelde iyi bir başlangıç yapar çünkü ateş dikkatlidir, su ise henüz fazla hassas ya da gücenik değildir. Buna rağmen, duygular şiddetlendiğinde, her şeyin yolunda gitmesini sağlamak için ciddi çaba göstermek gerekir.

Toprak/Toprak
Toprak/toprak birliği, ateş/ateşin duygusal iniş ve çıkışlarına sahip olmadığı gibi, onun heyecanına da sahip değildir. Toprak burçları, bilinmeyene atılmak yerine, güvencede kalmaya meyillidirler. İkisi, beraberken birbirlerine saygı, destek ve güven getirirler ve genelde hayat boyu sürecek bir beraberlik sürdürürler. Bu ilişki güçlü bir şekilde bedensel olduğu için toprak/toprağın cinsel birliği genelde doyurucudur, ama biri diğerinin duygusal ve bedensel ihtiyaçları hakkında konuşmaz yani toprak, bedensel işlevi nadiren sorgular. Bununla beraber toprak burçları, güvenlik amacıyla duygusal ihtiyaçlarını bastırmaya meyilli oldukları için, romantik etkilere karşı çok hassaslardir. Sadakatsızliğe ya da evlilik dışı ilişkiler aramaya eğilimli olmamalarına rağmen heyecan verici taze duyguları da severler. Toprak/toprak ilişkisi, sorumluluğun farkındadır, sonuçta ikisi arasındaki ilişki teşvik edici ve doyurucu olacaktır.

Toprak/Hava
Hava, toprağı verimli yapan tohumların taşınmasında önemlidir ama toz oluşturabilir. Toprak/hava ilişkisi ateş/su ilişkisi gibi zor olabilir. Toprak genelde havayı yüzeysel ve güvenilmesi zor bulur, hava da toprağın tutucu ve gerçekçi yaklaşımıyla boğulur. Bu nedenler yüzünden başlangıçta çekim azdır ama ilişki başlarsa hem verimli hem de sürekli olabilir. Toprak ve hava mantıklı bir zihni paylaşırlar. Hava önyargılı ve kuramsaldır, toprak katı, gerçekçi ve duygusuz olabilir. Buna rağmen, havanın kavram parlaklığı ile toprağın inadı ve düzeni ikisini inanılmaz bir şekilde ilerletebilir. Hava, toprak eşinin romantizmden ya da incelikten yoksun olduğunu ve bedenini düşündüğünü hisseder. Buna karşıt toprak, havanın hayal gücünden yoksun olması ve bedensel uyarılara tepki gösterememesi yüzünden engellenir ve şaşırır. Bu yüzden ateş/toprak birlikleri, seksin önemli olduğu evlilik gibi ilişkilerde daha iyi yürürken, toprak/hava birlikleri seks veya duyguların gereksiz olduğu bir iş ilişkisinde daha iyi yürür. Olumlu bir açıdan bakılırsa, hava toprağın zihinsel tembelliğini kışkırtır ve onun aklını başından alır, toprak ise havanın hayal gücünü gerçeğe ulaştırır , ona sabitlik ve sağlamlık verir. Yine de, başarı için mizaç ayrılıklarının farkına varılmalıdır.

Toprak/Su
Bu sempatik ilişki iyi yürür. Toprağın sabitliği ve güvenirliliği, suyun güvensizliği ve savunmasızlığı için mükemmeldir. Toprak, kendisini ateşle olduğu gibi sıcak yüzünden sinirli ve şaşkın hissetmez, su ise toprağa içgüdüsel yaklaşır ve karşılık beklemeden tepki verir. Bununla beraber, yan etkiler vardır. Bir araya geldiklerinde, kuşku ve kötümserlik görülebilir. Toprak zordaysa ve suyun güvenliği tehdit altındaysa, ikisi de güven oluşturmayı becerecek durumda değildirler. Kendi sorunları ve olumsuz düşünceleri tarafından dürtülenerek daha çok içlerine kapanacaklardır. Bir toprak/su ilişkisinin bedensel yönü genelde iyidir. Su, içgüdüsel olarak kendisini emniyette hisseder böylece onun duygusal güvenliği cinsel anlatımını serbest bırakır. Buna karşılık, toprak,  güçlü duygulara bağımlı bedensel teması bulurken, arzularını tatmin eden, pasif ama duyarlı bir eşe sahiptir. Bazen toprak suyun tutarsız ruh hallerine uymakta zorluk çekebilir ve de su toprağı buyurucu, fanatik ve inatçı bulabilir ama genelde iyi bir denge sağlarlar sonuçta ilişki karşılıklı olarak olumlu ve süreklidir.

Hava/Hava
Bu ilişkinin eninde sonunda manevi ya da oldukça beyinsel olma olasılığı vardır. Birisinin, haritasında daha fazla toprak ve su elementi varsa, sorun çıkabilir çünkü bu kişi ilişkinin hafif ve duygusal açıdan yetersiz olduğunu düşünebilir. Ateş/ateş ve toprak/toprakta olduğu gibi, benzerliklerin iyi yanları olsa bile, genelde alehyde olan yönler lehte olan yönlere ağır basar. İki havalı kişi başlangıçta birbiri tarafından zihinsel açıdan teşvik edilip kıskandıracak bir ilişkiye sahip olabilirler ve düşünceleri hiçbir zaman gerçekleşmediğinde zamanla birbirlerini çok konuşup az iş yapmakla suçlayabilirler. İlişki öte yandan aşırı romantiktir. Her üç burç da yani Kova, İkizler ve Terazi, aşk konusunda edebi bir yeteneğe sahiptirler ve aşkın oluşması için gereken yer ve atmosferi bulmak için büyük çaba harcarlar. Her iki eş de bedensel duyularla daha az temasta olduğu için, teşviğe yani zekice yöntemlere ve hayal gücüne ihtiyaçları vardır. Hava/hava çiftleri genelde iyi bir sosyal hayata sahiplerdir ve onlar ortak kültürü ve zihinsel ilgi alanlarını izlerler, tartışmadan hoşlansalar bile evdeki önemsiz tartışmalara daha az meyillilerdir. Bununla beraber, hava aşırı hareketli olduğunda, hava/hava ilişkisi ayrılma riski taşır ama ev dışındaki etkinliklerinde karşılıklı bir anlaşmaya varıldığında, ara sırada yapılan kurlar bir zarar vermez. Hava çiftleri başkaları tarafından sık sık ideal, mutlu bir çift olarak görünürler ve gerçekten de öyledirler.

Hava/Su
Hava ve su, birleştirilmeleri pek kolay olmayan maddelerdir. Bununla beraber, hava ve su tipleri sık sık kaçınılmaz şekilde birbirlerine cezbedilirler. Hava, suyun içgüdüsel duyarlılığı ve suskunluğu tarafından büyülenir. Su, havanın toplumsal becerikliliğine, mantık gücüne ve zihinsel çevikliğine hayrandır. Bir hava/su ilişkisinin ilk aşamaları tümüyle ilginç olabilir. Hava suyun mantıksız ruhsal hallerini çözmeyle çalışacaktır ve su, havanın parlaklığı ve büyüleyici konuşmasıyla büyülenecektir. Her ikisi de aşkı ve cinsel oyunları bildiği için, bu ikili yakalanması zor bir ikilidir. Kur yapma dönemi oldukça uzun ve yoğundur. Ama bir müddet sonra, çok farklı olan öncelikler kendilerini göstermeye başlayacaktır. Su anlayış ve sabitlik ister ve hava bunların hiç birini sağlayacak gibi değildir, suyla bir sonuca varmayı deneyebilir ama genelde onu anlamayı başaramaz ve havanın hareketliliği, suyu emniyetsiz kılar. Hava, suyun mütehakkim ve yapışkan eğilimleriyle, kısıtlandığını  hissedebilir, suyla anlaşmaya çalışırken hüsrana uğrar ve ateşde olduğu gibi ezici duygusal gösterilerle hareketsiz kalır. Bu tür bir çıkmaz birçok hava/su çiftinin pes etmesine neden olur. Tipik hava eşi genelde yenilgiyi ilk kabul eden olur ve suya terkedilmiş sevgili rolünü bırakır. Hava/su durumunda, havanın  suyun hissetme niteliğine hayran olması ve suyun, havanın mantık ve zihinsel gücüne cezbolması abartılırsa eleştiri konusu olabilir. Ama karakterlerin farkına varılırsa, bu birlik çok verimli olabilir çünkü hava, suyun aşırı duyarlılığını değiştirerek, tecrübelerini akla uydurmasına ve dünya ile başa çıkmasına yardımcı olabilirken, su, havaya başkalarına göstermesi gereken duyarlılığı gösterebilir ve onun kuramsal bakış açısını zenginleştirebilir.

Su/Su
Bir ilişkide iki su burcu olunca, duygu yoksunluğu ve duygusal uzaklık bir sorun olamaz. Gerçekte ise, birbirlerine gösterdikleri aşırı duyarlılık ilişkiyi batırabilir. İki su burcunun, olaylara karşı aşırı duyarlı ve korkak olma eğilimleri sorun olabilir. Su, zaman zaman kendisini duygularından uzak tutmalıdır ama bu iki duygusal ve duyarlı kişi için imkansızdır. Birbirleriyle içgüdüsel bakımdan ilişki kurabilseler bile, sorunları aşmak yerine birbirlerine yapışırlar. Su her çeşit fobi türetmeye meraklı olduğundan, bu belirtiler karmaşık endişelerle sık sık şiddetlenirler. Gariptir ki, iki su burcu beraberken, ilişki ne kadar az doyurucu ve mutsuz olursa olsun, hiçbirisi ilişkiyi kesmeyecektir. Kopmayı sağlayacak durumu beklerlerler ya da birisi, diğerini duygusal bir çıkmaza kışkırtır, böylece ötekisinin hatalı ve reddedilmiş rolünü oynamasına izin verir. Her ikisi de geçmişe bağlıdırlar ve genelde yanlış olan konu bedensel red ve duygusal soğukluktur. Bir eşin haritasında daha fazla hava ve ateş elementi olmadıkça, bu durum yıllarca sürebilir. Örneğin, toprak/ateş/hava yönü ağır basan bir kişiyle, toprak/su yönleri baskın çıkan kişi arasında maddesel birlikler problemli olabilirler ama bunların çözülmesi imkansız değildir. Ama, yoğun benzerlikler her ilişkide görüldüğü gibi, gerilim ve çatışmaya da neden olabilirler.

Kaynak:Evrensel Net Dünyası


Bireysel doğum haritamızda hangi element ağırlıkta ve partnerimizin haritasında işaretler hengi elementlerde?bir bayan için venüs ve ay,erkek için güneş ve mars,hangi elementin kimyasında?synastryde elementlerin ve ilişki belirteçlerinin karşılaştırılmasında elementlerin rolü fazladır,planetler aracılığı ile duygularımızı yansıtırız,öfkelerimiz mars,sevgi boyutumuz venüs,şefkatimiz ve ahlak değerlerimiz ay,yaşam veren ayakta tutan dominantlarımız güneş ise bunları ait olduğu elementin doğasına göre yansıtırız...ateş suyu söndürdüğü gibi venüsü koçta olan bir bayan içinde marsı akrep yada yengeçte olan bir erkek ideal değildir.zaman içinde ilişki yıpranacaktır...bu vermiş olduğum örnek üzerinden haritalarınızı ve partnerinizle olan synastrylere bakarsanız ilişkinizdeki en zayıf halkayı görecek ve güçlendirmeye çalışacaksınzıdır.yada flört döneminde iseniz evlilik kararı almadan önce bir kez daha düşüneceksiniz.sağlıksız anlık,heveskar evlilikler ve mutsuz  kontrolsüz güvenliksiz yarınlar yerine astrolojinin ışığı altında daha sağlam temeli olan evliliklere,birlikteliklere...

sevgimle kalın
Esmeralda

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ilişkiler

2/8/2008 - KARAKTER VE ELEMENT


Bireysel Astroloji, insan faktörünü ele alır. Doğum anına göre çıkartılan yıldız haritası (horoskop) aracılığı ile, kişinin karakterini, yeteneklerini, olumlu veya olumsuz yönlerini incelendiği gibi, ailesel konumunu veya yapısını, eğitim durumunu, iş hayatını, dostluklarını, yakın çevresini ve genel açıdan sağlığını da araştırır. Astrolojinin bu yönüne, Davranış Astrolojisi, Genetik Astroloji, Sağlık (tıbbi) Astrolojisi, Saatsal Astroloji "Horary" ve Majikal Astroloji de girmektedir. Genel olarak bakıldığında; bireysel astroloji İnsan ve onun gelişim yolundaki oluşumları hakkında bilgi edinmemize yardımcı olur. Birisi hakkındaki düşüncelerimiz ne olursa olsun onu tanımamız için önce birlikte olmamız ve iletişim sağlamamız gerekir, bu bir sosyal davranıştır.

Gözlem gücüne dayanarak edindiğimiz bilgileri değerlendirirsek ancak o zaman olumlu veya olumsuz düşünerek, bir kişi için genel bir fikir edinebiliriz. Tüm bunların oluşurken geçen zaman bizlerin gözlem ve değerlendirme yeteneğimize bağlıdır. Bizler çevremiz ile iletişimde olduğumuz için insanları tanımak da zorundayız.

Bir insan hakkındaki ilk izlenimlerin yanıltıcı veya ön yargılı olma ihtimalini de düşünürsek, zaman açısından uğradığımız kaybı da görebiliriz. Oysa, tüm bu gelişmeleri daha verimli ve daha hızlı yapma imkanımız vardır, bu da Bireysel astrolojinin alanı içerisindedir. Ama öncelikle ilk adım olarak kendimizi incelememiz gerekir. İncelemeler sonucunda kendimizde gördüğümüz ve çoğunu zaten bildiğimiz şeylerin doğrulukları hakkında fikir edinmemiz böylece daha kolay olacaktır.

Elementler Ve Üçlemeler
Astroloji; Burçlar Kuşağı'nın yani Zodyak'ın geometrik dizilimine göre iki önemli gruba ayrılır. Dörtlü Gruplama diye adlandırılan dizilim kişinin davranış biçimi hakkında da bilgi vermektedir. İkinci önemli gruplama ise Üçlü Gruplama'dır. Burada da kişinin karakteri hakkında bilgi edinmemiz mümkün olacaktır.

ELEMENTLER

SU GRUBU:
Duygusal - Sezgisel - Hislerde enerjik - Sezgisel kaabiliyetli - Pasif - İçe dönük - Ritmik - Hissi alışverişte bulunan.
Su elementi kişide duyguların ve sezgilerin yönlendirilmesini göstermektedir. Duygusal yönün ve sezgilerin ağır basmasını ve biliçli kullanılmasını da simgeler. Yengeç Burcu'nda bu daha çok ev ve aile ilişkilerinde aynı zamanda da özel ilişkilerindeki duygusallığın yoğunluğunu yöneliktir. Akrep Burcunda bu duyguların biliçli kullanımını ve bilinçli yönlendirilmesini görürüz. Bununla beraber duyguların ve sezgilerin gizli kalmasını da ifade eder. Balık Burcunda ise bu duyguların ve sezgilerin bilinçsiz kullanımını ortaya çıkar. Ayrıca dış etkenlerden biliçsiz olarak fazlasıyla etkilenmeyi de göstermektedir.

ATEŞ GRUBU :
Spiritüel eğilimli - Çabuk uyarılan - Enerjik - Dinamik - Aktif - Yaratıcı - Kendini bilen.
Ateş elementi kişiyi yaşamında kendisinden başkasının yönetmesine izin vermemeye yönlendirir. Daha çok kişi kendi kendisinin yöneticisi ve öncüsüdür. Koç Burcunda bu davranış biçimi kişinin kararlılığını, kendisine güvenini, aktif olma yani faal olma dürtüsünü ve riske atılma isteğini yoğunlaştırır. Aslan Burcunda bu davranış biçimi daha çok organizasyon, genel toplumda ortaya çıkma isteği ve olayların içinde gözde kişi olma yönünde ortaya çıkmaktadır. Yay Burcunda ise belirli konularda ki bunlardan bazıları 'din, felsefe, eğitim, hukuk' gibi dallardır. Bu konularda bilgili ve önder olma isteğini gösterir. Bununla birlikte çevresini genişletmeye yönelik davranışlar gösterir. Ateş grubunun yoğunluğu kişide initcılık ve buna bağlı agresif tutumların ortaya çıkmasına sebep olur. Ayrıca yaratıcılığın iyi kullanılmasını, sert davranışlarda (erkeksi) bulunma isteğini de göstermektedir. Bu özellikler kişinin haritasında söz konusu burçların düştüğü evlerde daha yoğunlukta ortaya çıkarlar.

TOPRAK GRUBU :
Maddi eğilimli - Fiziki hareketlilik - İdrak eder - Pratik - Kararlı - Kendini kontrol edebilen - Koruyucu (muhafaza edebilen).

Toprak elementi kişiyi her türlü konularda pratik olmaya yönlendirir. Bununla birlikte özellikle maddi ve materyel konularda da pratiklik ve iyi kullanımı göstermektedir. Boğa Burcunda bu daha çok maddi ve sahip olma yönünde ortaya çıkmaktadır. Buradaki pratikliği ve çoğaltma isteğini göstermektedir. Başak Burcunda bu daha çok sahip olduğu materyelleri iyi kullanma ve onlara gereken özeni gösterme şeklinde görülmektedir. Sabırlı olmasını, detayları sevmesini ve bu konularda el yeteneğinin gelişmiş olmasını da ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca kendisine ve vücüduna gösterdiği özeni de göstermektedir. Oğlak Burcunda ise bu daha çok pratik yönde organizazyon yeteneğini ve ticaret zihniyeti simgeler.

HAVA GRUBU:
Manevi - İçten aktif enerjili - Açılabilen (hislerini dökmeye hazır olan) - Birleştirici - Entellektüel tutum - Çabuk parlayabilen.

Hava elementi kişinin daha çok iletişime yönelik olmasını anlamındadır. Zihinsel alış verişin gerçekleşmesine yönlendirir. Bununla birlikte sosyal ilişkilerin ve entellektüelliğin ölçüsünü de yönlendirir. İkizler Burcunda haberleşmeyi veya bilgileri biriktirme kaabiliyetini ve bu bilgileri rahatlıkla iletme yönündeki zenginliği görürüz. Terazi Burcunda ise bu daha çok insan ilişkilerini dengeleme yönünde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca genel ilişkilerdeki alışverişin oluşumunu da dengeleme veya eşitleme yönünde ağırlık kazanmaktadır. Kova Burcunda da bu daha çok yakın çevre ilişkilerini ve genel çevre ilişkilerindeki yardımcı olma ve yardım etme isteğini gözlemleriz.

KARAKTERLER

SABİT GRUP :
Sağlam - Konsantrasyon yeteneği - Şiddetli dürtülü.
Sabit grubundaki yoğunluk kişinin dayanıklılığını ve olayların üserine gidebilmeyi göstermektedir. Başarılarının, uzun süreli dayanıklılıkları ve inatlarından gerçekleştiğini göstermektedir. Ağır ve sürekli bir çalışma ritmine alışık olmalarını da göstermektedir.

ÖNCÜ GRUP:
Aktif - Yaratıcı - Teşebbüs etmeyi seven - Verimli.
Öncü grubundaki yoğunluk kişinin karakterinde belirli, daha doğrusu kendisinin seçtiği konularda önde olma ve bilgili olma isteğini göstermektedir. Buradaki yoğunluk kişinin bulunduğu çevreye etki etmesini gelişen olalayların içinde aktif olmasının işaretidir.Gerçekçilik ve mantığın her türlü ilişkileri ve çevrede iyi kullanımını da simgeler. Ayrıca bir şeyler yapabilme, aktif ve faal olma dürtüsünün yoğunluğunu da göstermektedir.

DEĞİŞKEN GRUP:
Ritmik - Değişken - Derinlilik - Genişleyebilen.
Değişken grubun yoğunluğu daha çok kişinin tecrübe edinmesini göstermektedir. Bu tecrübelerin nasıl kullanıld beraber mantığın ve zekanın kıvraklığınıda göstermektedir. Ayrıca her şeyle uyumluluk sağlamayı da göstermektedir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : burçlar ve elementler, ateş grubu, hava grubu, su grubu, topreak grubu, burçların karakterleri, akrep burcu karakteri, a

31/7/2008 - POLİTİK(MUNDANE) ASTROLOJİ












Mundane Astroloji
: (Politik astroloji) Ülkeler, yönetimler, yöneticiler ve bir milleti etkileyen unsurları araştırır. İlgi alanına sel, deprem gibi doğal felaketler, terör olayları ya da seçimler de girer…

Kişisel horoskoplarda yer alan evlerin temel esaslarına benzerlik göstersede,bireyselden ziyade toplumsal olarak o ülkenin iç ve dış vizyonunu açıklar,evlerde yer alan planetlerde aynı şekilde bireysel değil topluma ait olan sınıfları,halkı,yöneticileri,kurum-kuruluşları belirler.

 

Şimdi mundane astrolojisinde evlerin anlamlarına bakalım.


Birinci ev

Ülkedeki insanlar ,halk,halkin genel davranislari,bilinci,birlik olarak birarada gösterdigi reaksiyonlar,ülke içindeki iliskiler (disisleri hariç),oy kullananlar , malsahipleri , vergi mükellefleri ,halkin sevdikleri gözdeleri, siradan insanlar ve milli kissel özellikler ve aliskanliklar.


Ikinci ev

 

Milli hazine ve ülkenin mali kaynaklari , finansal islemler , ülkenin satin alma gücü , bankalari , stoklari ,finansman sirketleri , menkul degerler ve satilabilir mallar, kisisel mülkiyet , servet, rehin sirketleri, yatirimcilar , yatirimlar , hissedarlar , ticari iliskiler ve ticari kaynaklar,yatirimlar , hissedarlar ,ticari iliskiler ve ticari kaynaklarin gücü,


Üçüncü ev

Ulasim , trenler , demiryollari , otomobiller , otobüsler , nakliye araçlari ( yerel kara , deniz ve havayolu ) , caddeler , sokaklar , iletisim , telefon , telgraf , postahane , dergiler , gazeteler , süreli yayinlar , basin , radyo , televizyon , söylentiler , dedikodular , halkin fikri , kamuoyu , yazilar , halkin okuduklari , komsu ülkeler , komsu ülkelere gidenler ve oradan gelenler , ilk , orta ve lise ögrencileri , halk kütüphaneleri , ders kitaplari , kamu hizmet kurulusular , devlet ve özel okullari , yerel trafik kosullari

 

Dördüncü ev

 

Ülkenin topraklari ,çiftçilik,mahsül,gayri menkuller,dogal afet (kuraklik , sel , heyelan , yangin , orman yanginlar vb..)mezarliklar,muhalefet partisi ve hükümete karsi olanlar.

 

Besinci ev

Spekülasyon , borsa , borsadan kazanilan gelirler , okullar ( egitim görülen yerler),21 yasin altindaki genel nüfus (gençler ve çocuklar),eglence sektörü ( sinema,tiyatro, vb ) Dogum orani ve dogum kontrolü , halkin mutlulugu ya da üzüntüleri , halkin morali .

 

Altinci ev

 

Kisilerin genel sagligi , çalisanlar,memurlar,ordu,deniz kuvvetleri, polis personeli ,yiyecekler ile ilgili personeller, Kafeteryalar , restoranlar , yemek yiyenler ,yiyecek ve içecek satan tüm yerler,yiyecekler,is gücü sinifi ( isçi partisi , birlikler vb) Baskan yardimcisi ve milletvekilleri

 

Yedinci ev

Evlenme ve bosanma oranlari,dis iliskiler,dis ülkeler, yabanci ülkeler,uluslararasi iliskiler,uluslararasi ticaret, uluslararasi anlasmazliklar,savas, anlasmalar,mitingler,serbest kalan suçlular,kaçaklar,Adalet , hükümetin düsmanlari

 

Sekizinci ev

Ölüm orani , morglar , halkin ölüm nedenleri , ameliyat , tip arastirmalari , veraset vergileri , kamu borçlari , faiz hadleri , vergiler , sigorta ve sigorta sirketleri , sosyal güvenlik , emeklilik fonlari , açik arttirmayla satislar , iflaslar , hükümetin ya da atananlarin sonu

 

Dokuzuncu ev

Din , gezici vaizler , camiler , imamlar , kiliseler , rahipler ve rahibeler , papazlar , dini düsünce , yüksekokullar ve üniversiteler , ögretmenler , felsefi düsünce , yüksekokul profesörleri , konferansçilar , yüksekokul ve üniversite ögrencileri ,uzak mesafelerle yapilan iletisim ( telefon , uydu , televizyon,telsiz , kisa dalga radyosu vb..),göç,uzun mesafe yolculuklar

Kanun , avukatlar , mahkemeler , yargi .Gemicilik, baska ülkelerden satin alinan mal ve hizmetler , ihracat , uzun mesafeli nakliyat .Sömürgeler ve sömürgeler ile iliskiler.Açikça ilan edilen görüsler,reklam ve halkla iliskiler.


Onuncu ev

Hükümet , baskan , kral , kraliçe , diktatör , kontrol kulesi , ülkenin kredi degerlendirmesi , ülkenin ünü , vali,belediye baskani,serif, krallik, aristokratlar,seçkin kisiler,ünlüler,is ve idare, iktidardaki siyasi parti, yabanci
ülkelerle yapilan milli ticaret ve mali iliskiler.


Onbirinci ev

Kongre , parlamento ,Temsilciler meclisi , avam kamarasi , millet meclisi , Yerel belediyeler için Kasabalar , ilçeler , kasabali ,İmam /papaz idaresindeki bölge ve birimler,cami/kilise vs..tarikatlar,ülke kamuoyunda  yer alan büyük oluşumlar, uluslararasi arkadasliklar, baskan yardimcisi veya ikinci dercede yönetimde söz sahibi,dis ülkeler ile sözlesmeler ve anlasmalar


On ikinci ev

Hükümetin gizli düsmanlari , casuslar , sabotajcilar , tahrip ediciler , göstericiler , santajcilar , rüsvet , suç , suçlular , hapishaneler ,yardim kurumlari , kizil haç , fakirlere yardim edenler , hayirseverler , gizli düsmanlar,Gizli servis ( gizli dedektifler , polisler,MIT vb ),esirler ve kölelik , büyük hayvanlar , hayvanat bahçeleri , vahsi hayvan kolleksiyonculari ,okült,yasaklamalar,suç kosullari,

 

Şimdide planetlerin mundane astrolojisindeki anlamlarına bakalım;

 

Güneş:ülkenin genel karakteristik havası,liderleri.

 

Ay:nüfus,kadınlar,toplumun kadınlara olan tutumu,popüler fikirler


Merkür
:ulaşım,haberleşme,eğitim,ticaret,yazarlar,medya,yayın ve yayım kuruluşları,dış ve iç politikada yapılan yazılı anlaşmalar,söylentiler,spekülasyonlar


Venüs
:toplumun hiçbir baskı altında kalmadan ve olmadan yönetilmesini sağlayan,bir arada tutan,sanat,eğlence,moda gibi faaliyetleri,sanatçılar,sosyal barış ve huzuru,savaşta zafer,bakır yatakları,mali kuruluşları,lider tipi,resmi yada resmi olmayan liderler,toplumun kendini ifade şekli,genç kadınlar.


Mars
:toplumu bir arada tutan savaş korkusu,düşman,uluslar arası politikada anti sosyal hareketleri,tek taraflı kararlı saldırgan harekete geçiren gücü,gerilim,savaş,asker ve ordu,genç erkek nüfusu.enerjinin en çok ortaya çıktığı alanlar.


Jüpiter
:toplumu bir arada tutan ortak değerleri,gelenek-örf-adetleri,din,hukuk,felsefe,ileri seviye düşünürleri,filozofları,bunlara ilişkin yüksek eğitim kurumları,tabuları,zenginliği,refah düzeyi ve finansal faaliyetleri


Satürn
:disiplin ve düzen veren bütün sınırlayıcı,tutucu kurumları,yasakları,özgürlüğe getirilen sınırlamalar,hastane,cezaevi gibi kapalı mekanları,sivil idare sistemi,güvenliği,Polis gibi kontrol edici güçler..


Uranüs
:ilerici akımlar,kabuk değiştirme,yeni bir vizyon yaratma,ihtilaller,devrimler,anarşik eylemler,grev,reform,halk ayaklanması,tabuların yıkılması,yeni teknolojiler,icatlar,ağır endüstri,nükleer enerji vebüyük organize gruplar.


Neptün
:toplum ideolojileri,mükemmel olma hayalleri,bunları besleyen insanlar,aldanmalar,yanılmalar,skandallar,iftiralar,kurbanlar ve kurtaranlar,film endüstrisi,Sanat ve moda gbi faaliyetler,ressam,şair,dans gibi soyutsallıktan somuta varan uğraşılar.doğal afetler,sel-deprem


Pluto
:mafya gibi yıkıcı yer altı faaliyetleri,terör,her türlü gizli faaliyetler,toplumun gizli polisi,bilim araştırmacıları,okült insanlar,yıkımları ve yenilenmesi.


Hazırlayan:Esmeralda(kişisel notlarım-2002 astroloji günlüğüm)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : mundane astrolojisi, politik astroloji, ülkeler astrolojisi, evler ve burçlar,

28/7/2008 - ASTROLOJİ İLMİNDE EN GÜVENİLİR KAYNAK 3

BURÇLARIN BEYİN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
 
YILDIZLARDAN GELEN TESİRLER,

YALIN TESİRLERDİR
 

Beyne gelen tesirler, beyne gelen tahrik unsurlarıdır... Gelen melekî tesirler belli konulara dönük tahrik unsurudur.

Yıldızlardan gelen tesirler de böyle, yalın tesirlerdir... Bir belirli fikir getirmiyor!. Fakat, geldiği konumu itibariyle beynimizdeki hangi açılımlara hitâb ediyorsa, hangi açılımları etkiliyorsa ve açılımlarda bizde nasıl bir tabanı varsa, ona göre bizden bir davranış ortaya çıkıyor.



BURÇLAR,

HAYVAN VE NEBATLARI DA ETKİLER!
 

İşte sadece güneş ve ay değil, güneş sistemindeki bütün gezegenler ve onların çevresinde bulunan sizin "Burçlar" kelimesiyle bildiğiniz takım yıldızlar ve daha başkaları, her an henüz mâhiyetini bilemediğiniz güçte radyasyon ile dünya üzerindeki varlıkları etki altında tutmaktadır! Yâni, bunların yolladıkları kozmik ışınlar, gerek insanların, gerek hayvanların ve gerekse nebatların yapıları ve davranışları üzerinde büyük ölçüde etkili olmaktadır.



ASTROLOJİNİN İSPATI,

KENDİNİZDEDİR!
 

Söylediklerimizin ispatı için önce iki bilgiye ihtiyaç vardır;

1-Kesin doğum tarihimiz. Senesi, ayı ve günü... Meselâ 1945-1-21 gibi...

2-Doğum saati. Günün hangi saatinde doğmuş olduğunuz... 02.45 gibi...

Şimdi bu iki bilgiye sahipseniz...

“A’dan Z’ye Astroloji“ kitabını bulunuz ve oradan doğum tarihinize göre asıl burcunuz ile doğum saatiniz itibariyle yükselen burcunuzu bulunuz ve okuyunuz. Yüzde 40-50 arasında özelliklerinizi “esas burcunuzdan”; yüzde 50-60 arasındaki özelliklerinizi de “yükselen burcunuzda” bulacaksınız. Duygularınızı görmek için de doğduğunuz saatte ayın hangi burçta olduğunu öğrenip, okuyarak çözebilirsiniz.

Şâyet kendi doğum tarihinizi veya saatinizi bilemiyorsanız, bildiğiniz bir yakınınız için de aynı çalışmayı yaparak sözlerimizin gerçek olduğunu görebilirsiniz.

Biz Cenâb-ı Hakk’ın mânâ yoluyla ihsân ettiği bu tür sayısız bilgiyi bilfiil kişiler üzerinde araştırma yaparak kesin hâle getirdik. Dilediğimiz, sizlerin de aynı araştırmayı yaparak ilâhî düzenin nasıl işlediğine dair kesin bilgilere kavuşmanızdır...

Zîrâ daha ilerde anlatacağımız bir takım hususların, beynin bu işleyiş düzeni ile son derece yakından alâkalı olduğunu göreceksiniz. Onun için öncelikle bu bölümün çok iyi bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.

Esasen kişinin yüzde 90’lara varan bir biçimde, tüm özelliklerini dahi okuyabilmek ehli için mümkündür.

Bunun için, “gökgünlüğü” denen “Ephemeris” adlı bir kitap ile “Dalton’s Tables Of Houses” adlı ikinci bir kitaba ihtiyaç vardır. Birinci kitapta, sizin doğduğunuz günde güneş sistemindeki tüm planetlerin, hangi burçların kaç derecesinde olduğu bilgisayarlarca hesaplanarak yazılmıştır. İkinci kitapta ise hangi burçların doğduğunuz saatte kaçar derecelik açılarla beyninizi etkilediği hesaplanır.

İşte çıkan netice, sizin “alın yazınız”dır!.

İşte beyin, bir beyin astroloji haritası çizildikten sonra, planetlerin düştükleri burçlara, birbirleriyle aralarında oluşturdukları açılara göre kişinin çeşitli yönleriyle kâbiliyetleri huyları, karakteri, mizâcı hakkında oldukça fazla şey söylenebilir. Velev ki o kişiyi hiç görmediniz!. Ancak burada çok önemli bir husus söz konusu tarih ve doğum saatinin kesin gerçek olması.



ASTROLOJİ İLMİNİ ÖĞRENMENİN

YARARLARI NELERDİR?
 

Peki bu ilim bize ne getirir?..

Bu ilmi bilmek lüzumlu mudur?..

Bu ilmin insan için ne gibi yararlarından söz edilebilir?

Evet bu suallerin cevabını şöyle sıralayalım;

Astroloji ilminin deneylerinizle bir gerçeğe dayandığını gördükten sonra ister istemez bazı suallerin cevaplarını aramak zorunda kalacaksınız, şâyet düşünen bir beyne sahip iseniz.

Eğer sizin sayısız özellikleriniz, sizin hiçbir katkınız söz konusu olmadan daha doğduğunuz zaman programlanmışsa, ‘’ben’’ dediğiniz varlık nedir? Elinizden gelenler nelerdir ve nereye kadardır?.. Neden varsınız?.. Varlığınızı değiştirebilir misiniz?. Nereye kadar?.. Nasıl?.. vs. vs...



BURÇLARIN OLUŞTURDUĞU GRUPLAR

VE ÖZELLİKLERİ
 

Burçların yaymış olduğu ışın türleri esas olarak 4’e ayrılır. Bu türler eskiden yapılan tasnifte, şu isimlerle belirtilmiştir:

Ateş; Koç – Aslan – Yay

Hava; İkizler – Terazi – Kova

Su; Yengeç – Akrep – Balık

Toprak; Boğa – Başak – Oğlak

Şimdi önce bu dört gruptan sözedelim;

“Ateş” gurubunun en bâriz özelliği, bu guruptan olan kişilerin kendini beğenmiş, gururlu, dediğim dedik, bir yapıda olmalarıdır. Daima çevrelerine hükmetmek isterler. Hep zirveye tâliptirler.

“Hava” gurubunun özelliği ise havaî bir tip olmalarıdır. Sebatkâr olmazlar. Her konuya dönüktürler. Fakat bir süre sonra o konudan bıkıp başka bir konuya merak sararlar. Fedakâr ve çevreyi düşünen tiplerdir.

“Su” gurubunun ortak özelliği ise son derece duygusal bir kafa yapısına sahip olmalarıdır.

“Toprak” gurubu insanların ortak özelliği ise sâbit fikirli ve genelde maddeye dönük, paraya bağlı olmalarıdır.

Ancak...

Dikkate alınması gerekli en önemli husus...

Dedik ki az önce, esas itibariyle herkesin iki ana burcu vardır;

A-”Ana” ya da “İç” burcu.

B-”Yükselen” ya da “Dış” burcu.

Biz daima karşımızdaki kişide, onun “dış burcundan” yani “yükselen” burcundan gelen özellikleri görürüz. Ve kişi daha büyük çoğunlukla dış burcunun getirdiği özellikler istikametinde yaşar. İnsanların çok büyük çoğunluğunda “İç” burç ile “dış” burç farklıdır. Bundan dolayı da siz kendinizin veya karşınızdaki kişinin sadece “İç” burç özelliklerine vâkıf olursanız, çoğunlukla o kişide bunları göremezsiniz!. Zirâ önce de yazdığımız gibi, kişinin davranışları, mizâcı tamamiyle “dış” burcunun yâni “yükselen” burcunun etkisi altındadır.

Ve günümüzde insanların burçlar konusunda şöyle uzaktan bir bakıp sonra da inanmadan geçmelerinin ana sebebi bu “dış” burç ya da “yükselen” burç konusunda bilgilerinin olmayışında yatar.

Bize lûtfedilen ilme göre, vâkıf olmuşuzdur ki, kişi 35-40 yaşlarından sonra iyice “yükselen” burcun kapsamına girmekte ve bu kişinin kişiliği yüzde 70-75’e varan nispetlerde “dış” burcuna dönüşmektedir.

Bu sebeple karşımızdaki kişiyi doğduğu tarih itibariyle edindiği “İç” burç yönünden ziyade, doğduğu saat itibariyle edindiği “dış” burç yönünden tanımak zarûreti söz konusudur.

Bir kişinin iç ve dış burçları şöyle çaprazlaşabilir;

İç burcu Dış burcu

Ateş Ateş

Ateş Hava

Ateş Su

Ateş Toprak

Ateş grubundan birincisinde olan kişi son derece bencil, yaşamdan önce kendisini düşünen, dünyanın kendi çevresinde dönmesini isteyen, istekleri olmayınca da sadece kendi menfaatinin gerektirdiği biçimde bir yaşamı tercih eden kişi olacaktır.

İç ateşe dış hava gelir ise, bu defa yukarkine benzer düşüncelere sahip olmasına rağmen, bu kişi yaşamında havai meşrebi olacak, kolay kolay âdetlere bağlı kalmayacak; çevresine yararlı faaliyetlerde, kendini fazla düşünmeden, bir takım davranışları ortaya koyabilecektir.

Ateş iç’e Su dış burçlara gelince. Yani Koç veya Aslan yâhut da Yay gibi bir iç burca sahip olmasına rağmen, dışarıya bir Yengeç ya da Akrep veya Balık düşmesi hâli. Hayatı sıkıntı ve huzursuzluğa namzet bir kişi geliyor demektir. Zira içteki ateş kaynaklı yapı dıştaki su nitelikli kapayıcı yapı yüzünden sürekli bastırılır. Bu da kişide büyük oranda bir takım iç sıkıntıları meydana getirir. Bu tesirler bazen çok artar, bazen de nispeten geriler.

Ateş içe rast gelen toprak dış da gene nispeten yukarıda saydığımız gibidir; ancak üsttekinde görülen şiddetli sıkıntılar ve bunalımlar bunlarda daha azdır. Kafada cömert olan bu kişi fiiliyatta kolaylıkla para harcayamaz. Çevrenizde gördüğünüz bildiğiniz zenginlerin yüzde doksana yakınının dış burcu toprak gurubundan olan boğa veya oğlaktır. Ya da haritasında toprak gurubu, bu burçlarında birkaç güçlü planet mevcuttur. Veya 2. Evinde para getiren güçler mevcuttur.

Esasen burada konuya sadece bazı örnekler vermek istediğimiz için detaylara fazla girmeyeceğiz.

Gelelim Hava içe düşen dışlara...

İç burcu Dış burcu

Hava Ateş

Hava Hava

Hava Su

Hava Toprak

Hava gurubundan olan bir beyinin en bâriz özelliği insanlığa yardımı, yararlı olmayı düşünen bir kafa sahibi olmasıdır. Yaşamı oldukça objektif olarak seyredip değerlendirmeye çalışır, hoşgörülüdür. Ancak bütün bunlara rağmen dışa gelen ateş bu durumdaki havayı son derece gururlu kendini beğenmiş bir görüntüye sokar.

İç kova ise son derece akıllı ve kendini beğenmiş bir tip; iç ikizler ise zeki ve gururlu bir tip oluşur. Terazi’deyse doğru bildiğini dom dom söyleyen kimseden çekintisi olmayan bir tip ortaya çıkar. İç havaların genel bir diğer karakteristiği, zaman zaman kendilerini sanki bu dünyanın değil de başka bir dünyanın insanı imiş gibi hissetmeleridir.

Şâyet iç havaya karşılık dışa bir su gelirse görüntü hayli farklı olur. Zirâ, kafadaki özgür düşünce, dıştaki duygusal ve bağımlı bir karakter ile kayıtlanmış olur. Özgür kafa, dış yengeç ise evine, ailesine bağımlı onlar için kendini harcayan bir tip oluşturur. Dış Akrep olursa bu defa duygusal davranışlardan kurtulamayan fakat oldukça özgür davranışlar ortaya koyabilen, iradeli ve tahakkümcü bir tip düşer. Bunu ancak kararsız eden içe düşecek bir ikizlerdir. Dışa düşen bir balık ise özgürce yaşamın zevklerine yönelebilen bir tip oluşturur.

Hava gurubu burçlar içinde akıllı olan Kova, zekî olan İkizler, sevgi dolu olan da Terazidir.

Esasen burçlar içinde en güçlü akıl, kova insanında mevcuttur.

Dışa düşen toprağa gelince... Şâyet boğa düşerse, yeme – içme ve sohbet zevklerine düşkün, kazanca yönelik hırsı fazla bir tip çıkar. Başak düşerse hırslı, hareketli, düzenli kazanca dönük araştırmalar içinde bir kişi olur. Ama ne yapsa bir boğa gibi para yönünden şanslı olamaz; zaman zaman eline para geçer fakat arkasından büyük miktarlarda kaybeder. Oğlak da ise kararlı, olgun, hoşgörülü, yardımsever fakat parasına da çok bağlı bir tip oluşur. Eğer Oğlak’ın içine Kova düşmezse, Oğlak karakteristiği hemen bütün burçlara hâkim duruma geçer.

İç burcu Dış burcu

Su Ateş

Su Hava

Su Su

Su Toprak

Su gurubunun genel karakteristiği son derece duygusallıktır. Bu duygusallık dışa rastlayan bir ateşle birlikte genellikle kontrol edilemeyen taşkın davranışlara kadar uzanır. “Meczup yapılı” denen kişilerin yüzde 90’ı iç burcu su, dış burcu ateş gurubu olanlardan çıkar. Bu kişiler hayatta en çok pişmanlık duyan kişilerdir. Çok defa duygusallıkları yüzünden ve kendilerini kontrol edememeleri yüzünden istemedikleri davranışları ortaya koyup, sonra da bundan büyük pişmanlık duyarlar. Tam anlamıyla taşkın tiplerdir. Esasen iç dünyalarında son derece merhametli, müşfik kimselerdir.

İç suya isabet eden bir dış hava ise en büyük hayırseverlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Zirâ hava gurubu eliaçıklığı verir buna bir de son derece merhametli düşünce gelirse eşittir hayırseverliliktir. Toprak dışa gelince ise. Duygusal ama kendi menfaatine dönük; son derece mütevazi, fakat menfaatine halel gelme ihtimali karşısında da kaplan kesilen bir tip ortaya çıkar.

İç burcu Dış burcu

Toprak Ateş

Toprak Hava

Toprak Su

Toprak Toprak

Toprak gurubuna bir dış ateşin gelmesi genellikle gene taşkın bir tipin ortaya çıkmasına yol açar. Ancak bu tip su gurubundaki kadar kontrolsuz değildir. Ayrıca su gurubundaki taşkınlıkların kökeninde duygusallık olmasına karşılık; toprak gurubunun kökeninde ise menfaatler yatar genellikle.

Havanın dışa gelmesi hâlinde ise, kafadaki maddecilik ele kadar uzanmaz ve “sanki eliaçık” bir görüntü ortaya çıkar. Oysa esasen bu kişi kafaca hayli maddecidir.

Dış suda ise merhametli, acıyan ama yardımları küçük miktarları geçmeyen tipler görülür.

Toprağa rastgelen dış toprağa gelince. Son derece mütevâzi ama âdeta “varyemez” tipleri görürsünüz. Genellikle de zenginlerdir.

Şimdi görüldü ki dört içe düşen dört ayrı dış yapı itibariyle toplam 16 grup insan çıktı. Bunu biraz daha detaylandırmak gerektiğinde, ikinci basamakta144 ana grup ile karşılaşırız. Ki her insan bu 144 gruptan birindedir.

Meselâ iç Koç’tur, dış Aslan’dır, yâni ateşe ateş; veya iç Kova’dır, dış Yay, yani havaya ateş; yahût iç Yengeç’tir, dış Oğlak, yani suya toprak vesaire gibi.

Demek ki herkesin “İki ana burç gurubu” vardır.

 

YÜKSELEN BURÇ
 

Burada üzerinde en önemli bir husus olarak tekrar tekrar durduğumuz husus, kişinin “yükselen burcudur”. Zira astrolojik tüm olaylar, çoğunlukla yükselen burç yönünden aldığınız tesirlere göre oluşur. Şâyet siz “yükselen” burcunuzu bilmiyorsanız ve hattâ bundan daha ileri olarak, doğum anınıza göre çıkarılmış beyin açılım haritanıza sahip değilseniz, olayların nasıl ve ne şekilde sizi etkilediğini anlamanız mümkün olmaz. Hiç mi anlama yolu yoktur?..

Bir pratik anlama yolunu size gösterebiliriz. Ama bilinmelidir ki bu kesin olmaz. Çünkü bazı hallerde haritanızda bulunan herhangi bir eve düşen birkaç planet o evdeki burcun sanki “yükselen” burcunuzmuş gibi yapınızı etkilemesine yol açar. Ama gene de pratik olarak dediğimiz yolu deneyebilirsiniz. Alacağınız Astroloji kitabında “yükselen burçlar” bölümünü bulun ve “yükselen” burca göre verilen fizik yapı târiflerini okuyun. Hangisi sizin fizik yapınıza en çok uyuyorsa muhtemelen “yükselen burcunuz” olabilir.



YÜKSELEN BURCA GÖRE

FİZİKÎ YAPILAR
 

Karşınızdaki bir kişinin ya da kendinizin “yükselen” yâni “dış” burcunuzu anlamanın bir pratik yolunu da kısmen burada özetlemeye çalışalım.

“Yükselen” burç tespitinde önce gurubu sonra da o grup içinde hangi burç olduğunu tesbit edeceğiz.

Ateş gurubundan işe başlayalım... Koç elinde parmaklar, ince olmayan uzun ve tırnak uçları, küte yakın kavislidir. Esasen yükselen koç tipi kişiler güçlü, orta ya da uzun boylu, alnı hafif açık ve çıkık tiplerdir. Eti dolgundur ama toplu denmez.

Bu gurubun ikinci burcu Aslanlar ise yapılarıyla, saçlarıyla ve elleriyle hemen belli olurlar. Elleri bütün yakışıklı ve gösterişliliklerine rağmen, ister kadın olsun, ister erkek, bir pençe gibidir genelde. Güçlü ellerin parmaklarında eklem yerleri son derece belirgin ve kemiklidir. Su eli ne kadar etli, tombul, yumuşak ise, bu da zıddına o kadar sert, kemikli ve güçlüdür. Geniş omuzlar, kadınsa gür ve havalı saçlar, gösterişli hemen dikkati çeken bir yapı.

Yay’a gelince... Genelde, açık enli ve geniş bir alın, oval ve kemikleri belirsiz kılacak düzeyde bir yüz. Düzgün bir burun, etli olmayan dudaklarıyla konuşkan, iğneleyici ve zaman zaman da alaycı bir tip. Genellikle ince uzun, 35 yaşa kadar zayıf sonra balık etinde ve mide düzeyinde şişkinliği olan bir tip. Umumiyetle girdiği toplumlarda dikkati çeker.

Hava gurubundakilere gelince...

İkizlerdekiler. Zayıf ince orta ve uzun boylu biri. Eller ince uzun ve kemikli; parmaklar kadınlarda kürdan gibi erkeklerde de son derece ince, tırnaklar ince uzun ve sivri. Kadın yüzünde güzellik, fakat erkekte son derece kemikli, iri bir burun, ufak kulaklar. Mideden şikâyetleri çoğunlukta. Sinir sistemleri hassas, elleri açık! Yerlerinde duramazlar ve sık fikir değiştirirler.

Teraziye gelince. Yüz ister kadın olsun ister erkek, son derece güzel. Eller kemikliliğini yitirmiş, fakat tombul da değil; boy orta uzun arası!. Vücut düzgün. Yanakta ben sözkonusu. Konuşkan, canlı, sevecen, hareketli!.

Kovaya gelince. Hayli az rastlanır. Tıknaz, orta boylu güzel değil sevimli, cana yakın, özellikleri elektrik ve elektronik eşyalar ile ilgilenen, kendini beğenen bir tip. Eller az etli ince uzun, tırnaklar uzun ucu sivri.

Su gurubundakilere gelince...

Yengeç. İster kadın, ister erkek hemen tanınırlar. Kısa veya orta boy. Etli sayılır bir vücut. Yuvarlak bir baş, üstü kemikli öne sarkık ucu sivri bir burun. Kadında göğüsler belirgin iri. Eller tombul, parmaklar kısa etli ve uçları sivriye yakın. Zaman zaman âniden karamsarlığa kapılan bir tip. Çene ufak, nokta tip!.

Akrep de kolay tanınır. Orta veya kısa boy. Belirgin kemikli ucu kesik “V” çene. Bacaklar kısa. Yüz genellikle cazibeli. Ten umumiyetle pembemsi beyaz. Kadında ekstra etki söz konusu değilse diğer su burçlarında olduğu gibi göğüsler ve kalçalar belirgin. Enerjisi kolay kolay tükenmeyen ve çevresine hükmeden bir tip. Her yerde yönetici tavırlar ve eleştiricilik

Balık ise son derece toplu. Büyük yuvarlak ya da hafif oval etli yüz, iri burun, iri kulak, Akrep’te olduğu kadar arkaya yapışık değil. Yuvarlak etli çene ve gıdı!.

Evet buraya kadar anlattıklarımız pratik olarak kişinin “yükselen” burcunu tanımak için bir formül; ama asla kesin olarak böyle diyemeyiz; çünkü o kadar sayısız yarattığı oluşumları vardır ki Cenâb-ı Hakk’ın, bunları ancak guruplar içinde mütalâa edebiliriz.



“İÇ” VE “DIŞ” BURÇLAR,

NEYİ İFADE EDER?
 

“İç” burç, kişinin İSTİDADINI gösterir.

“Dış” burç, kişinin KÂBİLİYETİNİ gösterir.



ASTROLOJİK ETKİLER
 

(Soru: İnsanların melekî boyut ile ilişkisi bir bölümüyle de “astrolojik tesirler” adı altında gerçekleşirken, melekî boyutta meleklerin etkileşim sistemine nasıl yaklaşımda bulunabilir ve ona nasıl bir isim verebiliriz?...)

Meleki etkileri yalnızca astrolojik etkiler olarak değerlendirmek çok yetersizdir...

İnsanın orijin varlığı, melekî boyut kökenlidir ve bu algılanan boyuta kadar olan tüm katmanlar melekî boyutun eseridir.

“İnsan” adıyla anılan melekî kökenli varlık, ayrıca “dış” diye kabul edilen boyutla da her an iletişim hâlindedir ve ondan da etkilenmektedir ki, buna bugünkü dilde “astrolojik etkiler” ifadesi kullanılabilir...



(Soru: Astrolojik tesirlerin formasyonu YALNIZ âfâki midir?...)

Evet...



TÜR VE IRK SIÇRAMALARININ TEMELİNDE

ASTROLOJİK ETKİLER YATMAKTADIR
 

Bilim adamlarınızın bugün hâlâ çözemediği tür ve ırk sıçramalarının, temelinde hep mutasyon diye adlandırdığınız, kozmik ışınım etkileri, yâni, ASTROLOJİK ETKİLER ya da bir başka ifade ile meleklerin tasarrufları yatmaktadır.



ASTROLOJİK TESİRLER ,

İNSANLARI NASIL ETKİLER?
 

Şimdi biraz da insanların astrolojik etkilerle nasıl etkilendiği üzerinde duralım.

1-Birinci etki alım şekli: doğum anınızda güneş sistemindeki planetler nerelerde ise, onların üzerinde diğer planetler 30-60-90-120-150-180 derecelik açı yapar bir biçimde geçerken, mutlaka geçtikleri evin ihtiva ettiği konuda bir hareket oluşur.

2-İkinci etki alım şekli: bu planetler şâyet sizin haritanızdaki bir planet ile birbirleri arasında belirttiğim açıları oluşturacak bir biçimde geçerse bu defa gene benzeri türden, fakat daha sert etkileşimler meydana getirir. Meselâ haritanızdaki Venüs ya da Mars’ınızın üzerinden, bir Güneşin bir Satürn veya Uranüs ile 90 ya da 120 derecelik açı yaparak geçmesi gibi.

3-Üçüncü türden bir etki de, Ay dolayısıyla oluşan bir etkidir. Ay, duygularımız ile son derece yakın ilişki içinde olan bir planettir. Özellikle bizim “yükselen” burcumuzdan ve yükselen burcumuzun mensup olduğu gurubun diğer burçlarından geçerken, bizi son derece etkiler ve çoğu zaman tasvip etmeyeceğimiz aşırı duygusal, fevrî davranışlar içine bizi sokar.

Şâyet o anda aklımızla içimizde kabaran duygularımızı bastıramazsak, sonradan pişmanlık duyacağımız bir fiili ortaya koymamız ya da sözü sarfetmemiz mukadder olur.



İNSAN İLİŞKİLERİ,

BİRİMLERİN BEYİNLERİNİN BURÇLAR TARAFINDAN

PROGRAMLANMA BİÇİMİNE BAĞLIDIR!
 

İnsanların şu yaşam sırasında birbirlerine olan sempatilerinin ve antipatilerinin altında tamamiyle burçlarının birbiriyle uyuşup uyuşmaması hususu yatar.

Halk arasında “yıldızı barışmadı” ya da “yıldızı uydu” denilen tâbirlerin kökeninde, o kişilerin burçlarının etkileri ile birbirleri arasındaki ya çekim ya da itiş kastedilir.

Bu husus Müslim’deki bir hadîs-i şerîf’te, Ebû Hüreyre radıyallahu anh tarafından şöyle nakledilir:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ruhlar, (âhirette sınıf sınıf) toplanmış cemaatlerdir. Bundan ötürü, içlerinden birbirleri ile tanışanlar, sevişip anlamışlardır. Birbirleriyle birleşmeyenler ise ihtilâfa düşmüşler, anlaşamamışlardır”!.

Böyle olunca insanlardan kimler birbirlerini severler ve kimler de birbirlerine yaklaşamazlar, iterler.

İki insanın şâyet;

“İç” burçları aynı guruptan, “dış” burçları aynı guruptan ise birbirlerine sempati duyarlar.

“İç” burçları aynı, “dış burçları” ayrı, biri ateş öteki hava ise, yahût biri su diğeri toprak ise birbirlerine çekerler.

“İç” burçları biri ateş diğeri su ya da toprak ise bir araya kolay kolay gelemezler kafaca. Hele dışları da ateşe karşı su ise âdeta iterler birbirlerini.

“İç burçları” birbirine yakın fakat “dış” burçlar ters ise beraber arkadaşlık etmeleri zordur. Meselâ iç hava- suya dış ateş – su. Ya da iç hava – ateşe dış ateş – toprak, dış ateş – su.

Bir de şu husus vardır; çaprazlama bakış açıları...

Meselâ siz “düşünce” yapınızla yani “İç” burcunuzla karşınızdakinin davranışsal yâni “dış” burcuna bakarsınız ve beğenirsiniz, ama kafaca uyuşamazsınız. Sebep ?..

Çünkü sizin içinizle – dışınız çaprazdır. Yâni iç burcunuz hava ya da ateş, yahût bunun aksi su veya toprak; buna mukabil karşınızdakinin de bunun gibi zıt bir durumdur. Diyelim ki sizin içiniz hava dışınız sudur, onun da dışı ateş içi topraktır. Şimdi siz hava gurubundan olan kafa yapınız ile onun ateşsel “dış”ını seveceksiniz ama konuşup anlaşmaya gelince sizin kafa yapınız ile onun kafa yapısı da bağdaşmayacaktır. Daima yaşama ve olaylara apayrı pencerelerden bakacaksınız..

Demek ki iki insanın biraradaki yaşamı, iş ve arkadaşlık ya da evlilik olsun hep bu burçlarının; yâni beyin açılımlarının birbirine uyması ve dolayısıyla beyinlerinin yaydığı radyasyonların birbirini en azından itmemesine bağlıdır. “İç” ya da “dış”ları birbirini çekmeyen insanların ise birarada bulunmaları imkân dışıdır.

“Dünyada kim kimle beraber ise ölüm ötesinde de onu arar ve onunla beraber olmak ister”

sırrı kısmen bu esasa dayanır.

Demek oluyor ki insanların arasındaki münasebetler ve sempati – antipati konusu dahi beyinler arası benzer açılımlar dolayısıyla ortaya çıkmakta.

Şimdi bakın, bir kişiyi seviyorsunuz, arıyorsunuz... Mutlaka burçlarınız arasında benzerliği tespit edeceksiniz. Ki bu, daha ziyade dış burçların benzer – yakın karakterli olmasındandır.

Şimdi belirgin olarak ortaya şu husus çıkmış oldu;

İnsanların gerek kendi yapıları ve gerekse birbirleriyle olan ilişkileri hep beyinlerinin burçlar tarafından programlanma biçimine bağlı!.



BERZAH ÂLEMİ,

CEHENNEM VE CENNETLER DAHİ

BURÇLARIN HÜKMÜ  ALTINDADIR!
 

Dünya yaşamı ve tüm insanlar, ilâhî takdir ve tedbir gereği, tamamiyle burçların ve onlardaki güçleri ulaştıran meleklerin hükmü altında olduğu gibi; Berzah âleminde olanlar, yâni ölümü tadıp fizik bedeni terkettikten sonra kıyâmete kadar olan devrede yaşamını sürdüren tüm insanlar ve Cennetler ile Cehennem dahi bu burçlardan gelen tesirlerin hükmü altındadır!.

Ahmed HULUSİ Beyfendiye sonsuz şükranlarımla...


TELİF HAKLARI
© Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm)
bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi
ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla
karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler,
bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA

her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz.
Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : astroloji, ölüm ve astroloji,

28/7/2008 - ASTROLOJİ İLMİNDE EN GÜVENİLİR KAYNAK 2

ASTROLOJİ,

İNSANIN YAPISINI TANIMASI İÇİN ÖNEMLİDİR
 

Astrolojinin Din içindeki yeri, KADER konusuyla yakın alâkası dolayısı ile bu hususlara oldukça önemli yer verdik.

Astroloji, insanın yapısını tanıması için günümüzde oldukça önemlidir.

Geleceğe dönük hükümler çıkartmak, falcılıkta bulunmak yönüyle ise bâtıl!..

Zira bu hususta öylesine çok geniş kompozisyonlar söz konusudur ki, bilgisayarlarla bile işin içinden çıkmak mümkün değildir.

Gazalî Hazretlerinin “İhyâ-u Ulûmi'd Dîn” adlı eserinde, Ashabın âlimlerinden olarak bilinen İbni Abbas radiyallahu anh'ın şöyle dediği yazılıdır:

“O Allah ki yedi semâ yaratmış, arz’dan da onların bir mislini; ARALARINDAN emir inip duruyor!.” (Talâk 12)

Âyet-i Celîlesinin tefsirini yapacak olsam, beni taşa tutardınız. Bir başka nakilde de: “Beni tekfir ederdiniz!..”

Gene aynı yerde Resûlü Ekrem'in çok yakınındakilerden biri olan Ebû Hureyre radiyallahu anh şöyle dediği kayıtlıdır:

“Rasûlullah efendimizden iki kab ilim aldım, birini dağıttım. Eğer diğerinin ağzını açsam, bu kelleyi uçururdunuz!..”

Ashabtan önde gelen ve âlim sayılan bu zâtların anlayışsızlar tarafından “tekfir” edilmesine, ya da boğazının kesilmesine kadar yol açacak “SIRLAR” acaba nelerdir?..

Şunu kesinlikle bilelim ki...

Din bugün çoğunluğun sandığı gibi yüzeysel emirler-yasaklar bütünü değildir!..

Din’de öyle “SIRLAR” vardır ki, bunlara muttalî olan bir kişinin bütün hayatı değerlendiriş şekli mutlaka değişir!.. Ve bunlar ancak yüksek tefekkür gücüne sahip olarak yaratılmış beyinlere has ilimlerdir!..

Öyle ise, bizler de artık beyinlerimizi çalıştırıp, 5 duyuyla kayıtlı mahlûklar olarak yaşama seviyesinden; Allahu Teâlâ'nın kendisine “HALİFE” olarak meydana getirdiği, “en şerefli” olma mertebesine ulaşalım!..



ATLAS FELEĞİ
 

Muhyiddini Arabi şöyle devam ediyor;

“Hak Teâlâ burçlarında olan hazinelerden ve etkili bilgilerden bir şey almak için 12 melâikenin elinde bulunan bu yıldızlardan her bir yıldızı ATLAS feleği içinde yerleştirmiştir.”

İçinde yerleştirmiştir yani güneş sistemimiz dışındaki galaksi içinde!



BURÇLAR
 

    Eskilerin “BURÇ” kelimesiyle adlandırdığı takımyıldızlar yaklaşık 500-600 milyon ile milyarı geçen sayılarda biraraya gelmiş güneş benzeri yıldızlardan oluşmuştur. Ve bunlar, Evrene, kendi yapılarına uygun bir biçimde çeşitli kozmik ışınlar yayarlar.


Bunların yaydıkları ışınlar ise Güneş çevresinde dönmekte olan dünyayı ve üzerindekileri, tüm sistemle birlikte sürekli bombardıman altında tutarlar.



 BURÇLAR, GERÇEKTE.

 MELEKÎ VARLIKLARDIR!
 

Az önce dedik ki, taş, yıldız, hayvan gibi isimlerin ardında, Hakk’ın varlığından başka bir şey mevcut değildir!. Bir yıldız ya da takımyıldız, ‘’Burç’’ dediğimiz sistemler dahi belirli mânâları ihtiva eden yoğunlaşmış kitleler.

Burçlar, meleki varlıklardır gerçekte...

Burçlar, orijini itibariyle “meleki boyut” olması hasebiyle, bu boyut itibariyle Cennet boyutunda tesirlerini icra ederler.



BURÇLARIN BEDENLERİ

VE RUHLARI
 

“Burçlar” dediğimiz sistemler sürekli dönüşüm hâlindedir, bedenleri itibariyle; ruhları ise esmâ kökenli meleklerdir ve onlar için ölüm kavramı geçersizdir.



"BURÇLAR" HAKKINDA

TASAVVUF EHLİNİN GÖRÜŞLERİ
 

Önce Tasavvufun en önde gelen simâlarından Muhyiddin A’râbî’nin âlemin ve burçların oluşu hakkındaki görüşlerini dinleyelim özetle; Fütuhatı Mekkîye isimli eserinden...

MUHYİDDİN A’RABİ DİYOR Kİ:

“Hak Teâlâ, kendinde bir şey yok iken, mevcûdiyet sıfatıyla sıfatlanmıştır. Diyebilirim ki, Hak Teâlâ, mevcûdiyetin ta kendisidir.

Rasûlullâh sallullahu aleyhi ve sellem efendimiz:

“Allah vardı ve onunla beraber hiçbir şey yoktu.”

Buyurmuşlardı.

Hak Teâlâ kendi nefsi ve hüviyeti yönünden bilinmez; bu bilinmezlik ve görünmezlik keyfiyetine de “İLİM” denmiştir.

Hak Teâlâ’nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır. Burada âlem, “Bâtın” hükmüyle mevcuttu. Bâtınî hükümden ise âlemin zuhûru imkânsızdır.

İşte bu ilk duman da Rahman’ın “Zâhir” adı olmuştur. Bu durumda kendi nefsini görerek ilmî ve özel bir tecellî ile ruhî şekillerden birini seçmiştir. Bundan sonra Zâtıyla nefsine bakınca nefsini sayısız sıfatlarla muttasıf olarak buldu. İşte bu buluşu meydana getiren ilk bakış, İLİM’di.

İlimde mevcût olan bu sıfatlara da “mâkûlât” dendi. Aynı zamanda “Aklı Evvel” adını bu bakışı yapması hasebi ile aldı. Bu akıl, âlemlerin duman ve bulut içinde gizli olan sıfatlar olduğunu, bunun da kendi nefsi olduğunu seyreyledi. Ve bu sanki gölge olan aklın zâtından uzanan varlık, o tecellinin nûrundan oluştu.

Buna da “Levhi Mahfuz” veya “Zâti Tabiat” denildi. Bununla beraber bu boyutta bunun tümüne Hayat, İlim, İrade, Kelâm denildi.

Rükûnler boyutunda ateş-hava-su-toprak; cisimler âleminde sıcaklık, rutûbet, soğukluk, kuruluk; Canlılar düzeyinde de kan, safra, sevda, balgam denilir.

Bundan sonra “Akl-ı Evvel”, çehresini o dumana çevirerek, kendisinden neler kaldığını görmek istedi. Fakat bu sıfatların varlığının dışında hiçbir şey göremedi. İşte bütün âlemin sûret ve şekilleri bu zulmet ve gizlilik içinde bulunmaktadır. Hak Teâlâ’nın ARŞ’I da bu zulmet içindedir. Arşın etrafında da kürsü, felekler, cennetler, semâlar, rükûnler ve doğurucular vardır. Bu varlığın babası Akıldır, anası Nefs.

“Şunu da bil ki, Hak Teâlâ daha evvelce anlattığımız kürsü içinde şeffaf dairevî bir cisim yaratmıştır. Bunu da 12 eşit parçaya ayırmış ve bu parçalara BURÇLAR adını vermiştir.”

Bu burçlar toprak, su, hava, ateş gibi unsurlardan olup, tıpkı dünya ehlinin unsurlarına benzer.

Hak Teâlâ her bir burçta cennet ehlinden bir melâikeyi orada iskân ettirir. İşte bu burçlardan cennetlerde tekevvün edecek şeyler tekevvün eder. Değişiklikler ve karışıklıkların tümü bu burçların değişmesiyle ve kurulan düzenin bozulmasıyla olur.

Gerçek olarak âlemimizin öncülüğünü bu 12 burçta bulunan 12 melâike yapmaktadır. Böylelikle bu 12 burç, âlemlerimizin gerçek olarak imamlığını yapmaktadır. Arşın esası 4 kaide üzerine oturtulduğundan, bu burçlar 12 olmasına rağmen, 4 mertebe üzerine bulunurlar.

Konaklar üçtür. Dünya, Berzah, Âhiret. Bu konaklardan her bir konağın dört menzili vardır. Bu konaklarda bunların hükmü geçer. Üç konağı dört menzile çarparsak 12 eder bu da 12 burca delâlet eder.

Şu anda bize cennet gibi gelen dünyamız, âhıret günü itibariyle ateşe döneceği için Berzah da bu dört menzilin hükmü altındadır. Cennet de bu dördün etkisindedir.

Bunlardan Koç, Aslan, Yay aynı mizaç ve mertebededir.

Boğa, Başak ve Oğlak başka mertebede ve aynı mizaçtadır.

İkizler, Terazi ve Kova başka mertebe ve aynı mizaçtadır.

Nihâyet Yengeç, Akrep ve Balık başka mertebede ve aynı mizaçtadır. Bunlar dört hâkim vali olarak bir menzilde bulunurlar.

Dünyanınki ise Yengeç burcudur.

Berzah âlemi ise Başak burcunun hüküm ve etkisi altındadır. Ayrıca bir de dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç Burcu olmaktan çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer. Cehennem ateşine düşenlerin azâbı sona erdiğinde ise ikizler burcu dünyayı teslim almış olur.

Cenâb-ı Hak Teâlâ oniki burcun mümessili olan her bir melâikeye otuz ilim hazinesi vermiştir. Bu burçlardaki melâikeler kâinatta lüzumlu olan şeyleri bu ilim dolabı olan burçlardan olarak indirirler ve bir sene ile yüz sene arasında dünyada bırakırlar.

Cennet ve Cehennem ehline nezâret hakkı da bu 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar.

Cennetlerdeki meydana getirişlerden tutun da; yemek ve içmek, nikâh ve hareket, değişiklik ve şehvet gibi şeyler hepsi o hazinelerden inen 12 burcun temsilcileri eliyle ve Allah’ın izniyle olur. Adn cenneti hariç, diğer cennetleri bu 12 burcun mümessilleri bina etmişlerdir.

İnsanın âhıret neşeti, berzah neşeti gibidir. İnsanın bâtını, kendisine göre bir hayâldir.

Mükevkep felek cennetin tabanı, atlas felekte cennetin semâsıdır. Hava, âlemin hayatıdır. Bu nemli sıcak bir havadır. Hava içindeki nisbetler ve dereceler yükseldi mi buna ateş adı verilmiş olur. Hararet ve rutubet derecesi düştüğünde ise su adını almış olur. Havadan gayrı süratle değişecek bir şey yoktur.

En azâmetli burçlar da hava tabiatlı İkizler, Terazi ve Kova burçlarıdır.

Dünya ve dünya semâsı içindeki aydan sonra ikinci semâda Merkür, üçüncü semâda Venüs, dördüncü semâda Güneş, beşinci semâda Mars, altıncı semâda Jüpiter, yedinci semâda da Satürn vardır.

Bu gezegenlerin her biri meydana geldikten sonraki zaman içinde, burçlardaki hazineler bu gezegenlere melâikeler tarafından indirildiler ve bütün bu uydulardaki rükûnlere tesir etmeye başladılar.

Zaman, tümüyle izâfî bir şey olup gerçek varlığı yoktur. Güneşin görünmesiyle gündüz ve kaybolmasıyla gece olur ki bu izâfî hükümlerden aylar, mevsimler seneler doğar.

Allah her semâyı imâr edecek ruh âlemleri ve melâikeler yaratmıştır.

İnsanlardan evvel, Allah, yeryüzünde ateşten yaratılmış olan cinleri var kılmıştı.

Dünyadan ayrıldıktan sonra, artık uyku diye bir şey yoktur. Çünkü kıyâmet günüdür.

Mükevkep felek ateşe döndüğünde, bu feleğin içi Mukaar yâni sonsuz ateş derinliği olduğundan “cehennem” adını almıştır.

Sırat ise, arzımızın üstünden mükevkep felek doğrultusunda ve belirli bir yükseklikte cennet surları dışındaki geniş ve çimenli alana doğru kurulur.

Dünyada insan bir hayâldir.

Bugün dünya evi denen bu yerler kıyâmet günü Cehennem evi hâline gelecektir.”

Evet, Hazreti Muhammed aleyhisselâmın getirdiği İslâm Dini’ni en iyi anlayanlardan biri olan Muhyiddini A’rabî’den bu konuda size naklettiğimiz cümleler şimdilik bu kadar.

İBRAHİM HAKKI ERZURUMİ DİYOR Kİ:

Zamanın Gavs-ı A’zâmı ve Kutbul Aktabı olarak bilinen büyük âlim, mütefekkir ve mutasavvıf İbrahim Hakkı Erzurumî de Burçlar ve tesirleri hakkında bakın neler demiş:

“Zuhal (Satürn) yıldızın tabiatı gayet soğuk ve kurudur. Erkek olup, gündüze nisbet edilmiştir. Nahsı ekber, denilmiştir. Buna bakmak gam ve keder getirir.

Buna karşılık Zühre (Venüs) gezegenine bakmak da surûr ve safâ getirir demişlerdir.

Zuhal yıldızına ahmaklık, cehâlet, korkaklık, cimrilik, kin, yalan, levm, tembellik ve geç anlama gibi huylar izâfe edilmiştir. Bu yıldız rahimlere vâki olan nutfelere tâli olsa, bu yıldızın tabiatı ve vasıfları, Allahû Teâlâ’nın izni ile sirâyet edip, o cibiliyetle doğumdan sonra bu vasıfların meydana çıktığı tecrübe olunmuştur.

Zuhal, Çarşamba gecesine ve Cumartesi gününe hâkim bulunmuştur.”

Bu gibi bilgileri her gezegen için anlatan İbrahim Hakkı Erzurumî bu arada çeşitli hadîslerde geçen “beşyüz yıllık yol” tâbiri için de şu izahı yapmaktadır:

“Heyeti İslâm’da göklerin ve yerlerin büyüklük ve uzaklıklarını beşer yüz yıllık yol ile târif etmekten maksad, büyüklüklerinde mübalağadan kinayedir, yoksa bu esas ölçüleri değildir.”

Bu şiirinde yıldızların olaylar üzerindeki tesirlerini şu satırlarla ifâde eder. İ. Hakkı Erzurumî:

“Ve sonra Hakkı der, ilm-i felek sırrını ayân ettim

Otuz beyt içinde Nahs ve Sa’d saatlerini beyân ettim.

İki âlemde bir bildim müessir Zât-ı Mevlâyı

Fakat sebeplere bağlanmış ednâyı hem alâyı.

Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattır

Hangi yıldız hükmeder, ol dem nuhusat ya saadettir.”

Dünya üzerindeki oluşumların sebeplerinin yıldızlar olduğunu, ancak bu sebepleri meydana getirenin de Allahû Teâlâ olduğunu böylece tespit eden Erzurumî, Ayın tesirleri hakkında da özetle şunları söylemekte:

“Denizlerdeki med-cezir olaylarında ay baş müsebbibdir.

Ayın ilk onbeş gününde sıcaklık ve rutubet çok olduğundan damarlar kan ile dolup insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur.

Dolunaydan sonra soğuk ve kuruluğun ağır basmasıyla ihtilâtı erba bedenin derinliklerinde bulunmakla damarlarda kan azalıp, büyüme ve gelişme az olur; insan ve hayvan bedenleri zayıflar.

Arabî ayların ilk yarısında hastalanan kolay kurtulurken, ikinci yarıda hastalananlar güç sıhhat bulurlar.

Ayın ilk yarısında canlıların beyin dokuları ziyade olup, ikinci yarısında azalma olur

Mehtapda insan aya karşı uyusa veya çok otursa, bedenine gevşeklik ve tembellik gelip, baş ağrısı ve nezle olabilir.

Mehtapda hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir.

İlk yarıda balıklar su yüzüne yakın olup yağlı ve güçlü iken, ikinci yarıda dibe kaçıp güçleri ve yağları azalır.

İlk yarıda haşerat yeryüzünde daha çoğalır ve yırtıcılar canlıları yemeye daha heveskâr olur. İkinci yarıda bunun tersi olur.

Ayın ilk yarısında dikilen ağaçlar çabuk büyür ve çok gelişir; ikinci yarıda ise dikilen ağaçlar zayıf olur veya kurur.”

Ayın çeşitli burçlarda doğuşunun hangi sahalarda getireceği faydalar hakkında da özetle şunları söylemekte “MÂRİFETNAME” sahibi. Hakkı:

“Ay;

Koç burcunda doğduğunda her işe başlamayı güzel say;

Boğada olduğunda evlen, ticaret yap, bina yap;

İkizlerde doğduğunda gayrımenkul al, ilim oku;

Yengeçte iken haberleşmeye değer ver, müshil kullan, seyahate çık;

Aslanda iken ihtiyaçlarını, giderecek kişiye arzet, ziraat, tamir ve hacamat yap;

Başakta iken yeni giy, dostlarla sohbet et ve ibâdete ağırlık ver;

Terazide iken alış-veriş yap, sohbet eyle, Kur’ân dinle, devâlı nesneleri iç;

Akrep burcunda iken, temizlen, arın, yalnızlığa çekil, sükût edip iç âlemine dön;

Yay burcunda iken kan aldır, hamam ve traşı iyi say;

Oğlak burcunda iken kuyu kaz, toprakla uğraş, alış-verişi iyi say;

Kova burcuna geldiğinde vasıtalı olarak seyahate çık güzel yerleri gez;

Balık burcunda iken de deniz seyahati iyidir, ortaklık ticareti iyi olur.”

Mârifetnâme’de, gezegenlerin tesirinin hakikatı bahsinde beşinci nevî de özetle şöyle demektedir İbrahim Hakkı Hazretleri:

“Yıldızlar, meleklerin elinde mecbur ve muztardır. Melekler de Hak Teâlâ’nın emrinde boyun eğerler, itâat ederler. Hepsi onun iradesi ile ve kudreti ile harekette ve hareketsizliktedir.

Güneş sıcak ve kurudur. Ay soğuk ve rutûbetlidir. Yıldızlar bu keyfiyetleri ile âlemde mutasarrıftır. Müneccim –astrolog- bu sözleri ile doğruyu söylemektedir. Ancak bütün işleri, yıldızlara bağlaması doğru değildir. Yıldızlar ancak Hak Teâlâ’nın izni ile bu tasarruflara yetmişlerdir. Yıldızlar ve tabiatların tesir ve tasarrufda rolleri vardır.

Oniki burçda oniki melek vardır... Yedi gezegen gece gündüz o burçların kapılarında dolaşıp hizmet ederler!”

Bu konuyu daha detaylı olarak anlatan İbrahim Hakkı, konuları geniş boyutlu görmek gerektiğini de belirterek tek bir bilimle çözülemeyeceğine işaret ederek şöyle der:

“Bu hakikatı bu şekilde idrâk etmek ne tıb ilmiyle, ne hikmeti tabiî ile ve ne de ahkâm-ı nücum-astroloji hükümleri-ile hâsıl olur. Ancak Nübüvvet ilmiyle bilinir!.”

Günün hangi saatlerinde hangi işlerin yapılmasının uygun olacağını dahi astrolojik tesirlere bağlı olarak açıklayan Erzurum’lu ibrahim Hakkı, bu konuda da şöyle der:

“Otuz beyt içinde nahs ve sa’d-menfi ve müsbet saatleri beyân ettim.

İki âlemde bir bildim müessir Zât-ı Mevlâ’yı

Fakat sebeplere bağlamış ednâyı hem â’lâyı

Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattır

Hangi yıldız hükmeder ol dem nühuset ya saadettir.”

Bu arada günün hangi saatine hangi yıldızın radyasyonu güçlüdür, bunun hesabının nasıl yapılacağını öğreten beyitleri yazan Hakkı daha sonra şöyle der:

“Saat zamanlarını bir bir yedi gezegene ver gel.

Olduğun vakte hangi gezegen gelirse hâkim onu bil

Zuhaldir -satürn- nahsı ekber saati hem ağır olurmuş

Yeri yedinci felektir bina yap başlama hiç iş

Mübârek müşteridir -Jüpiter- sa’di ekber saatini hoş bil

Bey ve şira, tezvic edip her şugle ol mail.

Cihan Merihe -Mars- mahkûm olduğu saat hiç iş etme.

Çünkü nahs-ı esgardır kan aldır kimseye gitme.

Mübârek şems-güneş-hükmünde, taleb kıl cümle yârânı.

Yeri dördüncü felektir ziyâret eyle sultanı Zühre –Venüs- sa’di esgardır o saat ictima eyle.

Sohbet ve tatlı söz et güzel ses istimâ eyle.

Nakş, et, hesab etmek olur mergub

Kamer –ay- sa’d oldu bu gökte o saatte sefer hoştur.

Ticaret, şirket, haber ve mektub göndermek hoştur.

Yedi seyyare ahkâmı bu tertib üzere kanundur.

Gel ey Hak’kı bil o Hak’kı, cümle hüküm O’nundur.”

Bedenin terkibi bahsinin ikinci fasıl, üçüncü nevi’nde ise Erzurum’lu İbrahim Hakkı Hazretleri şu görüşü anlatır:

“Allahû Teâlâ’nın kudreti ile, ulvî ecramın -planetlerin ve burçların- süflî cisimlerde -maddî yapılarda- çeşit çeşit tesirleri daimî olduğundan, bütün halkın şekil, hâl, ahlâk ve tavrı henüz ana rahminde nutfe iken rast gelen baht ve tâli’leri tesirlerinden meydana gelmiştir.

Ana rahmine nutfe vâki olduğu saatte, baba ve ananın tâlileri hangi işte ise, o, nutfenin zâtına tesirle nakşıbend, yâni işlenmiş olur.

Meselâ saâdeti, şekâveti, anlayışlı, ahmak, bahil cömert, korkak, yiğit, sevgi, düşmanlık hırs kanâat, himmet ve alçaklık, fakirlik ve zenginlik, rahat ve rahatsızlık, yaşama ve yaşamama, ceml ve kemâl, kelâl ve melâl her ne hal üzere ise, o nutfenin zâtına tâli olur.

Çünkü o nutfe ceninin cisminin levh-i mahfûzdur. Levh-i mahfûz ise bu âlemin mazharı, aynasıdır.

O halde, saîd olan, o saadetini annesi karnında bulmuştur. Şakî olan da şekâvetini anası karnından almıştır.

Nitekim Habîb-i Ekrem (aleyhisselâm) hazretleri şöyle buyurmuştur:

Said o kimsedir ki, annesi karnında said olmuş; şakî o kimsedir ki, annesi karnında şakî olmuştur!.

Herkesin Tâli’nin tesirini remz ve işaret ile duyurmuştur.

Halkın bütün şekil, sıfat ve mizaçları felekî vaziyetler gereğince rahîmlerde ayrı olunca, ecelî müsemmaları da mizaçlarına göre orada muhtelif takdir olunmuştur.”

Aslına sâdık kalarak günümüz Türkçesine “Mârifetnâme”yi kazandıran Bedir Kitabevi’nin basmış olduğu nüshalarda nakletmiş olduğumuz bölümleri daha detaylı olarak okuyabilir inceleyebilirsiniz. Diğer kitabevleri ise maalesef bu bahislerin önemini anlayamadıklarından, günümüzde lüzumsuz sanarak bazı bölümleri, türkçeleştirdikleri metinlere almamışlardır.

Mevzûu daha fazla uzatmamak gayesiyle, Muhterem İmam Azîz bin Muhammed Nesefî hazretlerinin yazmış olduğu “Zübdetül Hakaik” adlı eserinden alıntılar yapmayacağım. Esasen gününün şartları içinde bu konuları açıklamaya çalışan bu değerli din âlimi “Mebde ve Meâd” adlı eserinde çok teferruatlı olarak çeşitli hususları açıklamış, burçların ve güneş sistemi içindeki yıldızların insanlar üzerindeki tesirlerini anlatmış, ölümötesine dair çeşitli hallerden sözetmiştir. Çok geniş olan bu eseri daha sonra “Zübdetül Hakaik” adlı eserinde de özetlemiştir. Arzu edenler günümüz Türkçesine çevrilmiş olan “Zübdetül Hakaik” adlı kitabı da tetkik edebilirler.

İnşâallah Muhyiddin A’rabî Hazretlerinin “Fütûhatı Mekkiye” adlı eseri de orijinaline sâdık kalınarak Türkçe’ye kazandırılabilse, bu takdirde görülecektir ki, henüz günümüz insanınca anlaşılamamış ve idrâk edilememiş pek çok gerçek geçmişte yaşamış çok değerli âlimlerimiz tarafından tespit edilmiş, ancak günün şartları dolayısıyla ilmî olarak izah edilememiştir.

 

SEYYARELERDEN HERBİRİ

KENDİ SEMÂSI DAHİLİNDE BİR ARZ(YERYÜZÜ) GİBİDİRLER

 VE ONLARDA DA

ALLAH’IN  BİR TAKIM MAHLÛKATI VARDIR!
 

Şimdi de

“EMRİ SEMÂDAN ARZA NÂZİL OLARAK TEDBÎR EDER”

ayetideki, “TEDBÎR”in mânâsına gelelim..

Bakın Hamdi Yazır merhum “TEDBÎR”i nasıl açıklıyor:

“TEDBÎR, bir işin arkasını görerek ona göre gereğini tâyin etmektir. Allah Teâlâ’nın tedbiri ise, HİKMETİNE göre İRADE buyurmasıdır..

Şu halde burada “EMÎR”, umurun tekili olarak “şein” mânâsınadır.

Yani, DÜNYANIN İŞİNİ MELÂİKE GİBİ SEMÂVÎ ESBAB VE KUVAİLE YUKARIDAN AŞAĞIYA İNDİRMEK SURETİYLE TEDBİR ve İDARE EDER..” (C.6; s:3859)

Sanırım artık iş iyice şekillenmeye başladı...

Bakın, “BÜTÜN YILDIZLAR EMRİYLE FAALİYETTELER”..

Peki ne iş yapıyorlar, görevleri ne?

Boş yere, kuru kuruya gökte dönsünler, sadece süs olsunlar diye mi yaradilmış bu yıldızlar?

“ALLAH YEDİ GÖĞÜ VE ARZDAN (YERYÜZÜ) DA BİR MİSLİNİ YARATMIŞ; EMİR (hüküm), ARALARINDAN NÂZİL OLMAKTADIR”

Âyetinin yorumunda bakın Hamdi YAZIR merhum ne diyor, “HAK DİNİ KUR’AN DİLİ” isimli en kapsamlı ve değerli tefsirinde:

“Bizim anlayabileceğimize göre, bunun zâhirde seyyarelerden her biri kendi seması dahilinde bir arz(yeryüzü) gibidirler; ve ONLARDA DA ALLAH’IN BİR TAKIM MAHLÛKATI VARDIR; demek oluyor!.” (c:7;s:5078)

“Esahhı akval olan bu ihtimale göre, Arzımızın seyyarelerle, seyyarelerin arzımızla bir mücaneseti, ve semâlarla da bir mümaseleti bulunduğu neticesi alınır..

Bundan da, arzımızın dahi bir seyyare ve seyyarelerin azçok arzımız gibi kendi âlemlerinde birer merkezi sıklet ve bazı mahlûkata mesken ve bazı eserlere menzil olan maddi ve laekalmeadin ve nebatı havi birer cirm oldukları sezilebilir...” (c:7;5081)



TAKIMYILDIZLARIN YAYDIĞI KOZMİK IŞINLAR

BİRBİRLERİNİ VE BU ARADA

DÜNYAMIZI DA ETKİLEMEKTEDİR!
 

Her biri canlı ve bilinçli bir yapı olan, çeşitli "ALLAH" isimlerinin mânâlarını hâvi "BURÇLAR"ın, yani günümüz deyimiyle “takım yıldızların”, yaymış oldukları bir kısım kozmik ışınlar, sürekli olarak birbirlerini ve bu arada dünyamızı da etkilemektedir!


Ahmed HULUSİ Beyfendiye sonsuz şükranlarımla...


TELİF HAKLARI
© Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm)
bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi
ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla
karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler,
bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA

her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz.
Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ahmed hulusi, din ve astroloji, mars güneş kavuşumu, astroloji ve islamiyet

28/7/2008 - ASTROLOJİ İLMİNDE EN GÜVENİLİR KAYNAK 1

ASTROLOJİ

(BURÇLAR İLMİ)
 

ASTROLOJİ,

“GAYB”I BİLMEK DEĞİLDİR!
 

Peki bu, gaybı bilmeyi iddia etmek, ya da gaybı bilmek değil midir?..

Siz şâyet bir otomobil fabrikasının çıkardığı modelleri ve bu modellerin özelliklerini, bunların teknik niteliklerini, motor devrini, turunu, sair inceliklerini kataloglardan öğrenmişseniz; ve sonra da biri gelip falanca şu marka ve model bir araba almış derse; sonra da siz o arabanın özelliklerini sayarsanız bu gaybı bilmek midir?.

Asla!.

Demek istediğim şudur; şâyet bir planetin hangi burçta iken ne tür özellikler oluşturduğunu bilgi ya da tecrübe yollu öğrenmişseniz, genel hatları itibariyle bir insanın da bir çok yönlerini, onu görmeden tanıyabilirsiniz. Bu, asla gaybı bilmek olmayıp; ilâhî düzen içindeki ilimlerden bir ilimdir.



Astroloji, kehânet değildir!.

Planetlerin açıları, geçmişte yaşanmış tecrübeler ışığında, yorumlayabilenlerine enteresan bilgiler verebilir.

Meselâ, bir depremi oluşturabilecek 7 Eylül 21.30; veya 16 Eylül 15.30 tarihlerindeki açılar sert ve tehlikeli olarak nitelendirilebilir… Ama o sert açı nereyi vurur; ya da şiddeti nedir konusunda fikir vermek mümkün değildir! Ayrıca bu anlardaki etkileşimin sonuçlarının, aynı anda değil; takip eden birkaç gün içinde açığa çıkacağı da göz ardı edilmemelidir.

Şu gerçek fark edilmelidir ki; düz tepsi dünya üzerinde yaşayan insanlar değiliz; ve evren bizim için, çevremizde dönmüyor!

Evrensel bir sistem ve mekanizma yaratılmış; biz de o mekanizmaya (“Sünnetullah”a) tâbi olarak yaşıyoruz!.



ASTROLOJİ,

 İLÂHİ DÜZEN’İN NASIL İŞLEDİĞİNİ,

İNSANLIĞIN OLUŞ DÜZENİ VE SİSTEMİNİ GÖSTEREN

 ‘’İLİM’’DİR!
 

Bağlantı kesildiği anda Cem, düşünmeye başladı kendi kendine...

Herkes gibi, "yıldız falı" der geçerdi burçlarla ilgili konulara... O güne kadar hiç düşünmemişti "yıldız falı" denilen şeyin gerçekte bütün insanlığa yön veren bir bilim dalı olduğunu!. Ya diğer varlıklar?.

Oysa Elf'in anlattıklarına göre, insanlık dünyası ile ilgili pek çok çözülemeyen problemin temelinde "astroloji" yatıyordu...

"Burçlar ilmi", Elf'in anlattıklarına göre, insanın âdeta tüm yaşamına yön veren bir mekanizma oluyordu!. Halbuki az öncesine kadar, bu konuda câhil diğer insanlar gibi, kendisi de böyle bir ilim dalı olduğunu bile bilmiyor, konuyu hiç ciddiye almıyordu.

Artık şu "burçlar ilmini" iyice anlamak gerekti...

Neyse geçen geçmişti...

Şimdi yapılacak iş, hiç olmazsa ânını değerlendirebilmekti...

Hemen kitaplarına gömülüp, bu konuda araştırma yapmak zorunluluğundaydı...

ELF'in vermiş olduğu bu son bilgiler gerçekten şaşırtmıştı Cem'i bir defa daha!. Zaten her bir buluşmaları onun düşünce dünyasını karmakarışık ediyordu ya!. Ama bu defakiler!.

Astrolojiyi, herkes gibi sadece bir "yıldız falı" zannetmekteydi o ana kadar Cem!.

Oysa, Elf'in anlattıklarına göre, bugünkü deyimiyle astroloji, ya da eski deyimiyle "Burçlar ilmi" tamamıyla ve kesin olarak bir bilim dalı olmalıydı!.

İnsanların beyinleri, çeşitli takımyıldızlardan gelen kozmik ışınlarla programlandığına göre, âdeta insanların "KADER"lerini düzenleyen bir bilim dalı olmalıydı!.



 "YILDIZLARA TAPINMA" DEVRİ

NE ZAMAN VE NASIL AÇILDI?

BUNA MUKABİL NEBİLER

İNSANLARA NEYİ İDRAK ETTİRMEYE ÇALIŞTILAR?
 

Burçlar olarak nitelendirilen takımyıldızlar eskiçağda Babil’liler tarafından tespit edilmiş ve tasnife sokulmuştur. 12 Burç olarak tasnif edilen takımyıldızların bu durumuna ait bilgi bazı kaynaklarda o çağda yaşadığı ileri sürülen İdris Nebi’nin mucizesi olarak da belirtilmiş ve bu ilmin kaynağının adı geçen Zât olduğu öne sürülmüştür.

Daha sonra bu ilim Yunan’lılara, Mısır’lılara ve İslâm âlemine intikal etmiştir. “Burçlar” denilince akla gelen, dünya ve üzerindekileri etkileyen 12 büyük takımyıldızdan söz edilir. Bunlar sırasıyla şöyledir:

Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık.

Eski inanışa göre yeryüzündeki olayları “burçlar” adı verilen kümelerdeki yıldızlar meydana getirirdi. Güneş sistemindeki gezegenlerde bu kümelerdeki yıldızlarla birlikte insan kaderi üzerinde rol oynardı. İnsanların bu iddiaları kuvvetlendirecek bazı delillerde elde etmesi üzerine artık “YILDIZLARA TAPINMA” devri açılmış oldu. Bu devirlerde insanlar sanıyorlardı ki, her burç birer ilâh ve insanlar hakkındaki hükümler onlardan çıkıyor. Böylece de tarihte yıldızda oturan tanrılı inanç sistemi doğdu.

Buna karşılık, gelen çeşitli Nebiler ise âlemde bütün varlıklar üzerinde hâkim ve mutasarrıf olan tek ALLAH esasını insanlara idrak ettirmeye çaba sarfettiler.



"BURÇLAR İLMİ" DENİLEN "SİSTEM"İ

AÇIKLAYAN İBRAHİM NEBİ

ULAŞTIĞI GERÇEĞİ

(BURÇLARIN TANRI OLAMAYACAĞI GERÇEĞİNİ)

NASIL DİLE GETİRDİ?
 

Bize ulaşan bilgilere göre...

İDRİS Nebi, görev süreci içinde, insanlara, yeryüzünde olup-bitenler üzerinde gök cisimlerinin tesirlerinden bahsetmiş; yani “BURÇLAR İLMİNİ” açıklamıştı...

Ancak, kendisi bu açıklamayı yaparken, elbette ki bütün bu güçlerin idaresinin de Allah'ın ilim, irade ve kudretiyle meydana geldiğini bildiriyordu...

"ASTROLOJİ" yani eskilerin deyişiyle "BURÇLAR İLMİ" denilen sistem, İDRİS aleyhisselâm tarafından açıklandıktan sonra; derin düşünce yeteneğinden mahrum insanlar olayın kökündeki ve sistemdeki ana güçten perdelenerek; tesirlerini kesinlikle tespit ettikleri "BURÇLAR" ilmine sarılıp, her şeyin yaratıcısı ana kudret olarak yıldızları kabullendiler!..

Bu yanlış tespit, daha sonraları, dar görüşlü insanların, bu gök cisimlerini "TANRILIK TAHTINA" oturtmalarına; ve böylece birer tanrı kabul ettikleri gezegen ve burçlara tapınmaya kadar uzandı!..

Esasen her Nebinin getirdikleri, o toplum içindeki dargörüşlüler tarafından zaman içinde saptırılmış, sistem içindeki doğruluk noktasından kaydırılarak; lokalize doğruluk veya yerel doğruluk noktasına oturtulmak suretiyle deforme edilmiştir..

İşte, "BURÇLAR İLMİ"nin (astroloji) konusunu oluşturan "ALLAH'ın varediş sistemi içindeki bu mekanizma"nın yanlış kavranılması sonucu; gök cisimleri, toplumlar tarafından tanrılaştırılmaya başlanınca, bu kavramlar adına putlar yapılmaya başlanmış ve nihayet ayın, güneşin, yıldızların birer tanrı oldukları ve bunlara tapınılması görüşü o devir toplumlarına yerleştirilmiştir..

Böyle bir akış içinde iken insanlar, bu defa İBRAHİM Nebî gerçekçi düşünce yoluyla bu yıldızların, ayın, güneşin tanrı olduğu yolundaki iddiaların üzerinde derin düşünceye girmiş ve bunların tanrı olamayacağı gerçeğine ulaşmıştır..

Bu eriştiği gerçek neticesinde de hâlini şöyle dile getirmiştir:

-İnni veccehtu vechiye lilleziy fatIres semâvati vel ardı HANİFen ve ma ene minel müşrikin!.. ( 6-79 )

-VECHİMİ O VECHE DÖNDÜRDÜM Kİ, YERYÜZÜNÜN VE GÖKTEKİLERİN HEPSİNİN FÂTIR’IDIR!..  HANÎF OLARAK... ŞİRK EHLİNDEN DEĞİLİM!.



TAKIMYILDIZLARIN TESİRLERİ DAHİ

İLÂHİ İRADE İÇİNDE

KUDRETİ İLÂHİ İLE MEYDANA GELMEKTEDİR!
 

Astroloji yıldız falı mıdır, yoksa bir gerçek ilim mi?..

Bize sorarsanız…

İnsanlığın oluş düzeni ve sistemi, Astroloji ilminde mevcuttur. Nitekim Muhyiddin A’râbî de bu yüzden burçların tesirleri hakkında:

“Dünyada ve cennetlerde oluşan her şey burçların tesirleriyle meydana gelir” ifadesiyle konuya işaret etmiştir.

Bu tesirleri farkedip, ancak genel nizamı ilâhî içindeki yerini değerlendiremeyen insanlar geçmişte ancak Ay’a, Güneş’e ve diğer yıldızlara tapınma durumuna girdikleri için, daha sonraki devrelerde bu konu kapatılmaya gidilmiştir.

Oysa... İlâhî düzen içinde yağmurun rüzgârın, yenen yemeğin yeri ne ise, bu takımyıldızların ve onların ışınımlarının yeri de odur!. Her biri ne görev için varedilmiş ise, o görevi yerine getirmektedirler. Onların bu tesirleri dahi ilâhî irade içinde kudreti ilâhî ile meydana gelmektedir.

Burada anlaşılması gereken en önemli olay şudur:

Nasıl, yediğimiz yemek, içtiğimiz su, belli bir enerjiyi oluşturup bedenimize yararlı oluyor diye bunlara tapınmak gerekmiyorsa ve tapınılmıyor ise; aynı şekilde beyinlerimizin çalışma düzeni üzerinde ilâhî takdir ve tedbir gereği olarak tesirli olan bu burçlara ve planetlere de asla tapınılmaz ve onlar ilâh düzeyinde mütalâa edilemez!. Halbuki, bu gerçeğe rağmen dünya üzerinde bugün güneşin oğluna tapıp, bayrak edinenler mevcuttur.

‘’Allah’ım beni doyuran sensin!’’ dediğin zaman, yediğin gıdaların çeşitli organların tarafından değerlendirilerek enerjiye çevrilmesi olayı nasıl ana mânâyı değiştirmiyor ve ortadan kaldırmıyor ise; burada da olay aynıdır!.

Bedene nisbetle yenen yemeğin, içilen suyun, teneffüs edilen havanın yeri ne ise, yıldızlardan beyne ulaşan ışınımın yeri dahi odur!.

Varlıkta mutlak hüküm süren-tasarruf eden, Allah azze ve celledir!.

Dilemiş ve herşeyi bir vesîle ile meydana getirmiştir.



BÜTÜN YILDIZLAR DA

O’NUN EMRİNDEDİRLER!
 

Evrendeki tüm varlıklar, varedenin sayısız özelliklerinin âşikâre çıkmasına vesile olmak gayesiyle ve sanki o özelliklerin yoğunlaşması suretiyle oluşmuştur. Bir diğer ifade ile; tüm takım yıldızlar, yıldız birikimleri olan galaksiler hep vareden mutlak varlığın sayısız isimlerinin ve vasıflarının yoğunlaşmış halleridir gerçekte!. Ve bunların yaydıkları sayısız kozmik ışınım dahi kendilerini oluşturan mânâların tüm varlığa yayılmasından başka bir şey değildir.

İnsana bakıp, “bu, etten-kemikten ibaret basit bir hayvandır!. Ruhu yoktur!!! Ebedî bir hayatı yoktur!. Değişime girer ve tükenir!.” demek ne kadar ilkel ve dargörüşlü bir anlayış ise;

Galaksilere, takım yıldızlara, burçlara, Güneş sistemindeki planetlere bakıp da, onlar için. “bunlar basit yıldızlardır. Doğar, ölürler. Canlılıkları yoktur, cansızdırlar!. lâf olsun diye oluşmuş ve oluşmaktadırlar!. Ne etki alırlar ne de etki verirler.” demek de o kadar ilkellik ve dargörüşlülüktür!.

“HİÇBİR ŞEY HARİÇ OLMAMAK ÜZERE, HER ŞEY ALLAH’I TESBİH VE HAMD ETMEKTEDİR ANCAK SİZ ONLARIN TESBİHİNİ ANLAYAMAZSINIZ” (İsrâ – 44)

Âyeti dahi onların canlılığına ve bir görev îfa etmekte olduğuna işaret etmektedir.

Böylece olayı izah şartlarından mahrum olan eski kemâl ehli de, bu yıldızlarda yaşayan meleklerden sözetmişlerdir ki esasen aynı şeydir. Bir kısmı da yıldızların ruhunu ifadeye çalışmıştır ki; bu da aynı şeydir.

Nahl sûresinin 16’ncı âyetinde;

“YILDIZLA ONLAR HİDÂYET BULURLAR”

denmektedir.

Bu apaçık bir gerçeğe işarettir!. Ancak ne var ki, sürekli olarak tapınma duygusu ile gözünün gördüğü bir takım şeylere tapınma arzusu içinde olan insan, yıldızlarda takılıp kalmasın ve onlara tapınmasın diye bu gerçek örtülmüştür.

“Onlar yıldızla yollarını bulurlar” şeklinde, bu âyet anlatılmak istenmiştir. Ve elbette ki âyetin sadece bu mânâsına şartlanmış olan kişiler bizim bahsettiğimiz yönünü şimdi inkâr etmeye çalışacaklardır.

Oysa yıldızların yaydığı kozmik ışınımlar, onların beyne ulaşması, ‘’hidâyet’’ dediğimiz olaya yol açan beyin devrelerini açması ve o kişinin takdîri Hüda ile böylece hidâyet bulması hiç de yadırganacak bir olay değildir!.

‘’Allah’ım beni doyuran sensin!’’ dediğin zaman, yediğin gıdaların çeşitli organların tarafından değerlendirilerek enerjiye çevrilmesi olayı nasıl ana mânâyı değiştirmiyor ve ortadan kaldırmıyor ise; burada da olay aynıdır!.

Burada anlaşılması gereken en önemli olay şudur:

Bedene nisbetle yenen yemeğin, içilen suyun, teneffüs edilen havanın yeri ne ise, yıldızlardan beyne ulaşan ışınımın yeri dahi odur!.

Nasıl ekmeğe suya havaya tapınılmıyorsa, böyle bir şey ilkellik ise, aynı şekilde yıldızlara tapınmak da o derece ilkelliktir!.

Varlıkta mutlak hüküm süren-tasarruf eden, Allah azze ve celledir!.

Dilemiş ve herşeyi bir vesîle ile meydana getirmiştir.

Eğer biz aklımızı kullanır, kâinatın nasıl tümüyle bir mekanizma şeklinde işlediğini idrâk edebilirsek; Allah’a karşı kulluk görevimizi çok daha geniş boyutlarda îfa etmiş oluruz!. Elimizden gelmiyorsa, muhakkak ki kişi kapasitesi dışında kalandan mesûl değildir!.

“GECEYİ VE GÜNDÜZÜ, GÜNEŞİ VE AYI SİZLERE TESHİR BUYURDU. BÜTÜN YILDIZLAR DA O’NUN EMRİNDEDİRLER!. ELBETTE BUNDA AKLI OLAN KAVİM İÇİN, İBRETLER VARDIR (Nahl – 12)

Allah, yeryüzünde “Halife” olarak insanı meydana getirmek istedi. Onda, kendi özelliklerini izhar etmeyi diledi. Ve onu meydana getirecek muhteşem kozmik fabrikayı, yâni kâinatı yarattı!. Sonra onun içinde, kudretiyle insanı yarattı ve nihâyet onu kendine ayna kıldı!. Tâ ki sayısız özellikleri onlarda her birinde ayrı ayrı yansısın!.

“Allahû Teâlâ yaratıklarını karanlık içerisinde yarattı ve sonra onlara NÛRUNDAN SAÇTI. O NURDAN KİME İSABET EDERSE HİDÂYET BULUR. Ve her kime isabet etmezse dalâlette kalır”. (Tırmizî)

“VE YILDIZLA ONLAR HİDÂYET BULURLAR” (Nahl – 16)

Bu anlayışla eğer araştırırsak, bu hususa işaret eden daha nice âyet buluruz.

Evet, “Yıldızla hidâyet bulurlar”.

Kimler?.

Hidâyet bulanların tümü!.

Çünkü, âyeti kerîmede sınırlayıcı hiçbir hüküm yok!.

Oysa, maalesef bu yönünden haberdar olmayanlar tarafından, âyetin mânâsı son derece dar kapsamlar içinde mütalâa edilmiş ve kısmen de âdeta zorlanarak; “Çölde yollarını kaybedenler, yıldızlara bakarak yollarını bulurlar” şeklinde bir mânâ ile sınırlanmıştır!.

Evet... Hâdi, Cenâb-ı Hak’tır!. Dilediğine hidâyet eder, dilediğini dalâlette bırakır!. Dilediğine nûrunu isabet ettirir, hidâyet denilen çalışma o yönde, onu çalışmaya kolaylaştırır. Dilediğine de isabet ettirmez!.

Diğer taraftan “YILDIZLAR DA ONUN EMRİNDEDİRLER. AKLI OLAN İÇİN BUNDA İBRET VARDIR!” şeklindeki açıklama dahi, yıldızların O’nun emri ile birtakım işler yapmak üzere varedildiğini; cansız, işe yaramaz, süs olsun diye yaratılmış şeyler olmadığını anlatmaktadır.

Ancak bütün bunları değerlendirebilmek için “AKLI OLANLARDAN” olmak lâzımdır. Ki, geniş boyutlarda konuyu ihâta edip; bütün sistemi tüm ihtişamıyla kavrasın ve Allahû Teâlâ’nın azâmetine birazcık olsun yaklaşabilsin!.



KAZA VE KADER’İN “SİSTEM”DEKİ İŞLEYİŞ ŞEKLİ

ASTROLOJİ İLMİYLE ANLAŞILABİLİR ANCAK!
 

Kaza ve kader konusunu elbetteki bir sistem şeklinde anlatabilmek mümkün değildir; bunun sistemdeki işleyiş şekli, “Astroloji İlmi”yle yani eski ifadesiyle “Burçlar İlmi”yle son derece yakında ilgilidir. Esasen astroloji insanın yapısıyla iç içedir veya insanın yapısına temel teşkil eden bir daldır.

Bilim mi değil mi???

Ben bunun tartışmasına girmiyorum… Çünkü buna bilim değil diyenler, taş devrindeyken uçaktan bahsedenleri hayalcilikle suçlayanlar gibi kalıyor.

Dolayısıyle bunun bilim olduğunu, eğer önümüzdeki asır içinde insanlık evrenin bir üst boyutunu teşkil eden mikrodalga âlemi değerlendirebilecek duruma gelirse tesbit edebilecektir.

Kader konusunun kuvveden fiile çıkıp yani kader konusundaki nazari bilgilerin tatbiki bir biçimde anlaşılır hale gelmesi astroloji ilmiyle ancak anlaşılabilir olmaktadır.



ALLAHÛ TEÂLÂ’NIN KADERİ,

“HER AN” NASIL UYGULANMADA?
 

Hemen burada şu mânâya gelen hadîs-i şerîfi hatırlatalım:

Enes radıyallahu anh naklediyor:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

-Cenâb-ı Hakk bir kazasını yerine getireceği zaman o kulun aklını başından alır, o kul bu halde o işi işler; sonra o kulun aklını iade eder de bu defa o kul pişman olup, ben bu işi nasıl yaptım der. (Deylemî)

Evet, KADER nasıl hükmünü yerine getirir, önce onu görelim;

Normal akıllı bir insan.. Ama ne çare ki kaderin hükmü geldi çattı. Mars, Güneşinin üzerinden geçerken, Ay da yükselen burcundaki bir planetin üzerine düştü. İşte o anda ne olduysa oldu, son derece sudan bir sebeple karşısındaki kişiye karşı içinde âniden bir şiddet uyandı ve çekip bıçağını saplamaya başladı!. Aklı başına geldiği zaman ise karşısındaki 12 yerinden bıçaklanarak ölmüştü!. Sonra şöyle konuştu: “Bir anda aklım başımdan gitti, vurdum vurdum... Aklım başıma geldiğinde ise iş işten geçmişti!.”

İşte sık sık gazetelerde gördüğünüz bu satırlar bilinçsiz olarak anlatılan “kader” hükmünden başka bir şey değildir!.

Nitekim yukarıda nakletmiş olduğumuz hadîs-i şerîf de bu söylediklerimizi aynen teyîd etmektedir. Böyle olunca, biz kimseyi suçlamayacak mıyız?. Bu sorunun cevabını ileride “kadere iman” bölümünde vermeye çalışacağız.

Şimdi sadece olayın geliş şekline bakalım;

Evet Allahû Teâlâ’nın kaderi nasıl yerine gelir?. Daha doğrusu her an nasıl uygulanmada?.

Beyinlerimiz her an burçlardan gelen sayısız kozmik ışınların bombardımanı altında!. Bu ışınım, beyinlerimizin ilk açılışı kadarki kapasitesiyle her an alınıp değerlendirilmede. Bu gelen ışınım, sürekli olarak değişen açılar ve değişen güçlerle beynimizde çeşitli planetlerin etkisiyle açılmış devreleri etkiliyorlar.

Meselâ ilk açılımdaki Mars devresi, bir zaman Jüpiter’in yansıttığı ışınımı alırken, bir süre sonra Satürn’ün yansıttığı, bir süre sonra Güneş’in yansıttığı ışınımı alıyor. Ya da ilk açılım ile ay; sürekli üzerinden geçen çeşitli planetlerin yansıttıkları tesirleri almada; ve gene süratli devriyle çeşitli ilk açılım devrelerini etkilemede.

Böylece bizler sürekli olarak hâlden hâle girmekteyiz.

Bazı kişilerin ilk programlanışları çok sert olur ve bunlar beyin yapıları itibariyle çok hassas olarak aramızda yaşarlar. En ufak bir etki alımında hemen duygulanırlar, daima meseleleri olduğundan çok büyük olarak görüp değişik hâllere girerler.

Bazıları da son derece ağırkanlı, zor değişen tiplerdir. Gene bazıları dışa dönük, atak, girgin; bazıları da içe dönük, pasif, ilk hareketi hep karşılarından bekleyen tiplerdir.

Bazılarının iç dünyalarında çok büyük hareketler olup bunları bir türlü dışa vuramazlar; bazıları da aksine, çok konuşkan hareketli, etkileyici tiplerdir ama iç dünyaları dışı yeterli oranda besleyebilecek kapasiteye sahip değildir. Çoğunlukla bundan dolayı içdünyalarında pişmanlıklar duyagelirler.

Kısacası insanların bütün huyları, karakterleri, mizaçları tamamiyle beyinlerinin ilk açılımında aldıkları açılımlar, programlanma istikametinde oluşur. Ve bu ilk tesirlerde ne kapasitede bir açılım ve yönlenmeye nâil olmuşlarsa, artık yaşamlarında da o istikamette bir çalışma içine girerler. Ama bu gene de nasıl başladılarsa öyle bitecektir, demek değildir. Zîra, ilk açılımdan sonra, bir vesile ile o kişi şâyet zikre başlar ise, bu defa beyninde yeni açılımlar oluşacağı için, huylarında, davranışlarında bazı değişiklikler olmaya başlar.

Ancak bu değişiklikler, daha ziyade kişinin “istidat” yönüyle alâkalı olan, doğum günleri ile ilgili olarak aldığı tesirlerde daha çabuk görülür. Kişinin “kâbiliyet”iyle alâkalı, doğum saatiyle ilgili devrelerde ise, değişim çok daha yavaş olarak meydana gelir.

Daha önceden de belirtmiş olduğumuz gibi, 120. Günde alınan tesirlerle ilgili hususlarda ise, yani kişideki “A’yân-ı sâbite”de ise asla değişiklik olmamaktadır!.

“Said ana karnında saiddir; şakî ana karnında şakîdir”.

Yâni Cennete gitmesine yol açacak ekstra antiçekim dalgalarını üretme ihsanına beyin daha 120. Günde nâil olmuştur. Ya da maâlesef hayır!.

Muhakkak ki Allah dilediğini yapmadadır!. Ve trilyonlarla güneşin içinde yüzdüğü evreni vareden güce sual sorulmaz yaptığından!.


Ahmed HULUSİ Beyfendiye sonsuz şükranlarımla...


TELİF HAKLARI
© Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur.
Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. MUHAMMED'in (aleyhisselâm)
bildirip açıkladığı "ALLAH" ismiyle işaret edilenin hakikatinin ne olduğunun öğrenilmesi
ve "DİN" denilen yaşam sisteminin bu vizyonla değerlendirilebilmesi için, tüm insanlarla
karşılıksız paylaşılmak üzere hazırlanmıştır. Tüm yayınlarımızı ücretsiz okur; dinler,
bilgisayarınıza indirebilir, çoğaltabilir; YAZAR ve KAYNAK BELİRTMEK ŞARTIYLA

her yoldan bütün çevrenizle paylaşabilirsiniz. Allah ilmine karşılık alınmaz.
Prensibimiz maddî ya da manevî karşılıksız paylaşımdır

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ahmed hulusi, insan ve astroloji, islamiyette astroloji

15/7/2008 - ASTROLOJİ ÖĞRENCİLERİNE YAZILMIŞ BİR MEKTUP-WİLLİAM LİLLY