YENGEÇ ERKEĞİ- BALIK KADINI (SONSUZ AŞK)

BALIK KADINI (Esmeralda)

en münzevi halimde, yakışmayan bir kostümle,
sevdaların sıtkından sıyrılarak
Bizans' la dalaşmış Roma ile çarpışmış, en tarihi acılardan geçerek yanına geldiğimde, Madrid' den yediğim son ihanetle
sevda sancağını yaktığımda, ve ardımda bırakıp zaferlerimi, yenilgilerime teslim olduğumda,

''hiç bir şey için geç değil''
dediğin de ve seni duyduğumda, korkaklığımdan sıyrılıp yanına geldiğimde, ben varım artık üzülme dediğinde
omzumun hiç eksilmeyen yükünü hafiflettiğinde, mutsuzluğumu şakrabanlıklara vurup gülümserken, gözlerimden damlayan yaşları, sigara dumanından deyip geçiştirirken,
fasıllardan dem vurup, şiirlerden medet umarken
karnım acıktı derken, fal bakan yok mu deyip
karşılığında tam adresi bulmuşken,
beni sorular ve sorunlarla yüzleştirirken...

verdiklerinden çok veremediklerin için,
çok isteyip yapamadıkların için,
kırgınlıkların ve kendine olan kızgınlığın için,
ağlama üzülme derken sana
karşında duran o boynu bükük fotoğrafım için,
gel dedin geldim,
git dedin kaldım,
sus dedin sustum,
ve yine sensizliğinde, sessizliğinde
içimde çoğalarak,
aşk mı, sevgi mi, yoksa alışkanlık mı,
çözemediğim her şey için
içimde...
doğum günlerimizde, (
5 mart- 22 haziran- 22 temmuz)
onca yoksulluğun ve yoksunluğun arasında
aldığın hatıralarla,
ve tanıdıkça insanları,
ve gördükçe aşkın ilkel yüzlerini devleşerek
içimde...

göç ettiğim arkama bile bakmadan terk ettiğim Ankara adına,
kariyerimi, etiketimi ve statümü bırakıp
böylesi münzevi bir hayatı seçtiğim için,
arkamdan deli diyenler adına.
bayram sabahlarında ki burukluklarım adına,
yaşadığım senle dolu ama çoğu sensiz geçen,

mevsimler aylar adına ve bu günde böylesi bir günde
yine yalnızlığım adına...

tam da sorgularken hayatı,
tam da kayarken ellerinden,
tam da düşerken gözünden,
aklımı başıma getirerek,
bunca yılları hiç etmeyerek,
NARÇİÇEĞİM dediğin günlerin,
benden gizlediğin şeylerin,
ve mahcup ve utangaç tavırlarınla,
evet hep başkaydın sen zaten...

ve her nedense akşamları gelirdin aklıma,
oysa demiştim '' beni bir gece dahi olsa yalnız bırakma''
bıraktın!
bir gece değil, bazen aylar süren gecelerce...

aşkın ilkel yüzüyle karşılaşınca,
vur-kaç deplasmanlarıyla karşılaşınca,
üreten değil tüketenlerle karşılaşınca,
gönül frekansı kapalı, kendine bile bencillerle karşılaşınca,

herşeyin lay loy lom olduğunu düşünenlerle karşılaşınca,

ve leyle ile mecnun' a inat,
ve hangi zamandan kalmışsak ikimiz
LALE DEVRİ zamanlarında kalınca...

açıklama zamanı gelmişken,
susarak,
içime kusarak,
yutkunarak,
ve masayı yumruklayarak,
içimde devrilen kadehler gibi,
gözümde tüten hasretim gibi,
koynumda uyuttuğum sen gibi,
tam zamanı geldi derken,
tekrar içime dönmem gibi,
evet sen!

 

artık susmak yok konuşma sırası bizde,
bildiklerinden çok bilmediklerinle,
yaşadiklarindan çok yaşamadiklarinla,
ve yaşamak istemediklerinle,
tutamadiklarinla,
veremediklerinle...

evetlerden çok, hayirlari duymak güzeldi,
yaşananlardan çok, yaşanmayacaklari ümit etmek güzeldi,
olanlardan çok, olmayanlari bilmek güzeldi,
seninle her türlü olumsuzluk yine de güzeldi....

biz bu dünyaya ait değiliz,
başka dünyaların çocuklarıyız,
eş ruhuz, acılarımız bile aynı zamanlı derken,
herkese inat parmağımda taşıdığım yüzükle,
senin için verdiğim mücadelelerle,
asla pişman olmadan,
ve asla yılmadan
ve
şimdi
geldiğim
noktada
en başarılı olmuşken
yine yeniden
senin için yıkarım derken,
ve senin
için yaparım bunları derken,
çipildek güzel gözlü çocuk gözlerinde ki
yalansız riyasız
aşkınla teşekkür ederken,
orda burda birileri
böyle aşk olur mu derken,
ve bizim öykümüzü yazacak
yürekli bir yazar yokken,
bir mucizeyi gerçek yapmak adına
çıktığımız bu yolda,
hala her şeye herkese inat ayakta sapasağlam dururken,
sen içimde
git gide
aşkın ilkel yüzünü gördükçe
devleşirken,

ve
artık
söz
sende
yaz hadi yaz
benim aşkımı yaz...
belki ibret olur belki örnek
ama kim olursa olsun yok bizden başkasında böyle yürek
sen ne kadar bana melek desende
melekliğin suç olduğu bu çağda
inadına bin kere melek...
NİCE NİCE YILLARA…

Esmeralda

YENGEÇ ERKEĞİ ( Hades)

 

Ben seni hangi satıra hangi notaya hangi dizeye hangi besteye sığdırayım... Hangi şair yazabilir gözlerinin derinlerini... Hangi şarkı anlatır sözlerinin değerini... Necip Fazıl geçtiğin ateşten çemberleri anlatır, Nazım o yere göğe sığmayan küçücük özgür ama tutsak yüreğini, Ümit Yaşar'a o el yakan göz bulandıran sevda türkülerini bırakırdım, Attila ilhan'a gri izmir günlerini, Ahmed Arif hasretten eskittiğimiz (Ankara) prangaları... Hepsinin diyecek bir sözü vardır senin benim bizim için... Hangisi görse bizi dayanamaz söz ister... Birinden vazgeçsem eksik kalır bu acıların bin yıllık destanı... Ahmet tutunduğumuz acıların isyanını, feryadını, bedellerini, kaybettiğimiz gençliğimizi, tellere takılan mavi uçurtmalarımızı, kanayan yüreklerimizi, tenimizden bir türlü gitmek bilmeyen hasretliğimizi, Sezen uzak diyarlarda birbirini seven iki çocuğu, ezelden ebede birbirimize helal edilmiş hakkımızı ve artık Lale Devri'nde kalışımızı, Neşet kuraklıktan çatlamış topraklarımızın suya hasretini, ve daha niceleri neleri anlatır demiştim sığmaz hiçbir yere... Uzun zamandır anladım ki bizim gizlimiz saklımız yok. Hepsi hep bin ağızdan haykırıyor yaşadıklarımızı, acılarımızı, hasretimizi, sevgimizi... Ömrüm de sensin ölümüm de sen... Yüreğimin dinmeyen sızısı her zaman 18'lik narçiçeğim...

 

Hades

 

Yükseleni Akrep, özü Yengeç, Ay burcu Yengeç , kaderimin pusulası,

Ruhumun eşi, arkadaşı, sırdaşı, yoldaşı, eş zamanlı acılarımızın ve sevinçlerimizin diğer yarısı, eksik olan diğer yarım, yarınım…

7. yılımızda ve yeni yaşında,

İyi ki doğdun, iyi ki biziz, doğum günün kutlu olsun…

 

Nice Nice Yıllara…

 

 

hAdE(s)MeRaLdA

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !